Son günlerde eskilerle ilgili kimi övgü, kimileri de sövgü dolu cümleler sıralıyor.
Özellikle eğitim konusunda geçmişteki eğitim kalitesi ile bugünkü eğitim kalitesini kıyaslar yapılıyor.
2003 Yılı ile birlikte okullarda dağıtılmaya başlanılan kitaplar eğitim için en büyük destek olsa da sonrasında başlayan yardımcı kitap furyası geçmişi mum ile aratmaya başlamadı mı?
Geçmişte anne ve babaların dershane, etüt merkezi veya adını sizlerin koyacağı başka paralı merkezlerle de derdi yoktu.
Eskiden okula gidenlerin kaliteli spor ayakkabı, teknolojik oyuncak veya ekipmanlarla da ilgili bir sıkıntısı yoktu.
O beğenmediğimiz eskilerde öğrencilerinin evlerinde akşam ne yediğini, neyi yiyemediğini bilen öğretmenleri vardı.
Evet eskiden doğalgazlı sınıflar yoktu.
Ama eskiden her sınıfta hademeler tarafından yakılan insanın içini ısıtan sobalar vardı.
Eskiden sınıflar şimdikinden kalabalıktı.
Ama o kalabalık kardeşlik, dostluk duygularını pekiştiren omuz, omuza eğitime sebep olurdu.
Eskiden aileler çocuklarını o okullara servisler olmadan, gözleri arkada kalmadan, endişe etmeden yollarlardı.
Yine o eskilerde öğretmenler okullara gelen çocukların beslenme çantalarını kontrol eder ve biraz lüks kabul edilen beslenme menüleri konusunda aileleri uyarır ve durumu iyi olmayan ailelerin koyduğu beslenme çantasının üzerinde bir beslenme çantası da istemezlerdi.
Yine TV ekranlarında Bakanımızın kendi ağzından dinlediğim “Okullarda cadılar bayramı kutlanıyordu” cümlesinin üzerine düşündüğümde;
Okullarda 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim ile Dini bayramlarımızın kutlandığına tanıklık etmeme rağmen hiç cadılar bayramı ile noel denilen etkinliklerin yapıldığını hatırlayamadım.
Yine aynı okul sıralarında bugün ana sloganımız olan yerlilik ve millilik konusunda 12 Aralık tarihinde yerli malı haftasının öneminin işlenmesi ve kutlanmasına da şahitlik ettim.
Beğenmediğimiz o geçmişte, ailelerin çoğu fakirdi, kitap almak zordu ama israfta yoktu.
Bir üst sınıfta okuyan öğrenci kitabını bir alt sınıftaki öğrenciye teslim eder ve kitaplar da senelik değişmediği için bir kitap 8-10 öğrencinin işine yarardı.
Bunun bilincinde olan öğrenciler aylarca bulunamadığı iddia edilen kitapları bir sonraki öğrenciye teslim edebilmek için hassasiyet gösterip kitapları karalayıp parçalamazlardı.
20 Yıldan beridir ücretsiz verilen kitapların bir işe yaramadığını belirten öğretmenler ile veliler ek kitap için öğrencilerin ellerine kırtasiyeci listesi vermezdi.
Yani o beğenmediğimiz eskilerde hayat bu güne kadar zordu,
Teknoloji yoktu,
Bilgiye ulaşmak için kitap koklamak zorunluydu,
Bugünün çocuklarının beğenmediği birçok şey o günün çocukları için lükstü,
Ama beğenmediğimiz o günlerde bir samimiyet, doğruluk, dürüstlükte vardı.
Eğitimde başarı da, paraya gerek yoktu.
Çocukların emekleri alacakları sınav sonuçları için yeterdi.
Yani o gün bakanımızın dediği gibi yanmayan sobamız yoktu,
Kırtasiyecide bulamadığımız kitaplardan önce hısım akrabayı yokladığımızdan çoğu zaman kırtasiyeciden kitap almaya da ihtiyacımız yoktu.
Çocukların ne kadar kabiliyetsiz olduğunu anlatmaya çalışıp okullardan yollamaya veya dershane adresi veren öğretmenler de yoktu.
Okullarda kutlanan Cadılar bayramı da yoktu.
Yani milletin gözünün içine baka, baka geçmişi çarpıtarak siyaset malzemesi yapmaya gayret eden siyasetçi ve bürokratta yoktu.
O beğenemediğimiz geçmişte olanaklar sınırlıydı ama; Saygı, sevgi, merhamet, doğruluk, dürüstlük ile okullarını ikinci yuvası gören milyonlarca öğrenci ile on binlerce de öğretmen vardı.
O resim defterlerine çizilen bacası tüten kopya evler aslında o okullardı…
Yorum Yazın