Bugünleri anlatan geçmişten günümüze önemli eserler yeniden hafızalarda canlanmaya başladı.
Âşık Mahzuni Şerif tarafından yazılan ve bestelenen önemli eserlerden olan türkü bugün yiğit olanların dilinden düşmemeye başladı.
Yaz ayının gelmesi ile bolluk ve bereket ile patates ve soğanı ana gıda malzemesi olarak gören değerli halkımız Pazar dönüşünde bu türküyü bildikleri ölçüde dillerine dolamaya başladılar sanırım.
Pazar tezgâhlarında bile kilosu 40-50 lirayı bulan patates ve soğanın bu millet için artık, et, süt, tavuk, balık, peynir, bal ile diğer sebze ve meyveler gibi lüks sınıfına gireceğine kimseler inanmazdı.
Geçmişte “Ver şuradan bir 5 kilo” diyen ahalimiz artık sayı veya gram ile patates almaya başladı.
Zam yapmak için hiçbir bahanenin değerlendirilmesinden feragat etmeyen değerli fırsatçılarımızın bir omuz atması ile Pazar tezgâhlarındaki alevler soğan ekmek yiyenleri bile yavan bırakmaya başladı.
Son yılların en bereketli bahar döneminin geride kalması ile sebze ve meyveye doyacağını düşünen ahali ne yazık ki patates ve soğanı bile tezgahlarda izleyerek “Biz bunları eskiden torbalar ile alırdık” diyerek nostalji yapmaya başladı.
Daha geçen gün Adana’da patatesin tarlada 2 lira etmesine tepki gösteren üreticilerin pazarda kilosunu 10 liraya satmaları haberlerini okumuşken Adana’ya topu, topu 240 kilometre uzaklıktaki Aksaray’da aynı patatesin 50 liraya kadar satıldığını duymak aslında beni de duygulandırdı.
Hemen aklıma bilindik türkü olan “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana” türküsü ile Ankaralı Namık’ın “Arabada 5, evde 15” şeklindeki absürt oyun havası sözleri geldi.
Çiftçi ürünlerinin para etmediği isyanı ile inim, inim inleyip, “Çalışa, çalışa batıyoruz” diyerek isyan ederken birilerinin ceplerinde bereket ağaçları artık köklerini yeraltına kadar indirdi.
Bu bereket döneminde bile sebzesinden, meyvesinden feragat eden ve “Soğan ekmeğe bile razıyız” diyen bu halka, bu reva mıdır?
Bunun cevabı siz değerli okurlarımıza düşer ama birileri itiraz etse de ne yazık ki şu anda ülkenin gerçeği de bu.
Şimdi birileri çıkacak tuhaf savunmaları ile beni suçlayacaklar,
Üretenleri suçlayacaklar,
Satanları suçlayacaklar,
Alanları da suçlayacaklar,
Ama işlerini yapmayan ve bu fiyatların bu noktalara gelmesine neden olanları hiç ama hiç kimse suçlamaya cesaret edemezken kimselerde ne bu fırsatçılardan ne de bu fırsatçıları ibreti alem için ifşa ederek hak ettikleri cezaları kesmeyenlere laf etmeye bile cesaret edemeyecekler.
Birileri mazotu, işçiliği, tarladan tezgâha gelene kadar değişen 8 eli anlatacak ama çiftçilerin iddiasına göre 2 lira verilen patatesin nasıl olup da 20-25 katına kadar çıktığını bu millete anlatmayacak.
Yani yine mağdur olanlar bu milletin lokmasını her geçen gün daha da küçültenden hesap soramazken bunu yazanları yine vatan haini ilan edecekler.
Ne diyelim, hak ettiğimiz gibi mi yaşıyoruz? Yoksa biz bunu mu hak ediyoruz?
Bunun cevabı bende var ama bir de sizden bu cevabı duymak istedim.
Hani bir büyüğümüz 1990’lardaki bir krizden sonra “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” ifadesini kullanmışlardı ya.
Şimdi patates ve soğanın bile lüks gıda kategorisine çıktığı bu dönemde insanlar karınlarını neyle doyursunlar?
Gerçekten artık bizim memleketimizde en ucuz şey olduğu için olsa gerek artık tuz bile kokmaya başlamadı mı?
Yorum Yazın