Nazmi Çalışkan

Nazmi Çalışkan

Mail: nazmicaliskan@aksaray68haber.com.tr

Kurbağanın Canı Çıkıyor…

Kurbağanın Canı Çıkıyor…

Geçmişten beri hepimizin bildiği ve zorluğu anlatan “Dereye su gelene kadar kurbağanın canı çıkacak” sözü sanki tam da bugünümüz için söylenmemiş mi?

Son yıllarda adı konulamayan ve “Ekonomik kriz” söylemi bile çok hafif kalan süreç ülkemizdeki yüzde 1-2’lik mutlu azınlık dışında herkesi perişan etmiş durumda.

Yıllardan beri süren ve artık biteceği konusunda ümitlerin de tamamen yitirildiği ekonomik süreçte artık yeni bir etkileşim alanını İran-Amerika ve İsrail üçlüsü açtı.

Son bir aydır enerji fiyatlarındaki artış sadece 50 liralık yakıt alan dayıları hatta “Arabam yok ki, bana ne yakıt zammından” diyen çok kıymetli hemşerilerimizi bile tüm isyanlarına rağmen vurmaya başladı.

Haftada 3-4 kez değiştirilen akaryakıt tabelası artık sadece yollardaki araç sahiplerini değil toplumun her kesiminin yakmaya, kavurmaya başladı.

Buna ek olarak devam eden ekonomik süreç sabit gelirli olup ta sabit yaşamı olan memur ve işçilerden daha çok iş yeri veya üretim hattı olan işletme sahiplerini vurmaya başladı.

Özellikle son haftalarda en büyük bahane olan “İran savaşı” artık üreticilere tedarik sağlayanların da bahane malzemesi haline geldi.

Ne diyelim her fırsatta Dünya’daki tüm olumsuzlukların halka bahane edildiği bir ortamda halk da artık kendi arasında yapacağı zamlar konusunda da aynı kendilerini yönetenlerin ayak izlerini takip etmeye başladı.

Geldiğimiz süreçte devam eden ekonomik sürece boyun eğen ve “Bir süre idare edelim” diyen ahali de artık bu sürecin biteceğinden umudunu tamamen kesmiş ve artık hayatta kalma mücadelesine girmiş durumda.

İş yeri işletip, istihdam sağlamaya çalışanların tüm iyi niyetleri artık yerini karamsarlık ve gelecek kaygısına bıraktı.

Gelinen süreçte artık halkın sıkıntıyı bir an bile çekmeyenler dışındakiler dışında kalanların kemer de sıkılsa rahat edecekleri görecekleri umutları tamamen kayboldu.

Bu güne kadar alınan tasarruf tedbirlerine ve artan hayat pahalılığına “Önce devletim” diyerek destek veren ahalinin umutları kaybolurken tasarruf ise sadece işçi, emekli ve memur maaşlarında kaldı.

Özellikle kamu imkânlarıyla yapılan yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerinde günlerini gün edenleri, bindikleri makam araçlarında yakılan motorinin litre fiyatını bile takip etmeyenleri, bir ekmeğin fiyatından haberdar olmayanları gören yüce gönüllü hemşerilerim artık kaderleri ile baş başa kaldılar.

Kamuda yapılması gereken tasarrufun kamuda yapılması gerektiğini bile idrak edemeyenlerin tüm sorumluluğu yıktığı ahali artık günü kurtarma derdine düştü.

Yazının başında da dediğim “Dereye su gelene kadar kurbağanın canı çıkacak” sözünde olduğu gibi artık dereye su geleceğinden umudu kalmayan dere içerisindekiler canlarını vererek kurtulmak için çaba sarf etmeye başlarken o derenin kenarında günlerini gün edenlerin her dönemde el üstünde tutulması, yurt içi ve yurt dışı otellerde resmi ziyaretler adı altında zevk ve sefalarını gördükçe 3 değil 13 senelik tasarruf tedbiri uygulansa bile artık bu ekonomik sarmalın düzelmeyeceğine ben bir birey olarak ikna oldum.

Yaşadığı hayatı inkâr edenlerin bizlerle aynı derede olmadıklarını ve o derenin kenarında günlerini gün eden mutlu azınlığın bir parçası olduklarını da biliyorum.

Tuzu kuru olanlar ekonomik sıkıntılar nedeniyle psikolojisi bozuk olanlara her gün yeni bir kulp takarken tek hedef olarak “Düzenin” değişmemesi için insanüstü çabalarını sürdürüyorlar.

Ne diyelim bu dereye su gelir mi? Bilmiyorum ama artık deredeki kurbağanın canı çıktı çıkıyor. Bu saatten sonra gelecek suda dereye can vermek yerine dere kenarında bekleyen asalaklara yeni bir can suyu olmaktan öteye gitmez…

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar