Nazmi Çalışkan

Nazmi Çalışkan

Mail: nazmicaliskan@aksaray68haber.com.tr

Kaşıntı...

Kaşıntı...

Bizim buralarda söylenen bir söz vardır, eskiler de iyi bilir;

“Bir yeri kaşınan keçi çobanın azığına saldırırmış”

İşte içerisinde bulunduğumuz ve adını millet olarak koyamadığımız bu süreç artık bu cümlenin karşılığı gibi olmaya başladı.

Dünya üzerindeki en anlamlı bayrak olan “Al Bayrağımız” ulus olarak kırmızı çizgimiz değil miydi?

Bu güne kadar bırakın bayrağımıza el uzatanlara, laf söyleyenlere bile biz millet olarak bu dünyayı dar etmedik mi?

Ne yazık ki zor bir süreç olarak yürütülmekte olan “Terörsüz Türkiye” süreci birileri tarafından farklı algılanmaya başladı.

Daha yakın tarihte başlayan ve sonu kötü giden “Açılım süreci” gibi süreci provoke etmek isteyenler de, bayrağımızla derdi olanlar da bir anda ansızın ortaya çıktılar.

Bir Ulusun bağımsızlığının sembolü olan bayrağımız milletini bile bilmediğimiz kansızlar tarafından indirilirken yerine tuvalet kağıdı bile yapılmayacak bir paçavra çekilerek artık bu milletin sinir uçlarına dokunulmaya başlandı.

Bizler terörsüz Türkiye sürecine karşı değiliz ama bu süreç yürüsün diye de her türlü hadsizliğe, milli ve manevi değerlerimiz arasında en dokunulmaz olan bayrağımıza da yapılan saldırıyı sineye çekecek kadar da şuurumuzu yitirmedik.

Hep beraber Dünya'nın en zor coğrafyasında terör örgütlerinin arasında yıllardır mücadele veren geçmişi tertemiz olan bir milletin bir bireyi olarak yapılan saldırının sadece bir kınama veya lanetleme ile son bulmasını kabul etmiyorum.

Artık Al Bayrağımız ile ilgili bir düzenleme yapılmasını ve bu bayrağa saldırı girişimi yaparak çekildiği direklerden indirmek için girişimde bulunanların da 14 Ağustos 1996 tarihinde Kıbrıs'taki gibi anında cevabını almalarının zamanı geldi ve 20 Ocak 2026 tarihi itibari ile de geçti bile.

Başkaları için bayrakları her ne kadar paçavra ve bez parçasından ibaret olsa da Türk Milleti için bayrak ülkenin namusudur ve Şehitlerimizin bizlere en kutsal emanetidir.

Bu konuda çok daha fazla şeyler yazarız.

Çok şeyler söyleriz ama 5 Ocak 1940 yılında Arif Nihat Asya tarafından kaleme alınan “Bayrak” şiiri ile geleceğimizin teminatı olan genç kardeşlerime ve kendisini Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir parçası olarak gören hemşerilerime sesleniyorum;

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım!

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

*

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım.

Seni selâmlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım.

*

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver.

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

*

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düştüğümüz gün

Gölgene sığındık.

*

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;

Barışın güvercini, savaşın kartalı

Yüksek yerlerde açan çiçeğim.

Senin altında doğdum.

Senin altında öleceğim.

*

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yer yüzünde yer beğen!

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim!

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar