<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Aksaray 68 Sondakika Haberler</title>
        <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/</link>
        <description>Aksaray 68 Son dakika haberleri Aksaray Güncel Haberleri, aksaray haberleri, haberler</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Akciğer Kanseri: Sinsi İlerliyor, Ama Önlemek Elimizde!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/akciger-kanseri-sinsi-ilerliyor-ama-onlemek-elimizde-14058</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/akciger-kanseri-sinsi-ilerliyor-ama-onlemek-elimizde-14058</guid>
                <description><![CDATA[Akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Ancak erken tanı olanaklarının artması ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde umut verici bir tablo ortaya çıkıyor. Kanserle mücadelede farkındalık çalışmalarını yıl boyunca sürdüren Türk Kanser Derneği de, Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında toplumun erken tanı ve korunma yöntemleri konusunda bilinçlenmesinin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, akciğer kanserinin çoğunlukla geç belirti veren ve bu nedenle “sinsi” ilerleyen bir hastalık olduğunu belirterek, en önemli risk faktörünün sigara olduğunu vurguladı. Polat, “Sigaradan uzak durmak hastalığın gelişme riskini önemli ölçüde azaltırken, düzenli taramalarla erken evrede tanı konulması tedavi başarısını ciddi şekilde artırmaktadır. Bu hastalıkla mücadelede her bireyin bilinçli adımlar atması hayati önem taşır.” ifadelerini kullanarak, akciğer kanserine ilişkin önemli bilgiler paylaştı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kimler risk altında?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sigara kullanımı, akciğer kanserinin en temel nedenidir; pasif içicilik de riski ciddi derecede artırır. Ayrıca asbest, radon gazı, hava kirliliği, ileri yaş ve genetik yatkınlık da risk faktörleri arasında yer alır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkiye’de her yıl yaklaşık 27.000 kişi akciğer kanseri tanısı alırken bunların yaklaşık 23.000’i erkek, 4.000’i kadındır. Dünya genelinde ise 2022 verilerine göre 2.480.675 yeni vaka ve 1.817.469 ölüm gerçekleşmiştir. Ülkemizde akciğer kanseri tüm kanser vakalarının yaklaşık %17,6’sını oluşturmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Belirtiler neler olabilir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Geçmeyen öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, balgamda kan, açıklanamayan kilo kaybı, ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve halsizlik en sık görülen uyarıcı belirtiler arasında yer alır. Bu belirtiler her zaman akciğer kanseri anlamına gelmez ancak bu şikayetlerin görülmesi halinde zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tedavi yöntemleri nelerdir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Günümüzde akciğer kanseri tedavisinde yalnızca ameliyat ve klasik kemoterapi değil; hastalığın genetik özelliklerine göre planlanan hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapi de başarıyla uygulanmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yapılan meta-analizler, ileri evre akciğer kanserinde “hedefe yönelik + radyoterapi” gibi kombinasyonların, hastalığın ilerlemeden geçen yaşam süresini anlamlı şekilde uzattığını göstermektedir. Bu nedenle akciğer kanserine yakalanmak artık “iyileşmemek” anlamına gelmemektedir. Dünyada kanser tedavisinde kullanılan tüm güncel ve onaylı yöntemler, ülkemizde de etkin bir şekilde uygulanmaktadır</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Unutmayalım…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Akciğer kanseri çoğu zaman sessiz ilerler ve dünya genelinde en fazla ölüme yol açan kanser türlerinden biridir. Erken tanı, tüm kanser türlerinde olduğu gibi akciğer kanserinde de en güçlü silahımızdır. Düzenli taramalar ve sigarayı bırakma oranlarındaki küçük bir artış bile binlerce hayatın kurtulmasını sağlayabilir.Ancak şunu da bilmek gerekir ki akciğer kanseri yalnızca “sigara içenlerin hastalığı” değildir. Hava kirliliği, genetik yatkınlık ve çevresel etkenler de riski ciddi ölçüde artırmaktadır. Bu nedenle riskleri bilmek, belirtileri göz ardı etmemek ve erken hareket etmek hayati önem taşır.Unutmayalım; sağlıkla aldığımız her nefesin değeri, onu kaybetmeden önce anlaşılmalıdır.(Basın bülten)</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Nov 2025 16:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2025/11/akciger-kanseri-sinsi-ilerliyor-ama-onlemek-elimizde-1762435006.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyetisyen Altıntaş: “Yeni Nesil Zayıflama ile Aksaray&#039;ı Buluşturuyoruz”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/diyetisyen-altintas-yeni-nesil-zayiflama-ile-aksarayi-bulusturuyoruz-8278</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/diyetisyen-altintas-yeni-nesil-zayiflama-ile-aksarayi-bulusturuyoruz-8278</guid>
                <description><![CDATA[Aksaray'da ilk ve tek eksi 40 derece buzla yağ kırma uygulamasını Diyetisyen Ahmet Altıntaş yapmaya başladı. Yeni kliniğini açan Altıntaş, "Kilo veremeyen ve bu yolda belli bir şeyi başaramamış kişilerin hayatına dokunmak istiyoruz" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Diyetisyen Ahmet Altıntaş, bir ilke imza atarak, şehrin ilk ve tek eksi 40 derecede buzla yağ kırma uygulaması yapan yeni kliniğini açtı. Bölgesel yağlanmayı azaltmaya yardımcı olan buz ile yağ kırma uygulaması yaptıklarını açıklayan Altıntaş, uygulanan soğuk hava ile yağ hücrelerini öldürdüklerini ve böylece kilo verme sürecini ciddi şekilde hızlandırdıklarını dile getirdi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">"Diyetisyenlik istememin sebebi çok kilolu bir çocukluk yaşamıştım"</span></u></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aksaray’da klinik açarak hizmet vermeye başlayan Diyetisyen Ahmet Altıntaş, "Ankara Atılım Üniversitesi yüzde 100 İngilizce Beslenme ve Diyetetik bölümünden mezun oldum. Kliniğimi açtım. Öncelikle diyetisyenlik istememin sebebi çok kilolu bir çocukluk yaşamıştım ve bu kilolu olduğum dönemde zayıflama sürecine girmekte sıkıntılar yaşadım. Birçok diyetisyene gittim ve orada diyetisyenlerin nasıl bir mesleki hayat içerisinde olduklarını gördüm ve bu mesleğe çok bağlandım, çok sevdim. Lisedeyken aklıma gelmişti diyetisyen olmak, sonra nasip oldu, okuldan mezun oldum ve kendi kliniğimi açtım" dedi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">"İlk seansta 2-6 santim incelme garantisi veriyoruz"</span></u></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aksaray'da ilk ve tek buzla yağ kırma cihazına sahip olduğunu ifade eden Altıntaş, "Türkiye'de son nesil zayıflama olarak geçmekte. İlk seans itibariyle 2-6 santime kadar bir incelme garantisi veriyoruz. Belli miktarda yağları parçalıyoruz ve metabolik olarak doğal yollar ile atıyoruz. Ankara'da staj dönemimde bu cihazı tanıma fırsatım oldu. İstanbul'da da birçok şubesi ve talebi vardı. Orada da işlemleri görmüş bulunmaktayım. Çok etkilendim, çok beğendim ve bunu Aksaray'ımıza da getirmek istedim. Zaten çok sağlıklı bir şekilde uygulandığı ve kişiye bir zarar vermediği için 'bu tam ilimize, Aksaray'ımıza göre' dedim" açıklamasında bulundu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aksaray'ı yeni nesil zayıflama ile tanıştıracaklarını söyleyen Altıntaş, "Sonra daha çok büyüyüp ikinci ve üçüncü kliniklerimizi de açmak istiyoruz. İnsanların hayatında yeni bir sayfa açmak, uzun süre boyunca kilo veremeyen dirençli yağları kırmak ve belli bir şeyi başaramamış kişilerin hayatına dokunmak istiyoruz" dedi. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><u><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Zayıflamak Ve Formda Kalmak İçin Adresi Gösterdi</span></u></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Diyetisyen Ahmet Altıntaş', "Açılış inşallah önümüzdeki iki hafta içerisinde, Kasım sonu ya da Aralık başı gibi düşünüyoruz. Hizmet vermeye başladık üçüncü haftamızı bitirdik, herkesi bekliyoruz. Kliniğimiz Taşpazar Mahallesi Adliye karşısı Asko Vega B giriş 6. katta yer alıyor" diyerek tüm zayıflamak isteyenleri, formda kalmayı arzu edenleri davet etti. (Haber merkezi)</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Nov 2023 17:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2023/11/diyetisyen-altintas-yeni-nesil-zayiflama-ile-aksarayi-bulusturuyoruz-1700576453.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Üzüntüden Şiştiğini Düşündüğü Karnından 5,5 Kilogramlık Kitle Çıkarıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/uzuntuden-sistigini-dusundugu-karnindan-55-kilogramlik-kitle-cikarildi-7475</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/uzuntuden-sistigini-dusundugu-karnindan-55-kilogramlik-kitle-cikarildi-7475</guid>
                <description><![CDATA[Aksaray'da operasyonu gerçekleştiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Rıfkı Karabatak:
"Hastamız şimdi düz bir karınla yeniden doğmuş gibi hayatına devam edecek. Yumurtalık kisti kadın hastalarda görülen bir durum ancak bu şekline az rastlanıyor"]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Rahatsızlıklarından kurtulan Nilüfer Dikme: “Yaklaşık 11 ay önce kardeşimi kaybettim, üzüntü nedeniyle oluyor sanmıştım. Maalesef öyle değilmiş. Hastaneye 59 kilogramla geldim, 53 kilogram olarak gideceğim. Hafiflediğimi hissediyorum" Aksaray'da çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle hastaneye başvuran kadının karnından, iç organlarını sıkıştıran 5,5 kilogramlık kitle başarıyla çıkarıldı. Kent merkezinde yaşayan 46 yaşındaki Nilüfer Dikme, karnındaki şişkinlik, halsizlik ve bulantı şikayetiyle kentteki bir özel hastaneye gitti. Tetkiklerde karnında kitle tespit edilen Dikme ameliyata alındı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>&nbsp;Kitle karın bölgesini doldurmuş</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hastane Başhekimi ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Rıfkı Karabatak tarafından yapılan ameliyatta, kadının karın bölgesinden 50 santimetre uzunluğunda, 25 santimetre genişliğinde 5,5 kilogram ağırlığındaki kitle çıkarıldı. Karabatak, AA muhabirine, yaklaşık üç aydır süren şişlik şikayetiyle hastaneye başvuran hastanın muayenesinde, karnın içini tamamen kaplayan bir kitle tespit ettiklerini söyledi. Büyük kitle olduğu için kanser riskini göz önüne alarak birtakım tetkikler ve görüntüleme yaptıklarını anlatan Karabatak şöyle konuştu: “Ameliyat öncesi her türlü riskleri hastamızla paylaştık. Hastamız da sağ olsun bize güvendi ve başarılı bir operasyon gerçekleştirdik. Sanki büyük bir karpuz büyüklüğündeki yumurtalık kistini çıkardık. Kitle, hastanın karnında çok hızlı büyüme yapmış ve adeta karın bölgesinin tamamını doldurmuş. Kitle aynı zamanda bağırsakları ve diğer organları sıkıştırmış. Hastamız şimdi düz bir karınla yeniden doğmuş gibi hayatına devam edecek. Yumurtalık kisti kadın hastalarda görülen bir durum ancak bu şekline az rastlanıyor."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Kendisini hafiflemiş hissediyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Nilüfer Dikme ise ağrısının olmadığını, karnındaki şişlik kendisini rahatsız edince hastaneye gittiğini dile getirdi. Doktorunun karnında büyük bir kitle olduğunu söylediğinde şaşırdığını belirten Dikme, "Allah'a şükür hocam ameliyat etti ve kitleden kurtuldum. 50 santimetrelik bir şey çıktı karnımdan şok oldum. Yaklaşık 11 ay önce kardeşimi kaybettim. Üzüntü nedeniyle oluyor sanmıştım. Maalesef öyle değilmiş. Hastaneye 59 kilogramla geldim, 53 kilogram olarak gideceğim. Hafiflediğimi hissediyorum." dedi. (AA)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Aug 2023 13:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2023/08/uzuntuden-sistigini-dusundugu-karnindan-55-kilogramlik-kitle-cikarildi-1692958368.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lösemi Çocukluk Çağı Kanserlerinin Üçte Birini Oluşturuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/losemi-cocukluk-cagi-kanserlerinin-ucte-birini-olusturuyor-4704</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/losemi-cocukluk-cagi-kanserlerinin-ucte-birini-olusturuyor-4704</guid>
                <description><![CDATA[Aksaray İl Sağlık Müdürlüğü 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla bilgilendirme metni yayımladı. Aksaray İl Sağlık Müdürlüğü, Türkiye’de tüm çocukluk çağı kanserlerinin üçte birini lösemilerin oluşturduğunu açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada; “Lösemiler, normalde farklı tiplerde kan hücrelerine dönüşecek olan hücrelerden köken alan kanserlerdir. Çocukluk çağında en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (IARC) verilerine göre; 2020 yılında Dünya’da 0-14 yaş aralığında 67.008 vaka tahmin edilmekte olup, bu haliyle çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin üçte birini (%32,7) oluşturmaktadır. Ülkemizde de dünya ile benzer biçimde tüm çocukluk çağı kanserlerinin üçte birini (%33,4) lösemiler oluşturmaktadır. Erken evrede teşhis edilen birçok çocukluk çağı kanseri gibi lösemiler de yüksek oranlarda tedavi edilebilmektedir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Halihazırda çoğu çocukta belirti vermeden önce, löseminin erken teşhisi için yaygın olarak kullanımı önerilen bir kan tetkiki veya diğer tarama testleri bulunmamaktadır. Çocuğun doktora gitmesini sağlayacak belirtilere yol açtığından çocukluk çağı lösemilerine sıklıkla tanı konabilmektedir. Başvuru sonrası hekimler tanı koyma sürecinde lösemiye işaret edebilecek kan testlerini uygularlar. Lösemileri erken saptamanın en iyi yolu, söz konusu hastalığın olası belirtilerini gözden kaçırmamaktır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lösemi riskinin yüksek olduğu bilinen çocuklarda (Li-Fraumeni sendromu veya Down sendromu gibi genetik bir duruma sahip çocuklarda olduğu gibi) birçok hekim durumu yakından takip ederek düzenli tıbbi kontrolleri sürdürmekte ve şüphe uyandıran hallerde ilave başka testler önermektedir. Benzer durumlar diğer kanser türleri için kemoterapi ve/veya radyasyon tedavisi alan, organ nakli yapılan veya bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar alan çocuklar için de geçerlidir. Sözü edilen çocuklarda lösemi riski genel topluma oranla daha yüksek olmasına karşın hala küçük bir risktir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Löseminin belirtileri şu şekilde sıralanabilir:</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">· Kansızlık (anemi)</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">· Enfeksiyonlara yatkınlık, sık sık hastalanma, yüksek ateş</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">· Çeşitli kanamalar (burun kanaması, diş eti kanamaları, cilt altı kanaması gibi), ciltte sık sık çürük oluşumu, kesik oluştuğunda kanamanın güçlükle durdurulması</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">· İştahsızlık, kilo kaybı</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">· Dalak ve/veya karaciğerde büyüme</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">· Lenf düğümlerinde şişlikler (ciltte ele gelen yumrular)</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">· Halsizlik, solukluk, çabuk yorulma, çarpıntı</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">· Kemik ve eklemlerde ağrılar, şişlik ve hareket kısıtlığı</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yukarıda sayılan belirtilerden birçoğunun lösemi dışı herhangi başka bir sebepten de kaynaklanabileceği ve aslında bu ihtimalin daha yüksek olduğu unutulmamalıdır. Ancak, anılan belirtilerin var olması halinde bir hekim tarafından kontrol edilerek olası nedenin saptanması ve tedavinin düzenlenmesi önem arz etmektedir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tanı</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tanı, esasen hastanın şikâyet ve muayene bulguları değerlendirilirken lösemi ihtimalinin göz önünde bulundurulmasına dayanır. Lösemi şüphesi sonrasında yapılacak kan testleri ile tanı netleştirilebilir. Ardından kemik iliği aspirasyonu/biyopsisi, özel kan testleri ve genetik testler yapılabilir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tedavi</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günümüzde çocukluk çağı lösemileri %80 oranında tedavi edilebilmektedir. Hastalık, ülkemizde de başarı ile tedavi edilmekte olup tedavi başarısı diğer dünya ülkelerinden farklılık göstermemektedir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Lösemi kemoterapi ile tedavi edilmektedir. Gerekli olduğu durumlarda kemik iliği nakli, radyoterapi gibi tedaviler de kullanılmaktadır. Çocuklarda lösemi tedavisi devletin güvencesi altında olup ücretsiz yapılmaktadır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sağkalım</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Özellikle akut lösemilerde hastalığın tamamen tedavi edilme oranı çok yüksektir. Diğer lösemilerde de sağkalım oranları yüksektir. Ülkemizin verilerinin de yer aldığı Küresel Kanser Sağkalım Eğilimleri Sürveyansı (CONCORD-3) çalışmasına göre; akut lenfoblastik löseminin 5-yıllık sağ kalım oranı %80.9 olarak bulunmuştur.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Önleme</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocukluk çağı lösemilerinin, yaşam tarzı ve çevre ile ilgili olası sebepleri çok azdır. Bu nedenle çoğu durumda anne-baba ve çocukların bu kanserleri önlemek için bireysel bazda yapabilecekleri bir şey olmadığını bilmesi önemlidir. Bununla birlikte, çevresel risk faktörü olarak radyasyona ve bazı kimyasallara maruz kalmanın lösemi riskini artırabildiği bilinmektedir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bazı çalışmalarda çocukluk çağı lösemisi ile hamilelik sırasında veya erken çocukluk döneminde hane halkı pestisit maruziyeti arası ilişki çalışılmışsa da olası bir bağlantıdan söz edebilmek için daha ileri araştırmalara ihtiyaç olduğu belirtilmiştir” denildi. (Basın bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Nov 2022 13:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/11/losemi-cocukluk-cagi-kanserlerinin-ucte-birini-olusturuyor-1667817280.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Parlak “Sıcak Yorgunluğuna Karşı Bol Sıvı Tüketin”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/parlak-sicak-yorgunluguna-karsi-bol-sivi-tuketin-3953</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/parlak-sicak-yorgunluguna-karsi-bol-sivi-tuketin-3953</guid>
                <description><![CDATA[Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. İsmet Parlak, sıcak çarpması konusunda açıklamalarda bulundu. Artan sıcaklıklara karşı sıcak çarpması konusunda bilgiler veren Parlak; “Sıcak çarpması; yüksek derece ısı ve nemli ortamda, vücudun ısı dengesini ayarlayamaması sonucu aşırı terleme yoluyla sıvı ve tuz kaybına bağlı olarak ortaya çıkan durumdur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sıcak çarpmalarını; sıcak yorgunluğu ve sıcak çarpması şeklinde ikiye ayırabiliriz” dedi.Artan sıcaklıklara karşı yaşanabilecek sağlık sorunları hakkında açıklama yapan Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. İsmet Parlak sıcak yorgunluğunun belirtileri ile ilgili açıklama yaparak; “Sıcak yorgunluğunun en önemli belirtilerinin başında aşırı terleme, solgunluk, kas krampları, baş ağrısı, baş dönmesi veya yorgunluk, uykuya meyil, hızlı, zayıf nabız, hızlı yüzeysel nefes alma gibi faktörler yer alıyor” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sıcak yorgunluğuna karşı neler yapılası gerektiğini paylaşan Parlak; “Hasta serin ve havadar bir yere alınır. Giysiler çıkarılır, Sırt üstü yatırılarak, kol ve bacaklar yükseltilir, Bulantısı yoksa ve bilinci açıksa su ve tuz kaybını gidermek için 1 litre su -1 çay kaşığı karbonat -1 çay kaşığı tuz karışımı sıvı ya da soda içirilir. Hasta/yaralının serin bir yere taşınmasına yardımcı olun. Bacaklarını hafifçe kaldırmış bir vaziyette uzanmasını yardım edin. Hasta/yaralıyı temiz bir bez veya sünger gibi bir malzemeyle silerek ya da serin bir duş almasını sağlayarak soğutun. Hasta/yaralının dinlenmesini isteyin. Normal şartlarda hasta/yaralıdan ilk yardımın temel bir kuralı olarak herhangi bir şey yememesi ve içmemesi istenirken, sıcak yorgunluğunda istisnai bir durum olarak bol su içmesi istenir.112 acil yardım numarasını arayarak ya da aratarak yardım istemeyi unutmayın. Hasta/yaralının nefesini ve bilincini gözlemlemeye devam edin” ifadelerini kullandı.Aşırı sıcakların etkisi sonucunda yaşanan sıcak yorgunluğu hastalığının risk grubunda bulunan kişileri aktaran Parlak; “Sıcak çarpması için özel bir risk grubu bulunmamakla beraber, diğer hastalık ya da yaralanmalar için hassas olan kişiler, sıcaktan da diğer kişilere göre daha çok; kalp hastaları, tansiyon hastaları, diyabet hastaları, kanser hastaları, normal kilosunun çok altında ve çok üzerinde olanlar, Psikolojik yada psikiyatrik rahatsızlığı olanlar etkilenirler. Bu kişiler; böbrek hastaları, 65 yaş üzeri kişiler, 5 yaş altı çocuklar, hamileler, sürekli ve bilinçsiz diyet uygulayanlar, yeterli miktarda su içmeyenler” diye belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Son olarak sıcak çarpmasından korunmak için alınması gereken önlemler konusunda bilgiler veren Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. İsmet Parlak şu ifadelere yer verdi; “Özellikle şapka, güneş gözlüğü ve şemsiye gibi güneş ışığından koruyacak aksesuarlar kullanılmalıdır. Güneşe çıkmadan en az 30 dakika önce en az 30 faktörlü koruyucu bir güneş kremi kullanılmalıdır. Eğer yüzülüyorsa güneş koruyucu krem iki saatte bir yenilenmelidir. Mevsim şartlarına uygun, bol, terletmeyen, açık renkli ve hafif giysiler giyilmelidir. Bol miktarda sıvı tüketilmelidir. Vücut temiz tutulmalıdır. Her öğünde yeteri miktarda sindirimi kolay hafif yiyecekler tercih edilmelidir”(Basın bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Aug 2022 15:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/08/parlak-sicak-yorgunluguna-karsi-bol-sivi-tuketin-1661256184.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Böbrek Yetmezliklerinin Tedavisi İçin Yeni Bir Proje Geliştiriliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bobrek-yetmezliklerinin-tedavisi-icin-yeni-bir-proje-gelistiriliyor-3757</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bobrek-yetmezliklerinin-tedavisi-icin-yeni-bir-proje-gelistiriliyor-3757</guid>
                <description><![CDATA[Aksaray Üniversitesi (ASÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Karahaliloğlu, kronik böbrek rahatsızlıklarının en yaygın tedavisi olan diyaliz prosesinde kullanılabilecek yeni nesil bir hemodiyaliz membranı hazırlayacaklarını, konuya dair projelerinin TÜBİTAK tarafından kabul edildiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Geliştirilecek olan hemodiyaliz membranının hâlihazırda sıklıkla kullanılan polietersülfon diyaliz membranlarına bir alternatif olabileceğini, yüzey özellikleri ve üretim prosedürü yönüyle bir üstünlük ortaya koyabileceğini kaydeden Karahaliloğlu, bu mebranın çevre dostu ve biyouyumlu olacağını belirtti. Çalışmanın gelecek açısından da önemli çıktılarının olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Zeynep Karahaliloğlu, “Böbrek yetmezliği günümüzün önemli sağlık problemlerinden birisi ve bu sağlık probleminin en yaygın tedavi şekli diyaliz. Hazırlayacağımız membran, diyaliz prosesinin iyileştirilmesine katkı sağlamanın ötesinde, daha sonraki çalışmalarda giyilebilir bir diyaliz makinesi tasarımına da dönüşebilecektir. Böylelikle su ve elektrik gibi kentsel altyapı ihtiyaçları gerektiren hemodiyaliz prosesinin, herhangi bir afet durumunda sekteye uğraması da engellenmiş olacaktır” dedi. Projenin TÜBİTAK-3501 Kariyer Geliştirme Programı kapsamında kabul edildiğini anımsatan Doç. Dr. Karahaliloğlu, açıklamasının son bölümünde “Aksaray Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu” üyelerine katkılarından dolayı teşekkür etti. Projenin çalışma ekibinde Kapadokya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Baki Hazer, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Batur Ercan ve Konya Şehir Hastanesi’nden Doç. Dr. Rafiye Çiftçiler yer alıyor. ASÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Şahin, projelerinden dolayı Doç. Dr. Zeynep Karahaliloğlu’nu tebrik etti ve tüm çalışma ekibine başarılar diledi. (Basın bülteni)</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Aug 2022 16:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/08/bobrek-yetmezliklerinin-tedavisi-icin-yeni-bir-proje-gelistiriliyor-1659531756.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramı’nda Et Tüketimine Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kurban-bayraminda-et-tuketimine-dikkat-3529</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kurban-bayraminda-et-tuketimine-dikkat-3529</guid>
                <description><![CDATA[Bayramlar, tüm aile bireylerini bir araya getiren, sevgi ve mutluluğun göstergesi olarak simgelenen geniş sofraların kurulduğu günlerdir… Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, bayramı sağlıklı ve mutlu geçirebilmek için et tüketimi konusunda önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kurban Bayramı’nda, bayram geleneklerimizden olan tatlı, şeker tüketimine ek olarak kırmızı et tüketiminin miktarı ve sıklığı artmaktadır. Bu dönemde şişmanlık, yüksek tansiyon, kalp-damar, mide ve diyabet (şeker) hastalığı olan kişilerin beslenmelerine dikkat etmeleri gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, diyabet (şeker) ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve aşırıya kaçmamalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alınması gereken önlemlerin herkes için geçerli olduğu unutulmayıp Kurban Bayramı’nda da sağlıklı beslenmenin temel prensiplerine, yiyecek seçimine, porsiyon kontrolüne ve besin gruplarının dengeli dağılımına her zaman özen gösterilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kurban eti nasıl tüketilmeli?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Etler sindirimi zor besinlerdir. Mide-bağırsak sorunu yaşayan bireyler tarafından hemen tüketilmemeli. Buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra, haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kurban etlerini nasıl pişirmeliyiz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kurban Bayramı'nda, etin tüketim miktarının yanı sıra pişirme yöntemlerine de dikkat edilmelidir.&nbsp; Çiğ ya da az pişmiş olarak kesinlikle tercih edilmemelidir. Genellikler bayram da etin pişirme şekli olarak kavurma ve de mangal yöntemleri tercih edilmektedir. Eğer mangal yapılacaksa mutlaka et ile ateş arasında 15 cm kadar mesafe oranına dikkat edilmelidir. Çünkü etin yüksek ateşe maruz bırakılması sonucunda b1, b6, b12, folikasit gibi birçok vitamin kaybına sebep olduğu gibi aynı zamanda proteinin de denatüre olmasına neden olmaktadır. Etlerin pişirilmesinde haşlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma yöntemi çeşitli "kanserojen maddelerin" oluşumuna neden olabileceği için tercih edilmemelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sağlıklı bir kavurma eti yapmak istiyorsak, etin görünür yağlarını ayırdıktan sonra, ilave bir iç yağı, kuyruk yağı veya tereyağı eklemeden, suda haşlama yöntemi uygulanarak etin kendi yağında kavurmasını sağlamak daha doğru bir seçim olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kurban etlerini nasıl saklamalıyız?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kesim sıcaklığının düşmesi için, en az 5-6 saat bekletildikten sonra buzdolabına kaldırılmalıdır. Kurbanlık etler, henüz kesim sıcaklığında iken buzdolabına, poşet içinde veya hava almayacak durumda büyük parçalar halinde üst üste konulmamalıdır. Birer yemeklik olacak şekilde ayrılan etler buzlukta -2 derecede birkaç hafta, -18 derece derin dondurucuda ise daha uzun süreyle saklanabilir. Bayramlarda da yeterli ve dengeli beslenme ilkelerine uygun miktarda et tüketirken çeşitlilik yaratmak için, diğer besin grupları olan ‘süt grubu’, ‘ekmek grubu’, ‘sebze grubu’ ve ‘meyve grubu’ ile aynı öğünde birlikte tüketmeye özen gösterilmelidir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Jul 2022 10:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/07/kurban-bayraminda-et-tuketimine-dikkat-1657265802.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLAR SPOR YAPARKEN KALP SAĞLIĞI İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİ?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/cocuklar-spor-yaparken-kalp-sagligi-icin-nelere-dikkat-etmeli-3528</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/cocuklar-spor-yaparken-kalp-sagligi-icin-nelere-dikkat-etmeli-3528</guid>
                <description><![CDATA[Çocukların spor yapması fiziksel kapasitenin artmasını sağlar ve sosyal gelişimi açısından da yardımcı olur.Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof.Dr.Ayhan Çevik konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocukluk ve genç erişkin dönemde spor yapmak neden çok önemlidir? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocuk ve genç yetişkinlerde azalmış fizik aktivite veya spor yapmama sonucu obezite, diyabet (şeker hastalığı), kalp hastalıkları, metabolik sendrom ve kolay yaralanma risklerinde artış olduğu görülmektedir. Bu nedenle birçok organizasyon ile çocuklarda fizik aktivitenin artırılması ve spor faaliyetlerinin artırılmasına yönelik çabalar desteklenmelidir. Günümüzde şehir hayatı çocukların fizik aktivitelerini giderek kısıtlamakta ve spor yapmalarını zorlaştırmaktadır. Birçok ulusal ve uluslararası organizasyonlar yapılan toplantılarda çocukların obezite riskine maruz kalmalarını azaltmak için spor faaliyetlerine yönlendiren çalışmalar yürütmektedir.Spor ve fizik aktivite faaliyetlerine katılmayan bireylerde sağlıksız beslenme ve diğer yaşam koşullarının da eklenmesi ile hastalık risklerinin artması ve hastalıklarla mücadele gücünün düştüğü sonucuna ulaşılmaktadır.Çocuk ve genç erişkinlerde hangi spor aktiviteleri ve egzersiz türleri tavsiye edilir, spor faaliyetlerinde süre önemli mi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocuklarda spor aktiviteleri için Dünya Sağlık Örgütü&nbsp; ve diğer organizasyonlar tarafından bazı önerilerde bulunmaktadır: 1.Günlük fizik aktivite veya spor faaliyetlerinin en az orta veya daha yüksek yoğunlukta olmak üzere 60 dakika olması gerekmektedir. 2.Daha iyi sağlık belirteçlerinin ortaya çıkması için 60 dakikanın üzerinde spor faaliyeti veya fizik aktivite yapılması gerekmektedir. 3.Kas ve kemik sağlığının sürdürülebilmesi için yapılan egzersizlerin haftada en az 3 kez aerobik egzersizlerden oluşması gerekmektedir.Spor ve egzersiz faaliyetlerinde ve öncesinde sağlık kontrolü gerekli mi? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Spor ve egzersiz faaliyetleri öncesinde sağlık kontrollerinin yapılması çok önemlidir. Bazı durumlarda hangi spor faaliyeti veya egzersizlerin daha uygun olacağının seçiminde bazı testlerin yapılması gerekebilmektedir. Okul, spor kurumları ve sağlık kuruluşları arasında yapılacak işbirliği ile çocuk veya yetişkin birey için en uygun program hazırlanabilir. Bazı hastalıkların sessiz kalması ve klinik bulgu vermemesi nedeni ile yapılacak spor aktivitesinin görünüşte başarısız olmasına neden olur. Bu nedenle özellikle çocuklarda kalp hastalıkları ve akciğer hastalıklarının varlığı spor aktivite ve egzersiz sırasında büyük risk oluşturmaktadır. Özellikle yarışmalı egzersiz faaliyetleri ve spor aktivitelerinde bu risk daha büyük olduğu bilinmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Çocuk ve genç erişkinlerde spor faaliyetleri için öneriler nelerdir? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günümüzde giderek artan aşırı kilo ve obezite genel sağlık sorunlarına yol açtığı gibi kalp ve damar hastalıkları açısından da risk oluşturmaktadır. Bu nedenle özellikle çocuk ve erişkinler düzenli spor faaliyetlerine yönlendirilmelidir. Ancak Spor aktivitelerinin bilinçli yapılmadığı durumlarda ise spor yapılmaması kadar tehlikeli sonuçlar olmaktadır. Bu nedenle düzenli spor faaliyetinin sağlık açısından fayda sağlaması için öncelikle günlük yapılan spor faaliyetinin belirli bir program çerçevesinde yapılması ve giderek artırılması gerekmektedir. Daha önemli bir diğer husus ise gerek spor faaliyetleri öncesinde gerek bu aktivitelerin giderek artırıldığı dönemlerde düzenli sağlık kontrollerinin yapılması gereklidir. Sağlık kontrolleri içinde kalp hastalıkları için Kardiyoloji muayenesi ve tetkikler için EKG, Eforlu Stress Testi ve Ekokardiyografi sayılabilir. Yapılan muayeneler sonrasında ayrıca akciğer hastalıkları ve ortopedik hastalıkların taraması gerekebilir.Prof.Dr.Ayhan Çevik son olarak;''Yapılan spor aktivitelerinde performans sağlanamaması veya spor aktivitesinin bırakılmaya çalışılması&nbsp; bir sağlık sorunu göstergesi olabilmektedir. ‘dedi.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Jul 2022 10:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/07/cocuklar-spor-yaparken-kalp-sagligi-icin-nelere-dikkat-etmeli-1657264895.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SIK GÖRÜLEN 4 AĞRIYA DİKKAT!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sik-gorulen-4-agriya-dikkat-2813</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sik-gorulen-4-agriya-dikkat-2813</guid>
                <description><![CDATA[Yaşam boyunca herhangi bir dönemde ortaya çıkan ağrılar günlük hayatı zorlaştırıyor. Peki en sık görülen ağrılar hangileridir ? Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="background-color:#e74c3c">BEL AĞRISI</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ağrı bir bulgudur. Hastalık değildir. Tedavi edilmesi gereken şey de ağrı değil; ağrının asıl nedeni olan hastalığın ortadan kaldırılması veya arızanın tamir edilmesidir.6 haftadan kısa süreli var olan ağrılara Akut Bel Ağrısı denir. Belirli bir aktivite veya travma sonrası gelişebileceği gibi, travmasızda olabilir. Genellikle ağrı, kendiliğinden azalır veya tamamen geçebilir. Bir defa ciddi bel ağrısı yaşayan insanların yaklaşık %30’u tekrar bir atak geçirebilir. Ancak kontrol ve bakım altında olur ise bu tekrarlama riski en aza indirilebilir. Üç aydan uzun süreli varlığını devam ettiren bel ağrılarına ise Kronik Bel Ağrısı adı verilmektedir. Var olan doku bozukluğu, ortamdaki sinir uçlarını etkileyerek ağrı ortaya çıkarır. En çok gördüğümüz şey ise akut ağrı döneminde kolayca halledebileceğimiz hastalıkların ehil olmayan ellerdeoyalanarak kronik hale gelmesidir.Fazla kilolu olmak, fıtık yapacak kadar veya bel yapılarını zorlayacak kadar ağır kaldırma, eğilerek çalışıyor olmak, uzun süreli oturmak veya otururken öne eğilerek iş yapmak veya durmak veya aynı pozisyonda uzun süre kalmak, stresli dönemlerin uzun sürmesi, çok doğum yapmak, ev işlerini uygunsuz pozisyonda ve uzun süre yani ara vermeden yapmak, cinsel yaşamda beli korumamak bel sorunları yaşamaya neden olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="background-color:#e74c3c">KAS AĞRISI</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Stres vücudun hastalıklarla savaşmasını zorlaştırır. Hasta ve stresli olan insanların kaslarında, vücudun iltihaplanma ya da enfeksiyonla savaşmaya çalışmasından dolayı ağrı yaşanabilir. Ayrıca endişe, korku ve stres birleşerek immüniteyi düşürür ve kas, bel, boyun, baş,&nbsp; hatta eklem ağrısına da neden olabilir. İnsanlar bilişsel ve başa çıkma&nbsp; teknikler öğrenerek ve mümkünse stresli durumlardan uzaklaşarak stresle mücadele etmeye çalışabilirler. Bir kişi, beslenme düzenlerinden uygun besin maddelerini alamazlar ise kas ağrısı ve acısı yaşayabilir. B12 vitamin eksikliği bel ağrısına neden olan faktörler arasındadır vitamini, özellikle kasların düzenli çalışmasını sağlamada önemli bir faktör durumundadır. D vitamini kalsiyum emilimine yardımcı olur ve bu vitaminin eksikliği kalsiyum düşüklüğüne neden olabilir. Bu da kaslara ek olarak kemikleri ve organları etkileyebilecek bir durumdur. Vücudun yetersiz su oranına sahip olması anlamına gelen dehidrasyona maruz kalan bireylerde de şiddetli kas ağrısı problemi meydana gelebilir. Vücudun düzgün çalışmasını sağlamak için yeterli su içilmesi hayati bir durumdur. Çünkü vücutta yeterli sıvı olmaması, fonksiyonların yetersiz hale gelmesine neden olabilir.&nbsp; Bu nedenle yeterli sıvı alımını bir alışkanlık haline getirmek gerekmektedir. Yetersiz uyku yada yetersiz dinlenme vücut üzerinde değişik belirtiler verebiliyor. Bunlardan biride baş ağrısı ve genel vücut ağrısı şeklinde tezahür eder. Yetersiz uyku, insanların halsiz hissetmesine neden olabilir.Yapılan aşırı aktivite, kas zorlanmasına ve ağrılara neden olabilir. Egzersiz adet haline getirmiş olmamak, yeni bir egzersize başlamak, normalden daha yoğun veya uzun süre egzersiz yapmak, ısınma hatası veya düzgün şekilde esnememek de kas veya bel boyun ağrısına neden olabilmektedir.Kalıtsal durumlar, Enfeksiyonlar, diğer Hastalıklar da&nbsp; kas ağrısına neden olabilir. Anemi, Eklem iltihabı, Kronik yorgunluk sendromu, asimetrik yürüme (Topallama), Gripal enfeksiyonlar, Fibromiyalji Sendromu, miyofasiyal ağrı sendromu da diğer ağrı nedenleri arasında sayılabilir</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="background-color:#e74c3c">OMUZ AĞRISI</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Giyinirken ve soyunurken omuz hareketlerinde yaşanan kısıtlanma ve eli sırta götürmede zorlanmaya eşlik eden omuz ağrıları omuz donmasına işaret eder. Omuz çevresindeki kaslarda görülen sinir hasarına bağlı olarak oluşan omuz ağrılarına kas gücünde zayıflama eşlik edebilir. İç organ hastalıklarına bağlı olarak da omuz ağrısı gelişebilir. Göğüs hastalıkları, akciğer ve safra kesesi hastalıkları omuz ağrısına neden olabilir. Omuz sıkışma sendromu, kalsifik tendinit, omuzun yarı çıkıkları, omuz çevresindeki kaslara bağlı olarak gelişen zorlanma ağrıları miyofasiyal ağrı sendromu ve omuzda kireçlenme ağrılara neden olabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="background-color:#e74c3c">BOYUN AĞRISI</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Özellikle masa başı çalışan ve akıllı telefon kullanan bireylerde oluşan boyun fıtıkları, her yaş grubunu hatta çocukları ve gençleri daha çok etkileyen etkileyen ciddi bir sorun haline gelmiş durumda. Boyun fıtığı omurlar arasındaki kıkırdağımsı diskin ortasında ve içinde yer alan yumuşak jölemsi kısmın etrafındaki tabakalardan sızarak aşması ile dışarı yani olmaması gereken alana girmesi sonucu oluşur. Dışarı çıkan disk materyali omurga kanalının orta kısmından fıtıklaşırsa omuriliğe, kanalın yanından fıtıklaşırsa kola giden sinirlere baskı yapabilir ve ağrılı veya ağrısız halde bulunabiliyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Orta bölümden çıkan fıtıklarda kişi ağrıyı; omuzlarda, boynunda ve kürek kemiklerinde veya sırtta hissedebilir. Yan tarafa yakın olan fıtıklaşmalarda ise hastanın kolunda ağrı, uyuşma, karıncalanma veya güçsüzlük hissi ile kendini belli edebilir. Ensede ağrı, boyun, omuz ve sırta vuran ağrılar, boyun hareketlerinde kısıtlılık, kas spazmı, kollarda ve ellerde uyuşma, uyuşukluk hissi, kollarda incelme, kol ve elde kas gücü azalması görülebilir. Tüm bu bulgular insanların yaşamını etkileyerek hayatı zorlaştırır hatta çekilmez bir hal alabilir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Apr 2022 15:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/04/sik-gorulen-4-agriya-dikkat-1650889073.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamilelikte Kan Uyuşmazlığına Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-kan-uyusmazligina-dikkat-2733</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-kan-uyusmazligina-dikkat-2733</guid>
                <description><![CDATA[Hamilelikte meydana gelen kan uyuşmazlığı tespit edilmediği takdirde bebeğin sağlığını tehlikeye atabilen önemli bir durumdur. Genetik özelliklerine göre farklılık gösteren 100 kadar farklı kan grubu ve subgrubu olmakla beraber evrensel olarak kabul görmüş 2 sınıflama vardır.ABO sistemine göre sınıflama ve Rh faktörüne sınıflama. Bu 2 faktörün birleşimine göre kan grubu belirlenir.En sık görülen uyumsuzluk Rh faktörüne göre olandır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Rh Faktörüne Göre Uyumsuzluk </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Anne Rh (-) Negatif ve baba Rh (+) Pozitif ise anne karnındaki bebek %50-100 olasılıkla Rh (+) Pozitif olacaktır. Bunu belirleyen babanın homozigot yada heterozigot olmasıdır. Anne ve bebek arasında meydana gelecek herhangi bir kan transferi sonrası annede bebeğin Rh (+) kanına karşı antikor dediğimiz koruyucu hücreler oluşur. Çoğunlukla ilk bebekte herhangi bir sıkıntı olmazken, ikinci bebekte eğer bebek pozitif olursa ve bu hücreler plasenta yoluyla bebeğe geçerse bebeğin kan hücrelerine saldırarak tahrip olmasına neden olur. Kan uyuşmazlığı gebelikte yoğun kanama geçiren yani düşük tehditi olan kadınlarda nadiren de olsa ilk gebelikte de sorun yaşanabilir.Anne kan grubunun Rh Negatif, babanın ise Rh Pozitif olması dışındaki hiçbir durumda Rh kan uyuşmazlığı olamaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kan Uyuşmazlığı Problemi Bebeğe Nasıl Zarar Verir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Anne ile bebek arasındaki alışverişten dolayı bebekten anneye kırmızı kan hücrelerinin geçmesi ile annede antikor oluşmasına Rh immunizasyonu denir. Annedeki bu antikorlar oluşan 2'inci gebelikte kordon bağı ile bebeğe geçer ve bebeğin kanındaki kırmızı kan hücrelerini parçalar. Oluşan kan hücresi yıkımından dolayı bebekte aşırı anemi ve bundan dolayı da kalp yetmezliği meydana gelir. Kan Uyuşmazlığı için müdahale edilmezse bu tablo bebeğin ölümüyle sonuçlanabilir.Aşırı anemi ve kalp yetmezliği sonucunda hidrops fetalis tespit edilir. İmmün-hidrops fetalisin en bilinen sebebi Rh uygunsuzluğudur. Fetusun çeşitli dokularında sıvı birikmesine bağlı olarak ödemli bir hal almasıyla görülür. Fetusta cilt ödemi, asit, plevral efüzyon, perikardiyal sıvı birikmesi görülür. Bu duruma çoğunlukla polihidroamnios (bebeğin suyunun fazla olması) eşlik eder.Kan uyuşmazlığı olduğunda beraberinde sarılık da görülebilir. Normal sarılığın tersine kırmızı kan hücreleri antikorlar ile bağlandığı için şiddeti daha fazla olup ölümle de sonuçlanabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kan Uyuşmazlığına Karşı Alınacak Önlemler</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kan uyuşmazlığı tedavisi veya önlenmesi için bilinmesi gereken en önemli şey öncelikle annenin ve babanın kan grubudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Anne ve babanın arasında Rh uyuşmazlığı olması durumunda mutlaka indirekt coombs testi yapılmalı ve belirli aralıklarla test tekrar edilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bebeğin kan grubu eğer Rh (+) pozitif ise, sonraki bebeği korumak için, doğumu takip eden 72 saat içerisinde mutlaka koruma iğnesi yapılmalıdı (rh hiper immünglobulin)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gebeliğin 28'inci haftasında erken korunma iğnesi yapılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Annenin duyarlı olabilme ihtimalinden dolayı, gebeliğin erken aylarında kandaki antikor düzeyi kontrol edilir. Eğer değer yüksekse bebek mutlaka perinatoloji polikliniğinde takip edilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">3 aydan büyük düşüklerde immunglobulin iğnesi tam doz yapılmalıdır. İlk 3 aylık dönemde 6-8 haftadan sonra ceninde kırmızı kan hücreleri oluşmaya başladığından düşük doz yapılması yeterlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tıbbi nedenlerle veya isteğe bağlı kürtajlarda da uyuşmazlık varsa mutlaka koruyucu iğne yapılmalıdır. Yöntem olarakta vakum sistemi kullanılmalıdır.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Apr 2022 13:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/04/hamilelikte-kan-uyusmazligina-dikkat-1650277003.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her Gün Aynı Şeyleri Yemek Zararlı Mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/her-gun-ayni-seyleri-yemek-zararli-mi-2732</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/her-gun-ayni-seyleri-yemek-zararli-mi-2732</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme; sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla vücudun gereksinimi olan besin öğelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir davranıştır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Beslenme hem komplike hem de çok basit bir şey.&nbsp; Doğru zamanda doğru besinleri tüketmek, sağlıklı sindirimi de beraberinde getirir. Her ne besin olursa olsun, beslenmede hiçbir şey her gün, devamlı ve yıllarca yenmemelidirMesela yumurta... Evet, çok güzel ve sağlıklı bir protein ama 10 sene boyunca her sabah 2 yumurta yersek, vücudumuz buna karşı tepki verebilir. Alerji ve intoleranslar genelde böyle oluşuyor. Bu sebeple besleneme renkli ve çeşitli olmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir sabah yumurtalı omlet alıyorsak ertesi sabah mevsiminde taze meyve ve sebzeler ile hazırlanmış bir smoothie bowl alabilirsiniz. Zaten doğanın ve mevsimlerin akışına göre beslensek bile her gün aynı şeyi yememiş oluruz.Her akşam et yemek mesela... Protein kaynaklarını her gün değiştirmek, bazen bitkisel (kurubaklagiller), bazen hayvansal proteinler yapmak, süt ürünlerini keçi, inek olarak çeşitlendirmek, sebzeleri renk renk, mevsime göre çeşitlendirmek, tedarikçileri, markaları hatta kullandığımız suları bile zaman zaman değiştirmek vücuda iyi gelecektir. Hem bu çeşitlendirmeyi yapmak beslenmeyi de eğlenceli ve daha çok seçenekli hale getirir. Her gün aynı şeyleri yemekten sıkılmayız.En iyi yelpaze, kişinin kendi bedenine göre, vitaminleri, mineralleri farklı kaynaklardan çeşitlendirerek aldığı beslenme olur.Tek tip beslenerek kilo vermeye çalışmak ya da formda kalmak ne gibi sağlık sorunlarına neden olabilir?Sadece sebze ve meyve tüketerek kilo vermeye çalışmak ne kadar sakıncalıysa sadece proteine dayalı bir beslenme programı da aynı oranda hatalı beslenme şeklidir. Tek tip diyetlerin hepsi bir şekilde vitamin, mineral ve kas kayıplarına sebep olmaktadır. Gereğinden fazla alınan protein, vücutta asit artık bırakır ve kemiklerden kalsiyum çekilmesine, böbreklere yük binmesine, bağırsak florasının bozulmasına yol açmaktadır. Bu tip diyetlerde başlarda kısa sürede kilo kaybı sağlansa da metabolizmanın bir süre sonra yavaşlamasıyla kilo kaybı durmaktadır.Uzun vadede ki sonuçları ise özellikle böbrek ve karaciğer işlev soruları, kas tonusu azlığı ve güçsüz bağışıklık sistemine sebep olarak enfeksiyonlara sık yakalanmalar olarak sıralanabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Her gün aynı şeyi yemekten kaçınmak için öğünlerimizi nasıl ayarlamalıyız?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Ne kadar farklı renkte meyve ve sebze tüketirsek o kadar farklı vitamin, mineral ve antioksidanı vücudumuza almış oluruz. Yetişkinler bireyler ve çocukların kırmızı, mor, beyaz, turuncu ve yeşil olmak üzere farklı renkteki meyve ve sebzelerden her gün birer avuç tüketmesi önemlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Meyve ve sebzelere kırmızı rengi veren pigment likopen antioksidanıdır. Kırmızı meyve ve sebze grubunda; domates, karpuz, kuşburnu, çilek, kırmızı ahududu, greyfurt, nar, kırmızıbiber, kızılcık gibi meyve ve sebzeler bulunur. Kırmızı rengi sofranıza eklemek için salatalarınıza kuru domates veya kırmızı biber ekleyebilirsiniz.Turuncu renkteki meyve ve sebzeler, doğal bir bitkisel pigment olan, karotenoidler tarafından renklendirilmişlerdir. Beta karoten, turuncu ve sarı meyve-sebzelere rengini veren bir bitki pigmentidir. Çok güçlü antioksidan özelliklere sahiptir ve bağışıklık sistemini güçlendirmede önemli rol oynarlar. Bunun için günlük ara öğünlerinizde 1 değişim portakal almanız veya mevsiminde salatanızda 1 adet havuç kullanmanız yeterli olacaktır.Mor renge sahip olan meyve ve sebzelere mavi-mor rengi veren pigment, ‘antosiyanin’ dir. Antosiyanin sağlığımız ve bağışıklık sistemimiz için çok önemli bir polifenoldür. Patlıcan, kırmızı pancar, mor lahana, kırmızı soğan, mor/kırmızı turp, böğürtlen, siyah ahududu, yabanmersini, incir, mor erik, kuru erik, vişne, kiraz, kuş üzümü, siyah dut, kuru üzüm, kan portakalı gibi mor renkteki bu meyve ve sebzeleri mevsiminde düzenli tüketmeyi ihmal etmemeliyiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İşte size bağışıklık sisteminize destek olabilecek bir salata tarifi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">5 Renkli Bağışıklık Salatası (2 porsiyon)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Malzemeler: </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1/2 demet roka (yeşil) </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 orta boy havuç (turuncu)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2 adet bebek turp (beyaz) </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 4-5 dilim domates kurusu (kırmızı)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Izgara patlıcan (mor)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 6 kaşık kinoa (veya buğday)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 8 kaşık nohut (veya mercimek)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2 tatlı kaşığı zeytinyağı</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 adet limonun suyu</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Yapılışı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tüm malzemeleri istediğiniz büyüklükte bölüp karıştırarak ana öğünde tüketebilir günlük almanız gereken besin yelpazenize destekte bulunabilirsiniz.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Apr 2022 13:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/04/her-gun-ayni-seyleri-yemek-zararli-mi-1650276757.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yerli Aşı Turkovac&#039;a Aksaray’da İlgi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/yerli-asi-turkovaca-aksarayda-ilgi-2019</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/yerli-asi-turkovaca-aksarayda-ilgi-2019</guid>
                <description><![CDATA[Türk bilim adamlarının 20 aylık çalışmaları sonucunda geliştirilen Türkiye’nin korona virüsle mücadelesindeki yerli ve milli aşısı Turkovac, Aksaray’da yoğun ilgi görüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türk bilim adamları tarafından geliştirilerek tüm bağımsız sağlık komisyonlarından geçen yerli ve milli aşı Turkovac, Sağlık Bakanlığının acil kullanım onayı ile 81 ilde olduğu gibi Aksaray’da da 1 hafta önce uygulanmaya başlandı. Bakanlık tarafından Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aşı Merkezi yetkilendirilirken, İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Merkezi vatandaşlara aşı çağrısında bulundu. Müdürlüğün çağrısını duyan vatandaşlar hem randevu alarak hem de randevusuz barkod sistemi ile aşı vurulmak için sıraya girdi. 6 Şubat Pazartesi gününden itibaren uygulanan Turkovac aşısını bin 500’ün üzerinde vatandaş tercih etti. İlk dozlarda Alman ve Çin aşısı vurulan vatandaşların büyük bir kısmı hatırlatma dozlarında Turkovac'ı seçti. Hastaneye gelen vatandaşların önce aşı kaydı oluşturulurken, sonra barkod sistemi ile dozuna göre Turkovac aşıları yapıldı. Aşı olan vatandaşlar, aşı olacaklara Turkovac’ı önerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">12 mobil ekip Turkovac için görev alacak</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Zahid Kaya, “81 il ile eş zamanlı olarak 6 Şubat Pazartesi tarihinden itibaren Turkovac aşısını uygulamaya başladık. Bakanlık tarafından belirlenen hastanelerde uygulanmaya başladı. İlimizde de Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bu konuda yetkilendirildi. Pazartesi gününden beri Turkovac aşısını uyguluyoruz. Daha önce Sinovac ve Biontech aşılama uygulanan vatandaşlarımız hatırlatma dozlarında Turkovac aşısını uygulayabilirler. Vatandaşlarımızın bu yönde tercihleri mümkündür. Şuan tüm sağlık tesislerimizde aşılarımız yapılıyor. Turkovac’ı özellikle Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapıyoruz. Randevu alarak yapıyoruz ancak, ulaşımda zorlanan yaşlı vatandaşlarımız, yatağa bağımlı vatandaşlarımız, engelli vatandaşlarımız bize talepleri halinde şuan ildeki 12 mobil ekibimizle birlikte direkt adreslere giderek aşılamaları tamamlıyoruz” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşı yaptıran Esnaf Rıza Mutlu (44), “Türk aşısını duyduğum için Çin ve Alman aşısından insanların kaçmasını düşündüğüm için direkt çıktım geldim. Turkovac aşısını oldum. İnşallah bu illet bir an önce biter, herkes eski sağlığına kavuşur. Sağlıkçı arkadaşlarımıza teşekkür ederiz. Sizlerin huzurunda da Aksaray halkına seslenmek isterim. Türk aşısı için bir an önce hastaneye gelmelerini rica ederim” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Serbest meslek çalışanı Latif Aktürk (36) ise, “Turkovac aşısını duyunca hemen geldim. Bile bile geldim Türk aşısına, 2 defa Alman aşısı oldum ama Turkovac daha etkili olduğu için Turkovac’ı vurundum. Sağlıkçı arkadaşlarıma da teşekkür ederim. Çok iyi ilgilendiler. herkese Turkovac aşısını öneriyorum” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Müslüm Yıldırım (59) da, “Turkovac aşısını vurundum. Herkese de tavsiye ediyorum. Herkes Turkovac aşısını vurunsun. Daha neyi bekliyor bu millet, bir an önce şu illetten kurtulalım. Sağlıkçılara teşekkür ediyorum. Herkesi hastanemize bekliyoruz” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eşi ile aşı vurulmaya gelen emekli Öğretmen Müzeyyen Yaylacı (66), “İlk önce Biontech aşımızı yaptırdık. Hatırlatma dozumuzu da Turkovac seçtik. Çünkü bizim milli aşımız, ona güveniyoruz. Bizler için daha faydalı olacağını düşünüyoruz. Herhangi bir aşı vurulma sırasında sıkıntı yaşamadık “dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Emekli öğretmenin eşi Yunus Yaylacı (66), “Bundan önce 2 sefer Turkovac aşısı çıkmadan önce Biontech Alman aşısı yaptırdım. Şimdi ise kendi milli aşımız olduğu için Turkovac'ın çıkmasını bekledik. Kendi aşımızdan dolayı yaptırdık. Herhangi bir yan etkisini de görmedim. Devletimize, milletimize hayırlı olsun” diye konuştu. AKSARAY (İHA)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Feb 2022 00:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/02/yerli-asi-turkovaca-aksarayda-ilgi-1644787442.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamilelikte En Riskli Durum; Düşük Tehlikesi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-en-riskli-durum-dusuk-tehlikesi-2003</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-en-riskli-durum-dusuk-tehlikesi-2003</guid>
                <description><![CDATA[Gebelik kadın için annelik duygularının başladığı ilk andır. Çoğunlukla kadın gebe olduğunu öğrenir öğrenmez annelik dürtüleri başlar ve onu bebeğini her şeyden koruma içgüdüsüyle davranmaya çalışır. Bedeninde kendi varlığıyla beslediği bir canlının olduğunu bilmek, büyük bir mutluluğun yanı sıra büyük de bir sorumluluk hissi getirir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gebe olduğunu öğrenen anne adayı için özellikle ilk 3 ay olmak üzere ilk 20 haftalık süreç oldukça önemlidir. Anne adayının vücudunun gebeliğe hazır olması bu dönemde oldukça önemlidir. Özellikle planlı gebeliklerde anne adayı gebe kalmadan üç ay öncesinde prekonsepsiyonel tetkikler denen kan ve idrar testlerini yaptırmalı, detaylı bir jinekolojik muayeneden geçerek smear ve gerekiyorsa HPV testlerini yaptırmalıdır. Yine bu dönemde hem tetkik sonuçlarına göre saptanacak hastalıkların tedavisi, eksik vitaminlerin yerine konması ve folik asit takviyesinin başlanması gereklidir. Böylece gebeliğe en optimal şekilde hazırlanmak mümkün olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><u><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düşük nedir?</span></u></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gebeliğin ilk 20 haftalık sürecinde oluşan gebelik kayıplarına düşük denilmektedir. İlk 3 aylık süreçte olan gebelik kayıplarına erken düşük, 3 ayı geçtikten sonra 20. haftaya kadar olan düşüklere gecikmiş denilmektedir. Henüz düşük gerçekleşmemişken ortaya çıkan düşükle sonuçlanma riski olan belirtiler de ‘’düşük tehditi’’ olarak adlandırılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><u><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düşüğün nedenleri nelerdir?</span></u></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Anne karnındaki bebekte bulunan yapısal bozukluklar düşük nedenlerindendir.Anne adayının sağlık durumu ( tiroid problemleri, kronik hastalıklar, sistemik enfeksiyonlar vb) gebeliğin gidişatını belirleyen unsurlardandır. Bu sebeple risk faktörü olan anne adayı gebe kalmayı planladıklarında mutlaka ilgili branşlara da muayene olmalıdırlar. Tedavi olması gereken bir durum varsa tedavi edilmeli, vücutta eksik olan vitamin ve mineraller varsa belirlenerek yerine konulmalıdır.Anne adayının daha önceden düşük yapmış olması da sonraki gebelikte düşük nedenlerindendir.Yaş, obezite, sigara, alkol ve madde kullanımı da düşük nedenlerinden sayılabilmektedir.Anne adayının immünolojik bir bozukluğu mevcut ise, vücudu dışarıdan gelen herhangi bir şeye karşı antikor oluşturuyorsa bu durum da düşük nedenlerindendir.Servikal yetmezlikte serviks gebelik kesesini tutamayacak kadar güçsüz&nbsp; durumda ise düşük gerçekleşebilmektedir.Gebeliğin sağlıklı ilerlemesini sağlayan, östrojen, progesteron gibi gebelik hormonlarının vücutta yeterli salınamaması da düşük nedenleri arasındadır.Genetik bozukluklar yine düşük nedenleri arasında sık görülenlerdendir. Yirminci haftadan önce gerçekleşen düşüklerin %70 inin nedeni bebeğin kromozomal bir anomalisinin bulunmasındandır.Gebeliğin başlangıcından itibaren rahim bebeği yabancı bir hücre olarak kabul edip tanımaya çalışırken bir yandan da onu korur. Riskli gebelik olmadığı sürece normal şartlarda günlük hareketler gebeliğe zarar vermez. Ancak ciddi travmalar ve fiziksel şiddet durumları gebeliğin düşükle sonuçlanmasına neden olabilmektedir.Rahim içerisinde myom ve polip gibi yapıların olması rahim içi dokuya bası yaparak veya bebeğin yerleşeceği endometrial yatağı bozarak düşüğe neden olabilmektedirler.Rubella, sitomegalovirus, listeria gibi enfeksiyonlar da düşüğe neden olmaktadır. Gebelikten önce geçirilmiş olan rahim içi enfeksiyonlar veya sert cerrahi işlemler nedeniyle oluşan rahim içi yapışıklıklar da düşüğe neden olabilmektedir. Anne adayında bulunan pıhtılaşma problemleri nedeniyle de gebelik düşükle sonuçlanabilir. Gebelikte beslenme oldukça önemlidir. Gebelikte tüketilen bazı bitki çayları gebelik döneminde düşüğe neden olabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><u><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düşük belirtileri nelerdir?</span></u></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Gebelikte düşük belirtilerinden en önemlisi vajinal kanamadır. Gebelikte lekelenme ya da aktif kanama olursa mutlaka gebeliğinizi takip den hekiminizi bilgilendirmelisiniz. Bu durumun istisnası gebelik testinin yeni pozitifleştiği ve çoğunlukla beklenen bir sonraki adet tarihine denk gelen günlerde oluşan leke şeklindeki kanamalardır. Bunlar her zaman düşük belirtisi değildir. Yerleşme kanaması olarak adlandırılan bu kanamalar herhangi bir müdahale olmadan kendiliğinden geçebilir. Gebelikte adet dönemindekine benzer hafif bel ve sırt ağrıları görülebilir. Bu ağrılarınız çok şiddetli oluyorsa ve hareketinizi engelleyecek boyuta varıyorsa mutlaka doktorunuzu bilgilendirmeniz gerekir. Şiddetli ve geçmeyen karın ve kasık ağrısı da düşük belirtilerindendir. Mutlaka doktorunuza bilgilendirmelisiniz. Kanamalı akıntı ya da pıhtılaşmış doku gelmesi durumunda da düşük tehditinden bahsedilir ve doktora başvurma gerekliliği vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><u><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düşük tedavisi nasıl olmaktadır?</span></u></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Düşük eylemi başlamışsa ne yazık ki bunu durdurmanın bir yolu yoktur. Düşük tehdidine yol açan neden belli ise (örneğin hormon yetmezliği, servikal yetmezlik gibi) ona yönelik tedavi ve tedbirler düşüğü önlemede faydalı olabilir. Yine yatak istirahati ve yeterli hidrasyon da özellikle rahime yapışma güçlüğü nedeniyle ortaya çıkan durumlarda faydalı olabilir. Her şeye rağmen düşük eylemi başlamışsa, riskleri önlemek, kanamayı azaltmak ve hastanın bu süreçten psikolojik olarak en az etkilenmesini sağlamak amacıyla kürtaj ile müdahale edilebilir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Feb 2022 15:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/02/hamilelikte-en-riskli-durum-dusuk-tehlikesi-1644582778.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLARDA GENİZ ETİ FAYDALI MI ?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/cocuklarda-geniz-eti-faydali-mi-1969</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/cocuklarda-geniz-eti-faydali-mi-1969</guid>
                <description><![CDATA[Geniz eti çocuklarda burnun arka kısmında yerleşmiştir sekiz yaşına kadar büyüme eğilimin dedir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sekiz yaşından 16 yaşına kadar küçülme eğilimindedir. Burundan geçen havanın temizlenmesini sağlar aslında geniz kısmında bekçi görevi görür. Çocukların yüzde doksanında herhangi bir semptom vermez herhangi bir zararı olmaz faydası olur. Ancak günümüzde sağlıksız beslenme artan alerji oranları ve yapısal problemler nedeniyle geniz eti sıklığı eskilere göre artmaktadır. Büyük Geniz eti burnu tıkadığı için mekanik olarak solunumu engeller ve tıkayıcı uyku apnesi denilen uykuda solunumun durmasına varan ciddi problem oluşturabilir.Uyku apnesi gelişen çocuklar da büyüme gelişme geriliği, hormonal bozukluklar, yeme bozuklukları ve davranış bozuklukları görünür. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geniz eti bağışıklık sisteminin elemanı olduğu için yakaladığı mikropları imha eder ancak bazen mikroplar geniz etine yerleşerek burada kronikleşir ve sürekli enfeksiyon kaynağı olur, yani tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">&nbsp;Geniz eti yapısal bozukluklara sebep olur mu? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Evet.Geniz eti yapısal bozukluklara sebep olabilir bu hastalar kapıdan girdiğinde direk yüzünden tanınabilir.Anne babasına benzemek yerine&nbsp; Adenoid yüz dediğimiz kendilerine has tipik yüz belirtisi gösterir. Problemin uzun sürmesi sonucu uzun ve ince yüz yapısı, yüksek damak, üst çenenin öne doğru büyümesi, ağzının sürekli açık olması hali, bozuk dişler ve göz altlarında çöküklükle&nbsp; karakterize tipik yüz ifadesi ortaya çıkar. Geniz eti olan çocuklarda horlama, ağzı açık uyuma, uyku bozuklukları, ders başarısında azalma huzursuzluk, konuşma ve yutma bozuklukları, kulakta sıvı toplanması, tekrarlayan alt solunum yolu enfeksiyonu ve boğaz enfeksiyonları ortaya çıkar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geniz eti tanısı nasıl konur? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geniz eti kulak burun boğaz uzmanlarının ellerinde bulunan özel bir alet olan endoskopi yardımıyla muayene esnasında direk görülebilir veya gerekli görülmesi halinde film çekerek saptanabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geniz eti ne zaman tedavi edilmelidir? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Enfeksiyonu olan hastaların ilaç tedavisinden sonra Geniz eti tekrar değerlendirilmesi gerekir.Ağzı açık uyuma, horlama ve yatakta sürekli dönme boyunda ve başta terleme şikayetine neden olan geniz eti semptomatik olmuş demektir ve ameliyat gerektirir. Beraberinde kulakta sıvı ve bademciklerin durumuda kontrol edilmelidir. Alınan geniz etinin yenilememesi için buharlaştırma yöntemi ile endoskopik görüş altında tümüyle alınması daha iyi olur. Klasik kazıma yöntemi ile de alınması yeterli olabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">En sık hangi yaş aralığında yapılır?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Genellikle 3-6 yaş arasında daha sık yapılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geniz eti ameliyatı nasıl yapılır ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Geniz eti ameliyatı uyutularak yani genel anestezi altında yapılır ağız içerisinden alınır ve günübirlik yapılan bir işlemdir hastanede yatmasını gerektirmez.Çocuklar ertesi gün okula gidebilir.Normal bir şekilde beslenebilir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Feb 2022 14:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/02/cocuklarda-geniz-eti-faydali-mi-1644405234.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TIRNAK YEMENİN ESAS NEDENİ, GÜVENSİZLİK!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/tirnak-yemenin-esas-nedeni-guvensizlik-1773</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/tirnak-yemenin-esas-nedeni-guvensizlik-1773</guid>
                <description><![CDATA[Tırnak yeme çocuklarda sık karşılaşılan bir uyum bozukluğu çeşitidir. Çocukların %30’unda, ergenlerinde ise %45 inde görülen bir alışkanlık bozukluğudur. 4 yaşın üstünde daha çok duygusal eksiklikler yaşayan çocuklarda görülür ve çoğu zaman çocuğun güvensiz hissettiğine işaret eder.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kardeş kıskançlığı, duygularını ifade edememe, baskıcı ve otoriter bir aile tutumu, azarlanma ve sürekli eleştirilme, yeterince ilgi, sevgi görememe ve yoğun kaygı tırnak yemenin başlıca nedenleri arasındadır. Ebeveynin birbiriyle ilişkisi ve çocuğa olan tutumları, bu davranışın oluşumunda önemli rol oynar çünkü ebeveyn çatışmaları ve çocuğa karşı baskıcı ya da koruyucu yaklaşımlar bu davranışın ortaya çıkmasındaki öncü sebeplerdir. Örneğin anne babasının kavgasına şahit olan çocuk yoğun stres yaşar ve kendini güvende hissetmeyebilir böylelikle çocuk tırnak yiyerek stresle baş etmeye çalışabilir. Bunun yanı sıra ebeveynin aşırı koruyucu ve kaygılı tutumu da çocukta güvensizlik hissi oluşturabileceğinden çocuk bir süre sonra aktarılan kaygıdan tırnak yiyerek kurtulmaya çalışabilir. Ayrıca ebeveynin çocukları arasında gözetemediği adaletli yaklaşımı ile görülen kardeş kıskançlığı da çocuğu tırnak yeme davranışına itebilir. Her hata yaptığında eleştiriye maruz kalan çocuk ise kendini işe yaramaz ve değersiz hisseder, yapacağı bir işte “başaramayacağım” düşüncesi çocukta güvensizlik hissi oluşturabilir. Aynı şekilde baskıcı bir ailenin tutumu da çocuk da güvensizlik hissi oluşturabileceğinden çocuk kendini tırnak yeme davranışına yönelterek kendini rahatlatmaya çalışabilir. Çocuk eğer 4 yaşın altında tırnak yiyor ise bu davranışın sebebi genellikle taklitten ileri gelebilir çünkü çocuğun gelişimsel dönemi gereği bu yaşlardaki çocuklar model alma yoluyla öğrenir. Ailenin herhangi bir üyesi tırnak yeme davranışı gösteriyor ise bu, çocuğun dikkatinden kaçmayabilir ve çocuk da kısa süre içerisinde o davranışı tekrarlayabilir. Tekrarlanan davranış için önlem alınmaz ise tekrarlanan bu davranış zamanla alışkanlığa dönüşebilir. Ailelere önerim; çocuk taklitten ötürü tırnak yemeye başlamış ise çocuğun bu davranışı görmezden gelinerek dikkati başka bir alana yönlendirilmelidir. Bu davranışı alışkanlık haline getiren kişi ebeveynlerden biri ise öncelikle bu konuda önlem alınmaya çalışılmalıdır. Yani ortamda tırnak yeme davranışı gösteren yetişkin olduğu müddetçe çocuğun da bu davranışı göstermesi muhtemeldir. Davranışın nedeni psikolojik ise; ailede baskı, eleştirel ortam, ilgisizlik ve sevgisizlik var mı bu konuda araştırma yapılmalıdır. Davranış tekrarında ailenin bu süreçte çocuğa uygulayabileceği en etkili yöntem problem davranışı “görmezden gelmesidir. Ailenin çocuğu azarlama, tehdit etme ya da ceza verme yöntemlerinden muhakkak kaçınması gerekir çünkü bu zorlayıcı yöntemler çocuğu davranıştan vazgeçirmek yerine aksine beraberinde başka davranış bozukluklarını da getirebilir. Aile çocuğu kaygılı yaklaşımlardan ve ortamlardan uzak tutmalı, çocukla kaliteli ve keyifli vakit geçirebilmelidir. Tırnak yeme davranışı tekrar ettiğinde çocuğu uyarmak yerine çocuğun ilgisini çeken şey ile meşgul olması sağlanmalıdır. Tırnak yeme davranışına neden olan esas problemin tespit edilebilmesi son derece önemli olduğu unutulmamalıdır. Esas problemin tespit edilmesi konusunda zorlanan ailenin vakit kaybetmeden uzmandan yardım alması gerekir. Bu davranış alışkanlık bozukluğuna dönmeden çocuk terapisti ile iş birliği içinde problemin kaynağına ulaşarak tedaviye geç kalınması önlenmelidir. Caydırıcı niteliğinden dolayı eczaneden alınan “acı sıvı” tırnak etrafına düzenli sürülebilir ya da bir süre parmak uçlarına takılan penalar denenebilir. Ancak bilinmelidir ki yüzeysel çözümler kalıcı sonuçlar sağlamayacaktır. Zira tırnak yeme, bir yansıyan davranıştır. Problemin esas nedenine ulaşmadan yüzeysel çözümler işe yaramayacaktır.Düzenli olarak tırnakların uzamadan kesilmesi ve ellerin sık sık kremlerle nemli tutulması bu sürece yardımcı olacaktır. Son söz olarak unutulmamalıdır ki çocuktaki normal davranışların tekrar kazanılması ailenin farkındalığı ve bu konuda attığı sağlıklı adımlar ile mümkündür. Çocuktaki problemlerin en etkili çözümü ise aile içi huzurdadır.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Jan 2022 12:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/01/tirnak-yemenin-esas-nedeni-guvensizlik-1642670965.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>5 ÇAYI İÇİN TATLILAR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/5-cayi-icin-tatlilar-1772</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/5-cayi-icin-tatlilar-1772</guid>
                <description><![CDATA[Pasta Şefi Didar Yanar konu hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">LAVANTALI MUHALLEBİ </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Malzemeler </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Muhallebi için: </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">500 gr süt </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">35 gr pirinç unu </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">30 gr lavanta </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1 adet limonun kabuğu </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">100 gr toz şeker </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">200 gr krema </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Böğürtlen sosu için: </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">100 gr böğürtlen </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">8 gr mısır nişastası </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">20 gr toz şeker </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">10 gr limon suyu </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">200 gram su </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hazırlanışı: Lavanta tohumu ve limon kabuğunu temiz bir bezin içerisine alıp sarın ki pişerken muhallebiye sadece lezzeti geçsin tohumlar geçmesin. Diğer tarafta bir tencere içerisine 125 gr sütü, nişasta ve şekeri ilave edip ateşe koymadan önce bir çırpın. Şeker ve nişastanın sütün içerisinde açıldığını gördüğümüz zaman kalan sütü de ekleyin. Ardından da kremayı ilave edin. Muhallebiyi ocağa alın altını kısık ateşte açın ve yavaş yavaş pişsin. Sürekli karıştırarak muhallebi koyulaşıncaya kadar pişirin. Sos tavasının içerisine böğürtlenleri, limon suyunu, su, ve suda açılmış nişastayı ekleyin. Ocağa alıp altını iyice açın kaynadığını gördükten sonra altını kısıp bir beş dakika kadar daha kısık ateşte kaynatın. Kıvama gelen muhallebiyi ocaktan alıp içerisinde ki beze sarılı lavantayı da içerisinden çıkarın ve muhallebiyi kaselere dökün üzerine de hazırlamış olduğunuz böğürtlen sosunu döküp servis edin. Afiyet olsun. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">YALANCI TAVUK GÖĞSÜ </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">70 gr un </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">100 gr şeker </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">5 gr vanilya </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">500 gr süt </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">5 gr tereyağ </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">5 gr toz tarçın </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">20 gr file badem </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hazırlanışı: Tüm kuru malzemeleri süt dolu tencerenin içine ekleyin. Tencerenin altını yakmadan önce tüm malzemeyi iyice karıştırın. Hiç topak kalmayınca ocağın altını açıp pişirin. Dibinin tutmaması için muhallebiyi kıvam alıncaya kadar sürekli karıştırın. Kıvamı yoğunlaşan muhallebiye tereyağı ekleyip karıştırmaya devam edin. Karışımı bir cam kaseye alıp blend edin. Blenderdan geçirdiğimiz muhallebiyi bir kaba boşaltın ve 4 saat boyunca buzdolabında dinlenmeye alın. Afiyet olsun.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ELMA CRUMBLE </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Malzemeler </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hamuru için: </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">300 gr un </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">150 gr toz seker </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">5 gr tarçın </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">5 gr vanilya </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">200 g soğuk tereyağı </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Harcı için: </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">5 adet elma </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">60 gr toz şeker </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">10 gr toz tarçın </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">30 gr kuru üzüm </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hazırlanışı: Elmaları yıkayıp, kabuklu veya kabuksuz olarak küp şeklinde doğrayın. Toz şeker, un, tarçın, üzüm ilave edilerek, fırına girecek 30 cmlik oval veya yuvarlak bir kaba koyun. Hamur için; un, şeker, tarçın ve vanilya karıştırılır, soğuk tereyağı ile elde ovuşturarak veya çatalla irili ufaklı top top hamur haline getirin, elmaların üzerine serpilerek tümünü kaplayın. 180 derece önceden ısıtılmış fanlı fırında 45 dakika hamur kızarana kadar pişirin.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Jan 2022 12:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2022/01/5-cayi-icin-tatlilar-1642670371.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BU TEST İLE HASTALIĞINIZI ÖĞRENİN!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bu-test-ile-hastaliginizi-ogrenin-1530</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bu-test-ile-hastaliginizi-ogrenin-1530</guid>
                <description><![CDATA[Kilo problemi , tatlı krizi yaşayan yada ekmek ve unlu yiyeceklere çok düşkün olan kişilerin hemen hemen hepsinin bağırsak florasında kandida adlı mantarın kontrolsüz çoğalma şikayeti olduğunu söyleyen Dr.Fevzi Özgönül,’Kandida herkesin bağırsak florasında olan bir mantar çeşididir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Özellikle sıcak, nemli ve karanlık bölgeleri sevdiği için bağırsak içerisinde ve genital bölgelerde ağız içinde kolaylıkla yerleşir.’dedi.Kandidadan yüzde yüz kurtulmak hemen hemen imkansızdır. Bölgede bulunan probiyotik bakteriler tarafından kontrol altında tutulduğunda hastalık oluşturan bakterilere karşı bir nevi destek görevi de yaptığı için bir diğer yönden bağışıklık sistemimiz için de destektir. Sadece kontrolsüz üremeye başladığında geçirgen bağırsak sendromu oluşturup&nbsp; Haşimato tiroidi gibi, bir çok oto immün hastalığın da nedeni olabilmektedir.Dr.Fevzi Özgönül,’Kandida’nın hastalık oluşturması için kontrolsüz bir şekilde çoğalması yeterlidir. Vücudunuzda kandida olup olmadığını ise evinizde yapabileceğiniz ‘tükürük testi’ ile öğrenebilirsiniz.” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Tükürük Testi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Şeffaf cam bardak (üzerinde desen olmaması önemli)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Su: Cam bardağı 2/3 kadar su ile doldurun. Sabah aç karına yataktan kalkınca su içmeden veya ağzımızı çalkalamadan bu su dolu bardağa tükürün. Eğer tükürüğünüz suyun üzerinde kalıyorsa korkmayın. Büyük bir olasılıkla sizde kandida enfeksiyonu yok. Eğer tükürüğünüz su yüzeyinden dibe doğru deniz anası gibi sarkıyorsa veya dibe doğru çökme oluyorsa sizde büyük ihtimalle kandida enfeksiyonu vardır.Bu çay kürü kandida mantarını zayıflatarak probiyotik bakteriler tarafından kontrol altına alınabilmesini sağlamaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1 tutam aynısefa bitkisi ( püskül şeklinde bir tutam )</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1 bardak sıcak su</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1 tatlı kaşığı çörek otu yağı</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Aynısefa bitkisi sıcak suda 10 dakika çay gibi demlenir kaynatılmaz. Akşam yatmadan 2 saat önce içilir.Yatmadan önce de 1 tatlı kaşığı çörek otu yağı içilmesinde fayda var.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Dec 2021 15:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/12/bu-test-ile-hastaliginizi-ogrenin-1640178060.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dizde Ağrı ve Şişkinliğe Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/dizde-agri-ve-siskinlige-dikkat-1442</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/dizde-agri-ve-siskinlige-dikkat-1442</guid>
                <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Menisküs nedir ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Menisküsler, femur kondilleri ve tibia platosu arasında bulunan dairesel kama şekilli fibro-kartilajinöz 2 adet yapıdır. Temel olarak su ve Tip 1 kollajen liflerinden oluşmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Menisküs Ne İşe Yarar?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diz eklemi üzerinde oluşan yüklenmelere ve darbelere karşı direnç sağlama yanında, yükü dağıtmak ve stabilizasyona katkıda bulunur. Ayrıca, menisküsler eklem kıkırdağının lubrikasyonu (kayganlık), beslenmesi ve propriyosepsiyonundan (eklemlerin, uzuvların, bağların, beyin tarafından algılanıp, bu bölgelerin en güvenli konumda tutulacağı yanıtların oluşturulması sürecinin adıdır ve proprioseptif süreç derin duyular tarafından yönetilir) sorumludur. Aksiyel yüklenmeyi karşılayan çevresel lifler ile bu lifleri bir arada tutan ve vertikal(dikey) ayrışmalarını engelleyen radiyal lifler bulunur. Bu bilgi çok önem arz etmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Belirtileri nelerdir ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Diz ağrısının birçok nedeni arasında menisküs yaralanmaları çok önemli rol oynar. Diz ağrısı ile birlikte, şişlik, hareket kısıtlılığı, takılma, klick sesi, kilitlenme hatta boşalma hatta yürümede ve dengede bozulmalar bile görülebilir. Ana dokudan ayrılan yırtıklar, eklem arasında yer değiştirerek kilitlenmeye neden olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hasta mediya(iç)l ve lateral(dış) eklem çizgisi hattında hassasiyet ve ağrı tarifler. Özellikle diz ekstansiyon(dizi doğrultma) hareketinde kayıp ve takılma saptanabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">En sık kimlerde görülür ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sıklıkla sporcularda görüldüğü için bir sporcu hastalığı olarak bilinse de ani dönme hareketleri ve aşırı yüklenme başta olmak üzere, diz travmaları ile ve yaşlanmanın bir sonucu olarak da karşımıza çıkabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tanısı nasıl konulur ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Menisküs yırtıklarında, muayene ve manyetik rezonans (MR) görüntüleme ile tanı konulmaktadır. Ancak hiçbir diz şikayeti olmayan kişilerde de %20 MR’da menisküs yırtıkları saptanabilmektedir. Buradan şu anlam çıkar; yırtığın olmasına bakılarak hemen ameliyat edilip bu kıymetli destek doku çıkartılıp atılmamalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tedavisi nasıl Yapılmalıdır ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tedavide amaç sadece ağrıyı kesmek olmamalıdır. Çünkü sadece ağrı kesilmesi hedeflenir ise gelecek gün/ay/yıllarda dizdeki bozulmanın yolu da açılmış olacaktır. Tedavide ameliyatsız yöntem sayısı oldukça çok sayılagelse de işin ehli bir uzman eli ile yapılan tedavi seçilmelidir. Bunlar arasında en önemli seçenek yeni gelişen ve rejeneratif yaklaşım olan kök hücre kombinasyonudur. Buna takviye olarak osteopatik manuel terapi, kinezyobantlama, proloterapi, nöralterapi, ozon terapi, kullanılabilmektedir. Ayrıca gerekli egzersizler verilmeli ve gerekli kısıtlamalar(en başta kilo verme) yapılmalıdır ki bir ömür boyu çek gerekli olan bu kıymetli dokuyu koruma altına almış olalım. Aksi takdirde düşük dereceli yırtıklar ilerleyerek cerrahi tedavi gerektirebiliyor. Kolayca alınması halinde eklem kayganlığı, ve pozisyon algılanması bozulacak ayrıca diz kireçlenmesine zemin hazırlanmış olunacaktır. Menisküs yırtığı bulunan hastalarda, artan kilo ile kıkırdak hacminde hızlı kayıp ve diz ağrılarında artış saptanmıştır. Ayrıca, %1 kilo vermenin kıkırdak kaybında ve diz ağrılarında azalma ile sonuçlandığı gösterilmiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bulguları ortadan kaldırmayı hedefleyen tedaviler yerine dokuyu tamir eden tedaviler önce düşünülmeli ve uygulanmalıdır. Ayırıcı tanıda, kıkırdak hasarları gibi diğer bozukluklar&nbsp; mutlaka gözden geçirilmelidir. Artan yaş ile birlikte, diz ekleminde artoz değişiklikleri&nbsp; başlar ve gittikçe ilerler. Daha ileri yaş hastalarda, eğer menisküs yırtıklarına kıkırdak hasarı da eşlik ediyor ise, menisküs yırtığına yönelik uygulanacak cerrahi yöntemlerden yeterince iyi sonuçlar alınamamaktadır. Bu hastalarda cerrahi ile fizik tedavi arasında fark bulunmamaktadır. Tedavide asıl amaç gelecek yıllarda&nbsp; tekrarlamasını önlemek olmalıdır. Tedavide yırtığın yaşı(yılı), tipi ve yeri göz önüne alınmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Menisküs yırtıkları, lokalizasyonuna göre avasküler(kanlanma olmayan) ve vasküler(kandan beslenen) bölgelerde bulunabilir. Vasküler bölgedeki yırtıkların konservatif olarak iyileşme kabiliyeti vardır. Avasküler bölgedeki yırtıkların, cerrahi tamir sonrasında bile iyileşme yeteneği hayli düşüktür. Yine akut yırtıklar aniden meydana gelirken kronik yırtıklar ise yıllar içinde yıpranma sonucunda ortaya çıkar. Yaşın ilerlemesi ile birlikte, menisküsün bozulma&nbsp; süreci başlar. Artan yaş ile birlikte; menisküsün kalitesi azalmakta, su içeriği artmakta, hücresel içerik azalmakta, kollajen ve glukozaminoglikan oranları azalır. Bunun sonucunda, menisküs dejenerasyona ve yaralanmalara karşı dayanıksız hal almaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Dejeneratif menisküs yırtıkları, yaşlı hastaların yanı sıra fiziksel olarak aktif kişilerde de meydana gelebilmektedir.&nbsp; 7-8 tip menisküs yırtığı vardır(vertikal, longitudinal, oblik, radyal, horizontal, kök, kova sapı ve kompleks). Radyal, oblik ve kova sapı yırtıkları dışındaki yırtıklara hemen cerrahi önerilmemelidir. Özellikle deplase kova sapı menisküs yırtığına bağlı kilitli diz varlığında cerrahi öncelikli düşünülmelidir. Cerrahi yöntemler içerisinde önce tamir ikinci planda menisektomi düşünülmelidir. Menisküsün %15-34’ünün çıkarılması dizdeki şok emici etkisini azaltmakta ve temas basıncını %35 oranında artırmaktadır. Bu da dizde kireçlenme hızını artırmak demektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tedavi tercihinde çevresel liflerin devamlılığının bozulup bozulmadığı mutlaka dikkate alınmalıdır. Günümüze kadar, stabil menisküs yırtıkları olan orta yaş ve üstü kişilerde cerrahi tedavilerin fizik tedaviye üstünlüğünü gösteren yeterli kanıt bulunamamıştır.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Dec 2021 10:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/12/dizde-agri-ve-siskinlige-dikkat-1639120082.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamilelikte Bel Ağrısı Neden Olur?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-bel-agrisi-neden-olur-1376</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-bel-agrisi-neden-olur-1376</guid>
                <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr. Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bel ağrısı hamilelik esnasında oldukça sık karşılaşılan bir yakınmadır. Her 4 kadından 3'ü gebelik dönemi boyunca bel ağrısına maruz kalmaktadır. Bebek doğduktan sonra ise tüm ağrılar büyük oranda ortadan kalkmaktadır. Hamileliğin her aşamasında ağrılara sebep olan farklı faktörler vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hamilelikte aşırı kilo alımı ve progesteron hormonun artış etkisine bağlı destek dokularda yumuşama omurgada ağrılara sebep olabiliyor. Hamilelik boyunca bel ağrısı fazlaca görülür ancak bu ağrıların sebebi nadir olarak bel fıtığı kaynaklıdır. Hamilelik öncesi fıtığı olan hastalarda gebeliğin ilerleyen aylarında karnın büyümesiyle vücudun ağırlık merkezinin değişmesine bağlı olarak ağrıda artış veya&nbsp; fıtık derecesinde ilerleme olabilir. Hamileliğin ilk aylarında hafif egzersizler yapmak vücudu hamileliğe alıştırmak ,ilerleyen aylarda büyük fayda sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hamilelikte bel ağrıları mutlaka fıtık var demek değildir ! </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hamilelik sonrası ağrılar çoğunlukla büyük ölçüde azalmaktadır. Ancak hamilelikte muayene ve zararsız yöntemler ile tedavi ve&nbsp; gerekli ise doğum sonrası da tedavi devam etmelidir. Doğum sırasında doğum şekline bağlı olarak doğumdan birkaç gün sonra ağrı yaşanması normal kabul edilir. Sezaryen doğumlarda spinal veya epidural anestezi sırasında bele uygulanan iğneye bağlı ağrılar için de ağrı kesici önerilmiyor. Diğer yöntemler uygun görülüyor. Bu ağrılar birkaç gün veya hafta içinde kendiliğinden de geçebilir. Doğumdan yıllar sonra yaşanan bel ağrılarının ise bu iğnelerle hiçbir alakası olmayabilir! Hamile anne adayları bebeğinizi sağlıkla kucağınıza alın, hamilelik sırasında kendinize ne kadar iyi bakarsanız bebeğinize o kadar faydalı olursunuz, unutmayın!(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Nov 2021 12:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/11/hamilelikte-bel-agrisi-neden-olur-1637833169.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nezleye Karşı Karabiber Çayı Tüketin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/nezleye-karsi-karabiber-cayi-tuketin-1375</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/nezleye-karsi-karabiber-cayi-tuketin-1375</guid>
                <description><![CDATA[Karabiber Çayının faydalarını saymakla bitiremeyen Dr.Fevzi Özgönül ,karabiber çayının antioksidan ve serbest radikalleri azalttığını ,nezle, soğuk algınlığı, öksürük, solunum sıkıntısı ve ateş semptomlarında da rahatlama sağladığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bunların yanında karabiber çayı,menstrüasyon sırasında ağrıyı hafifletir, sindirim, iştah ,gaz, ishal gibi sindirim sistemi problemlerini iyileştirmek için iyi bir yardımcıdır.Karaciğer ve tükürük üretiminden safra asidi salgısını arttırır.Biber,midede hidroklorik asit salınımını arttırarak sindirimi kolaylaştırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Zencefilin %3’ünü uçucu yağlar oluşturur ve tadını phenylpropanoid adındaki maddelerden alır. Bunun dışında zengin bir B3, B6 ve demir, kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum, magnezyum minerallerini içermektedir. Bunların dışında zencefil ayrıca leysin, treonin, triptofan, valin, fenilalanin gibi amino asitler içermektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Karanfilin çok etkili bir antioksidan özelliğinin olması kanserden, solunum yolları hastalıklarına, saçlardan, tırnaklara kadar çok geniş bir alanda sağlığımızı korumak için hizmet ettiğini belirten Dr.Fevzi Özgönül, 'Diş ağrımız varsa karanfil bize bu konuda da yardımcı olur.'dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Tarçın&nbsp; ise glukoz emilimini yavaşlatan sindirim enzimlerini destekleyen bir yapıya sahiptir.Bu nedenle tarçın, insülinin etkinliğini 20 kat arttırabilir. Kullanıldığında şeker isteğini azaltır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bu çayı akşam yemeğinden önce her gün içebilirsiniz ancak karabibere karşı hassasiyeti olanların bu çayı tüketmelerini önermiyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Peki Karabiber Çayı Nasıl Hazırlanılır ? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">6 adet tane karabiber</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">2 adet&nbsp; karanfil</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1 diş sarımsak</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1 çubuk tarçın</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">1 çay kaşığı taze zencefil rendesi veya ½ çay kaşığı toz zencefil</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">dilerseniz ½ çay kaşığı bal</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">2-3 damla limon suyu</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hepsini bir demliğe koyup 20 dakika kaynar su ile demledikten sonra içebilirsiniz.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Nov 2021 12:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/11/nezleye-karsi-karabiber-cayi-tuketin-1637832209.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alın Kırışıklıkları Neden Olur? Tedavisi Nedir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/alin-kirisikliklari-neden-olur-tedavisi-nedir-1374</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/alin-kirisikliklari-neden-olur-tedavisi-nedir-1374</guid>
                <description><![CDATA[Alın bölgesi yüzde özellikle mimik hareketlerine nedeniyle en erken kırışan bölgelerden biridir. Alın kırışıklıkları insanın olduğundan daha yaşlı görünmesine neden oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İlerleyen yaşla birlikte alın bölgesinde ince çizgiler, çukurlar şeklinde görülen kırışmalar son derece olağan durumlardır. Alın bölgesinde oluşan kırışıklıklar, kişiyi olduğundan daha yaşlı, daha yorgun ve daha kızgın göstermesi açısından estetik uygulamaları gerekli kılar. Alın estetiği işlemlerinde temel amaç, kırışıklıkların giderilmesi ve alın bölgesine genç,dinamik bir görünüm kazandırılarak yüz estetiğinde kusursuz bir görünüm elde etmektir. Bu amaca pek çok farklı yolla ulaşabiliyoruz. Bicoronal kesilerin veya endoskopik kesilerin yapıldığı alın estetiği işlemlerinde, saçlı deriden girilerek alın bölgesi gerilir ve oluşan gerilmeyle birlikte kırışıklıklar ortadan kalkar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alın kırışıklıkları nasıl tedavi edilir ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Biocoronal kesilerin kullanıldığı işlemlerde;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alnın tümü saçlı deriden girilerek yukarı doğru kaldırılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Endoskopik kesileri uyguladığımız işlemlerde;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Saçlı bölgeden daha önceden belirlenmiş belirli noktalardan girilerek, alnın belirli yerlerden kaldırıldığı işlemlerdir. Endoskopik yöntemde, daha az kesi uygulanır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Alnı çok geniş olan ve sorunların ilerlediği kişilerde, bicoronal kesiler uygulanır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İyileşme süresi 1-3 hafta içindedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Kişi günlük hayatına kısa zamanda dönebileceği gibi, operasyondan sonra oluşan morluk, şişlik, kızarıklık gibi durumlar birkaç gün içinde kendiliğinden yok olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">İPLE ASMA YÖNTEMİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bizim estetik işlemlerde sıkça kullandığımız PDO ipler, tıbbi olarak üretilen, kişinin metobolizmasına karışarak kaybolan maddeden yapılır ve kişinin cildine gergin bir görünüm kazandırma amacı ile kullanılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hyaluronik Asit Yüz Dolgusu</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Hayvansal kaynaklı olmayan, deride doğal olarak bulunan hyaluronik asit tıbbi işlemlerden geçirilerek cilde uygulandığında, çevresindeki nemi emerek genişler ve cilde dolgunluk kazandırır. Bugün estetik işlemlerde sıkça ve güvenle uyguladığımız hyaluronik asit, alın kırışıklıklarının giderilmesinde de başvurduğumuz bir tedavi şeklidir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Nov 2021 12:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/11/alin-kirisikliklari-neden-olur-tedavisi-nedir-1637831693.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dar Pantolon Giyen Erkekler Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/dar-pantolon-giyen-erkekler-dikkat-1194</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/dar-pantolon-giyen-erkekler-dikkat-1194</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre normal kabul edilen sperm sayısında son 50 yılda büyük bir düşüş yaşandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1950’li yılların başında bir erkeğin menisinde bulunması gereken ortalama sperm sayısı 100 milyonken, 2011 verilerine göre bu rakam 15 milyona kadar düştü. Peki, bu düşüşe neden olan etkenler neler ve bu durumum önüne geçebilmek mümkün mü? Embriyolog Abdullah Arslan, dış etkenlerden en fazla etkilenen vücut hücrelerinin başında gelen spermin kalitesini bozan ve sayıca azalmasına neden olan faktörlerden sıcaklık ve giyinme alışkanlıkları hakkında bilgi verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İnsan vücudunda tüm hücreler dış etkenlerden etkilenmektedir. Fakat bazı hücreler daha dayanıklı olurken bazıları çok daha fazla hassas olabilmektedirler. Kadında yumurtalıklar ve yumurta hücreleri, erkek vücudunda ise sperm hücreleri dış etkenlerden en kolay ve hızlı etkilenen hücrelerdir. En kolay etkilenmekle birlikte sperm hücreleri aynı zamanda çok hızlı çoğalabilen hücreler arasında yer alıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son yüzyılda endüstriyel gelişmeler ve değişmeler yaşandığını belirten Embriyolog Abdullah Arslan şunları da hatırlattı; bu gelişmelere paralel olarak da sperm kalitesini olumsuz etkileyen pek çok faktör yaşamımıza girdi ve girmeye devam ediyor. Bu etmenlerin bazılarını şöyle sıralamak mümkün; Hava kirliliği, deniz kirliliği, su kirliliği, hormon içeren suni yemler, cinsel ilişki sıklığı, beslenme alışkanlıkları, ilaç kullanımı, sigara alkol ve uyuşturucu kullanımı ve son olarak sıcaklık faktörü. Önceleri modern yaşam alanlarında, yani şehirde yaşayan erkeklerin sorunuyken artık gelişen imkânlar ile en ücra yaşam alanlarına kadar giren giyim kuşam alışkanlıklarındaki değişikliklere dikkat çeken Embriyolog Abdullah Arslan şunları belirtti; Testislerin sağlıklı kalmaları ve sağlıklı spermler üretebilmeleri için vücut ısısından 1-2 derece daha soğuk olmaları gerekli. İdeal vücut ısısı 36 santigrat dereceyken testislerin olması gereken sıcaklık 34 santigrat derece civarındadır. Özellikle çok dar iç çamaşırı yada pantolon giyen erkek bireylerde uzun süre aynı sıkılıkta ve pozisyonda kalmayla birlikte testis ısısı artmakta ve bu durumda sperm kalitesi düşmektedir. Ayrıca hamamlar, ekmek fırınları ve yüksek ısıya maruz kalan yerlerde çalışan veya çok sık saunaya giden, uzun süre at binen ve bisiklet – motosiklet kullanan kişilerde de sperm sayısı ve kalitesi düşmektedir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Oct 2021 13:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/10/dar-pantolon-giyen-erkekler-dikkat-1634639837.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Burun Spreyi Kronik Tıkanıklığa Çözüm Değil!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/burun-spreyi-kronik-tikanikliga-cozum-degil-1090</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/burun-spreyi-kronik-tikanikliga-cozum-degil-1090</guid>
                <description><![CDATA[Burun tıkanıklığı ilk bakışta bakıldığında basit gibi görünse de aslında birçok hastalığa zemin hazırlayabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kronik burun tıkanıklığı uykusuzluk ve yorgunluk gibi yaşam kalitesini düşüren sorunlara neden olurken, uzun vadede ise kalp büyümesi gibi çok daha ciddi problemlere yol açabilir. Ayrıca burun tıkanıklığına bağlı geceleri ağızdan nefes almak horlamaya, uyku problemlerine, konsantrasyon sorunlarına neden olabiliyor. Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi uzmanı Op Dr Bahadır Baykal konu hakkında bilgiler verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soğuk algınlığı veya sinüzit gibi hastalıklar geçici süreli burun tıkanıklığı oluşturabilir ama bu durum sorun oluşturmaz. Burun iç kısım eğriliği yani deviasyon yada burun etlerinin büyümesi gibi nedenlerle oluşan kronik burun tıkanıklığı ise uzun dönemde oksijen yetersizliğine neden olarak vücudu olumsuz etkiler. Akciğerlerimize yeteri kadar temiz hava gitmeyince oksijen-karbondioksid değişimi etkilenir, kanımız dokulara eksik oksijen götürür ve zamanla dokularda hasar gelişir. Kaliteli uyku uyuyamayan kişi de yorgunluk ve konsantrasyon güçlüğü gelişir, yüksek tansiyonu takiben kalp de ritm bozukluğu başlar ve bir müddet sonra kalp büyür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kronik burun tıkanıklığı olan hastalardaki en önemli belirtilerden birisi de horlamadır ve kişi sabah uyandığında ağzında kuruluk hissi oluşur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun iç kısım eğriliği ( deviasyon ) genellikle travma sonrası gelişen burun orta bölmesinin eğriliği durumudur. Gebelikte anne karnında bile, bebeğin dönme hareketleri esnasında burun travmaya maruz kalabilir, doğum sırasında ve çocukluk dönemindeki darbelerde deviasyon gelişiminde rol oynar. Her deviasyonburun tıkanıklığına yol açmaz. Toplumda burun eti olarak bilinen konka adını verdiğimiz burun için yapıların şişmesi de oldukça sık rastlanan kronik buruntıkanıklığı sebeplerindendir. Kadınlarda adet dönemlerinde ve gebelikte yaşanan hormonal değişimlerde burun etlerinin şişmesine yol açar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kronik burun tıkanıklığının sebepleri arasında sürekli alerjiler de önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle alerjik zemine sahip hastalarda gelişen polip gibi yapılar burnu tamamen tıkayabilir. Burun tıkanıklığı burnu tahriş eden her türlü maddeye karşı gelişen reaksiyon sonucu da oluşabilir. En sık görüleni tütün dumanıdır. Bazı hastalar başarılı bir burun ameliyatı geçirseler dahi sigara içmeye devam ettikleri sürece tam olarak rahatlayamazlar. Olağandışı sebeplerden birisi de gastroözofajeal reflü hastalığı (GERD) dır ki; tedavi de mutlaka mide asidinin genize kadar kaçması önlenmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun tıkanıklıklarından kurtulmak için kişilerin ilk başvurduğu burun açıcı spreylerdir. Bu spreyler&nbsp; en fazla 4-5 gün kullanılabiliyor ama kişiler burundan nefes almanın getirdiği rahatlık ile burun spreyini kullanmaya devam ediyor. Ancak bu spreylerin uzun vade kullanımı kişilerde bağlılığa neden olabilir. Ayrıca kronik burun tıkanıklığına sprey çözüm sağlamıyor..</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eğer burun tıkanıklığının nedeni deviasyon ise tek çözüm ameliyattır. Kemik ve kıkırdak eğriliği düzeltildiği takdirde nefes sorunu düzelir. Artık oldukça konforlu ve rahat şekilde burun ameliyatlarını gerçekleştirebiliyoruz. Sanırım burun ameliyatlarını korkulan bir operasyon olmaktan çıkardık</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sık tekrarlayan sinüzit ataklarında ise öncelikle ilaç tedavisi ile iltihabı kurutup, sonrasında deviasyon, konka bülloza gibi anatomik problemleri ameliyatla hallediyoruz.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Sep 2021 14:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/09/burun-spreyi-kronik-tikanikliga-cozum-degil-1632828256.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kronik Ağrılar Yaşam Kalitesini Olumsuz Etkiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kronik-agrilar-yasam-kalitesini-olumsuz-etkiliyor-1042</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kronik-agrilar-yasam-kalitesini-olumsuz-etkiliyor-1042</guid>
                <description><![CDATA[Kronik ağrıyla yaşamak, başkalarının hayatlarında hafife aldığı temel ihtiyaçlar ve basit görevler için günlük zorluklarla karşılaşmaktır. Her gün o zorluğu yaşamaktır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Astımlı ya da KOAH (Kronik Obstrüktir Akciğer Hastalığı) hastalarına zor nefes almanın ne demek olduğunu sorsanız onlar ne cevap verirler acaba? Bütün dünya insanın olsa da sağlıklı olunmadığında ya da kişinin sağlığı bozulduğunda hiçbir şeyin önemi kalmamaktadır. İnsan sağlığının kıymetini ancak kaybettiği zaman anlıyor. Kronik ağrı da bu şekildedir aslında. Her gününü, her dakikanı ağrılı geçirmek, her sabah ağrılı yataktan kalmak, yattığınız yatakta bir taraftan bir tarafa ağrısız dönememek, sürekli baş ağrısı çekmek, uzun mesafe yürüyememek ya da çarşıya pazara başkasının yardımı olmadan gidememek gibi... Bazen başkalarının yardımı bile işe yaramamakta ve o ağrıyı vücudunuzda hissetmektesiniz. Hasta tarafından kronik ağrıyı tarif etmek, anlatabilmek, hekim tarafından da tıbbi olarak açıklayabilmek öylesine zordur ki toplumun ve birçok hekimin yaptığı yanlışlar genellikle kişinin ağrısına inanmamak, iyiye gitmediği ya da iyileşemediği için farklı olarak damgalanmak dolayısıyla kronik ağrıyla mücadele edememek veya baş edememekle yargılanmak anlamına gelir. Sonuçta ağrının nedeni tespit edilemediğinde hekim, hasta yakınları ve hatta hasta da psikolojisinin bozulduğu damgasını yer. Tabiki ağrının psikolojik yönü vardır ancak ağrının nedeni her tespit edilemediğinde bunu psikolojiyle ilişkilendirmek bu işin en kolay yolu bence. Ya ağrının nedenini tıbben açıklayamıyoruzdur ya da yanlış tanı üzerine odaklanıyoruzdur. Bu durum hastada zamanla zayıflamış ruh sağlığına sahip olmaya ve kaybolmuş bir benlik saygısı ile yaşamaya, okul veya işten devamsızlığa, aile içi ve sosyal ilişkilerin bozulmasına ve birçok sosyoekonomik dezavantaj anlamına gelir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son yıllarda kronik ağrı hakkında ortaya çıkan çalışmalarda, vücuttaki organların ve dokuların yaralanmasını takiben aktivitenin azaltılmasını öneren yaygın kronik ağrı algısını çürütüyor. Bunun yerine, kronik ağrı sıklıkla anormal nöral sinyalleşmenin bir ürünüdür yani normal bir sinir iletiminin bozulmasıdır ve biyopsikososyal boyutları olan kişinin psikolojik ve mental durumunun da gözetildiği ilaç ve girişimsel ağrı tedavilerinin birçok branşla beraber yürütüldüğü karmaşık bir tedavidir. Birçok hekim ve hasta tedavi seçenekleri konusunda bilgi sahibi değildir; dolayısıyla sadece tek ilaç tedavisine güvenerek kronik ağrıyı tedavi etmeye çalışmaktadırlar. Sınırlı kanıta dayalı tıp bilgilerine rağmen, maliyetli nöromodülasyon (sinir sisteminin elektrikle uyarılması) tekniklerinin kullanımı da giderek artıyor. İlaçlara veya cihazlara aşırı bağımlılık oluşması, agresif medikal endüstri pazarlaması, fizyoterapi veya psikoloji gibi çok disiplinli hizmetlere erişim eksikliği ve zorluğu, daha kısa ve özensiz konsültasyonlar Kronik ağrıyı çözmede karşılaşılan zorluklardır. Düşük gelirli ve orta gelirli ülkelerde, kırmızı reçeteli ilaçlara sınırlı erişim, kırmızı reçeteli ilaçları kullanım korkusu ve ağrıyla ilgili kültürel inançlar diğer engellerdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Opioid (kırmızı reçeteli ilaç) krizi, iki açıdan önemlidir. Hasta açısından bakıldığında hastaları öfkeli, terk edilmiş ve daha başka yapacak bir şeylerin olmadığı fikrine kapılması, bu ilaçlar fayda vermez ise ağrı ve acı ile hayatlarını nasıl sürdüreceği düşünceleri nedeniyle daha fazla damgalanmış hissettirir. İcra makamları açısından ise tüm opioid reçetelemelerini engelleme ya da daha sıkı kontrol etmeye yönelik klinik ve düzenleyici girişimleri harekete geçirir. Doğru dengenin sağlanması gerekiyor. Bazı insanlar için (örneğin kanser ağrısı olanlar) çoğunlukla opioid türevi ilaçların kullanımı gerekli olabilirken diğerleri için opioid reçetesinin kaldırılması veya sınırlandırılması belki de uygun olabilir. Ancak her iki yolda, doğru ilaç güvenlik önlemleri ile desteklenmesi ve ihtiyaç olduğunda bağımlılık tedavisi ile çok kapsamlı bir tedavi planına geçebilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kronik ağrıyı yeniden değerlendirmek gerekiyor. Hekimler kronik ağrılı hastalara faydalı olmak istiyorlarsa ona hiç şüphemiz yok, ağrının tamamen giderilmesinden ziyade hastaların ağrılarını anlamak, hastaların beklentilerini değiştirmek, işlev ve yaşam kalitesine öncelik veren gerçekçi, kişiselleştirilmiş hedefler belirlemelerine yardımcı olmak için ekip çalışmasına yönelmeleri kritik öneme sahiptir. Ortak karar verme, tedavi seçenekleri ve risk-fayda oranı hakkında daha incelikli tartışmalarla insanların ağrılarını yönetmelerini sağlayabilir. Hastalar kendilerine inanılacakları, saygı duyulacakları, desteklenecekleri ve bir tedavi işe yaramazsa suçlanmayacaklarına dair güvenceye ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle dil, etkileşim ve teşvik etmek için güçlü bir araçtır. Hastalarla etkili bir biçimde konuşulmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kronik ağrı tedavisi düşük gelirli ve gelişmekte olan ülkelerde ağrı kliniklerinin yokluğu nedeniyle zordur. İyi eğitimli, çok disiplinli sağlık çalışanlarından oluşan geniş bir ekip tarafından sağlanan tasarımla, toplum içinde temellendirilmelidir. Daha karmaşık vakaları desteklemek için ağrı klinikleri ile irtibat sağlanmalıdır. Örneğin Temel Ağrı Yönetimi kursunun 60'tan fazla ülkede faydalı olduğu kanıtlanmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kronik ağrı hakkında yapılacak bilimsel çalışmalar tedavide kullanılacak yöntemlerin faydaları, zararları ve maliyetlerini kapsayan klinik çalışmaların aynı zamanda hasta önceliklerini de içermesi gerekiyor. Epidemiyolojik ve nüfus çalışmaları, bulaşıcı olmayan hastalıklar, sağlıklı yaşlanma ve rehabilitasyon ile bütünleştiren etkili ve uygulanabilir çözümler aramalıdır. Sağlık Politikalarını yapanlar ve düzenleyenler, bu konuda bir şeyler yapmamanın yani eylemsizliğin maliyetini görerek kronik ağrıya öncelik vermelidir. Daha geniş halk kitlelerinde kronik ağrı konusunda farkındalığı artıracak ve yanlış anlamaları ortadan kaldıracak önlemlere ihtiyaç vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kronik ağrı gerçektir.Daha ciddiye alınmayı hak ediyor.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Sep 2021 10:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/09/kronik-agrilar-yasam-kalitesini-olumsuz-etkiliyor-1632211142.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sonbaharda Göz Hastalıklarına Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sonbaharda-goz-hastaliklarina-dikkat-1024</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sonbaharda-goz-hastaliklarina-dikkat-1024</guid>
                <description><![CDATA[Sıcak ve kısmen daha kuru geçirdiğimiz yaz mevsiminin ardından iyice yorulan ve kuruyan gözlerimizi bu kez de sonbahar mevsiminde yeni tehlikeler ve hastalıklar beklemektedir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sonbahar demek sadece yağmur ve sararan yapraklardan ibaret bir mevsim olarak düşünülse de,her mevsimin kendine özel vücudumuzda meydana getirdiği etkileri göz ardı etmemek gerekmektedir.Özellikle ülkemizde sonbahar dönemi hava değişimlerinin en sık gözlendiği ve buna bağlı olarak üst solunum yollarında sıkıntıların en fazla yaşandığı mevsimdir.Üst solunum yolları ile beraber gözlerimizde bu mevsimden kendine düşen payı alır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr.Çağlayan Aksu,''Genellikle soğuk algınlığı bulguları gösteren ve basit bir nezle olarak geçiştirilen adenoviral kaynaklı enfeksiyonlar gözlerde ciddi enfeksiyona ve hatta buna bağlı kalıcı görme bozukluklarına sebep olmaktadır.Öncelikle bir gözde başlayan ağrı,kızarıklık,yanma,batma,gözde yabancı cisim hissi ve sabahları gözleri açamayacak derecelere varan çapaklanma şikayeti,adenoviral konjonktivit denilen ve halk arasında göz nezlesi olarak tabir edilen hastalığın ilk belirtileri olabilir.Bulaşıcılığı oldukça yüksek olan bu hastalık özellikle toplu taşıma araçları ve kalabalık ortamlarda hızla yayılmaktadır.Aile bireylerinden birinde başlayan göz nezlesi,dikkat edilmediği ve ortak kullanılan kişisel eşyalar sayesinde tüm aileyi etkilemektedir.Zamanla her iki gözde aynı durumun olması kişiyi gerek sosyal hayatından,gerekse iş hayatından uzaklaşmasını sağlayacak boyutlara gelebilir.Hastalık şikayetleri azalsa dahi ilerleyen dönemde hastalığın iyileşmesine rağmen gözümüzde oluşturduğu tahribat görmede puslanma ve hatta az görmeye dahi sebep olabilir.Bu sebeple göz nezlesi geçirdiğini düşünen veya benzer şikayetleri olan kişilerin en yakın göz doktoruna müracaatı ve tam iyileşme sağlanana kadar tedavi ve takibi yapılmalıdır.''diye ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mevsim değişikliklerinde en sık görülen göz hastalıklarından birisi de kuru göz hastalığıdır diye belirten Dr.-Aksu sözlerine şöyle devam etti;'' Günümüzün en büyük problemlerinden biri haline gelen göz kuruluğu özellikle rüzgarlı ve kuru bölgelerde daha sık karşımıza çıkmaktadır.Gün içinde sürekli kullanır hale geldiğimiz akıllı telefonlar,tabletler ve bilgisayar monitörleri göz kuruluğunun en büyük sebebidir.Ekran ışığının ayarlanması yada filtreler kısmen işe yarasa da,ekrana bakarken farketmeden göz kırpma refleksimizin azalması ve gözün havayla temas süresinin artması asıl etkenlerdir.Sonbaharda okulların açılması ve devlet dairelerinin daha yoğun şekilde çalışmaya başladığı göz önüne alınırsa,sonbahar göz kuruluğunun pik yaptığı bir dönem denilebilir.Göz kuruluğunda gözde yanma,batma,gözde kum varmış hissi,özellikle akşamları gözde yorgunluk ve sabahları göz açarken zorlanma gibi belirtiler olabilir.Göz kuruluğu ciddi görünmese dahi ilerleyen durumlarda gözde görme bulanıklığı ve kontrast görmede azalma gibi şikayetlere sebep olabilir.Bu şikayeti olan hastalarımızın hekim tarafından uygun görülen tedaviyi aksatmadan kullanması önem arz etmektedir.''dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr.Çağlayan Aksu,''Ve son olarak genelde ilkbahar aylarında daha sık görülen fakat sonbahar zamanında görülme sıklığı artan alerjik konjonktivit.Hava değişiminin yoğun yaşandığı mevsimlerde görülme sıklığı artan alerjik konjonktivit genelde bünyesel alerjisi olan yada alerjik hastalıklara yatkınlığı olan bireylerde gözde kızarıklık ve kaşıntı ile kendini gösterir.Soğuk uygulama kısmen rahatlık sağlasa dahi allerjiye sebep olan etken ortadan kalkmadığı takdirde tam iyileşme sağlanama.Etkeni uzaklaştırmak zor olduğu için daha çok semptomatik dediğimiz yani şikayetleri geçici olarak azaltmaya yönelik tedaviler uygulanmaktadır.Göz alerjisinde en önemli konu ilerleyen dönemlerde ve alerjinin sürekliliği durumunda gözümüzde yapacağı kalıcı hasarlardır.Ayrıca sürekli ve şiddetli göz kaşımanın Keratokonus denilen,ilerleyici ve çok ciddi göz hastalığı yapacağı ve keratokonus denilen hastalığın da ierlemesi durumunda görmeyi kalıcı olarak azaltacağı ve hatta göz nakli yapılması gerekecek kadar sorun teşkil edeceği unutulmamalıdır.''diye belirtti. (Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Sep 2021 11:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/09/sonbaharda-goz-hastaliklarina-dikkat-1631868610.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mantarın Bilinmeyen Faydaları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/mantarin-bilinmeyen-faydalari-962</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/mantarin-bilinmeyen-faydalari-962</guid>
                <description><![CDATA[Antik çağlardan beri mantarlar birçok hastalık için yiyecek ve ilaç olarak kullanılmıştır. Dünyada yaklaşık olarak 5000 mantar türü vardır. En çok üretilen mantar türü ise Agaricus bisporus’tur. Bu tür, Türkiye'de yaygın olarak yetiştirilen ve satılan beyaz şapkalı bir kültür mantarıdır. Son dönemlerde yapılan bilimsel araştırmalar da mantarlardan elde edilen bileşenlerin tedavi edici (terapötik) etkileri olduğu tespit edilmiştir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bunlar;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;-Bağışıklık sistemini güçlendirip, sağlığı koruyabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;-İçerdiği selenyum minerali sayesinde antienflamatuvar ve antikanser etkisi vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;-Beta-glukan kaynağıdır, bu sayede kolestrolün ve trigliserit seviyelerini düşürülmesine yardımcı olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;-D vitamini içeren nadir bitkisel besinlerdendir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;-İyi bir antioksidan kaynağıdır. Antioksidan etkisiyle beyin ve cilt sağlığına korumaya yardımcı olur. En çok antioksidan etkiye sahip mantarlar beyaz mantar türüdür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;-İçeriğindeki bakır minerali sayesinde anemi, halsizlik ve kemik hastalıklarının oluşma riskini azaltmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;-Mantarda bulunan kolin adı verilen bir maddenin uyku, hafıza ve öğrenmeyi güçlendirmeye yardımcı etkisi bulunmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;-Diyabet tanısı olan bireylerde, kan şekeri seviyelerini düşürmeye ve insülin direncini arttırmaya yardımcıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">MANTARIN KALORİSİ VE BESİN DEĞERİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beslenme açısından değerlendirildiğinde, düşük kalori içeriğinin yanı sıra esansiyel amino asitler, karbonhidratlar, lif, önemli vitamin (A, B, C, D, K) ve mineraller (demir, fosfor,selenyum, çinko, kalsiyum, bakır, magnezyum, potasyum) açısından da zengindir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özellikle B vitamini açısından zengindirler; Riboflavin (B2), Folat (B9), Tiamin (B1), Pantotenik asit (B5), Niasin (B3)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">100 gr kültür mantarı için ise belirtilen besin değerleri;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalori: 21 kcal</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Protein: 3 gr</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Karbonhidrat: 3 gr</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Lif:1 gr</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yağ : 0 gr</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">MANTAR TÜKETİMİNİN KANSER ÜZERİNE ETKİSİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günümüzde mantarlar çeşitli hastalıkların önlenmesi ve tedavisi için takviye edici besin olarak kullanılmaktadır. Özellikle de kanser hastaları için en çok tavsiye edilen takviye edici besindir. Çünkü mantarların bağışıklık sistemini düzenleyen ve tümör oluşumunu engelleyici bir etkisi bulunmaktadır. Son yıllarda belirli mantar türlerinin kanser üzerindeki olumlu etkisi giderek daha fazla yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Mantar türleri, immünomodülatör özelliklerinden dolayı kanser önleyici etkilerini gösterirler. Mantarın bu özelliğini sağlayan bileşenlerin başında polisakkaritler ve Beta-glukan gelmektedir. Aynı zaman da kanser hastası olup kemoterapi alan bireylerde de kemoterapinin yan etkilerinin azalmasına da yardımcı olmaktadır. Bu yan etkilerin en başında bulantı, kansızlık ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gelmektedir. Aynı zamanda içerisinde bulunan Konjuge linoleik asit sayesinde meme ve prostat kanserine karşıda yararlı etki gösterebilmektedir. Fitobesin içeriği yüksek olan mantarların yararlı etkilerinin yanı sıra, oldukça az sayıda yan etkiye sahiptir ve vücut tarafından kolaylıkla tolere edilebilmektedirler. Kanser üzerindeki en etkili mantar türü ise&nbsp; kırmızı reishi mantarıdır. Bu mantar türü bağışıklık sistemindeki makrofaj hücrelerinin kanserle savaşmasına yardımcı olmaktadır. Düzenli tüketiminden sonra&nbsp; insan vücudundaki anti-kanser etkisi olan maddelere de yardımcı olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">MANTARIN YAN ETKİLERİ</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mantarlar geniş bir ailedir ve bazı türleri ise zehirli olabilmektedir. Bu türlere dikkat edilmesi gerekmektedir aksi taktirde ölüme ve zehirlenmelere yol açabilir. Bu yüzden bilinmeyen mantar türlerinin asla tüketilmemesi gerekmektedir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Sep 2021 10:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/09/mantarin-bilinmeyen-faydalari-1631001115.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kafeinin Faydaları ve Zararları Nelerdir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kafeinin-faydalari-ve-zararlari-nelerdir-961</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kafeinin-faydalari-ve-zararlari-nelerdir-961</guid>
                <description><![CDATA[Kafein, çay ve kahve ile alınabilen eski bir bitkisel alkaloiddir. Çay ve kahvenin yanı sıra 60 adet bitkinin de kafein içerdiği bilinmektedir. Kafein günümüzde kolalı içeceklerin ve merkezi sinir sistemine uyarıcı etkide bulunan ilaçların yapımında kullanılmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafeinin etkileri nelerdir ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafein, merkezi sinir sistemini uyarıcı bir etkiye sahiptir. Bu durumun faydalı etkileri olduğu gibi günlük alınması gerekenden (≤300 mg) fazla kafein tüketimi sonucunda zararlı etkileri oluşabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Kafeinin Faydaları</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fiziksel ve zihinsel yorgunluğu giderebilir ve bunun sonucunda bireylerin çalışma kapasitesi ve yeteneği gelişebilmektedir. Enerji artırımına yardımcı olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dikkat dağınıklığının önüne geçer odaklanmaya ve konstransyonu arttırmaya yardımcı olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bazı durumlarda bağ ağrılarını ve migren ağrılarını rahatlatabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bazı çalışmalar sonucunda Alzheimer hastalığını önlemede yardımcı olduğu bulunmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Spor ve ağır antrenman sonucunda oluşan yorgunluğu önleyebilir, Bundan dolayı çoğu sporcu daha iyi bir performans sergilemek amacıyla kafein içeren içecek tüketmektedir. Tepki hızını Spor esnasında tepki hızını arttırarak, daha hızlı algılamayı ve düşünmeyi sağlayıcı pozitif yönlü etkileri vardır. Ağırlık antrenmanı yapan sporcular için kas ağrılarını azaltabilir ve spor eğitiminin devamlılığını sağlayabilir.§&nbsp; Metabolizma hızını arttırarak daha hızlı yağ yakımına yardımcı olabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Merkezi sinir sistemine olan uyarıcı etkisiyle&nbsp; kalp atış hızı ve kan basınını arttırabilmektedir . Kan basıncının artmasıyla böbreklerde daha fazla kanın süzülmesini sağlar ve böylece vücuttaki suyun dışarı atılmasını sağlar. Kafeinin bu etkisine diüretik etki denilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Deri ve zührevi hastalıklarını iyileştirici bir etkisi de bulunmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafeinin Zararları</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı yükleme yapılması sonucunda kafenin zararlı etkileri de bulunmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diüretik etkisinden dolayı idrarla kalsiyum mineralinin kaybı artar ve durum osteoporoz gelişmesi riskini arttırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uykunun azalmasına veya uykuya dalma süresinin uzamasına sebep olabilmektedir. Bu durum sonucunda bireylerde sinirlilik hali görülebilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İştahın azalmasına neden olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kan basıncının fazla yükselmesiyle oluşan el titremesi ve vücudun aşırı ısınması görülebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mide salgılarını arttırıcı etkisinden dolayı mide bulantısı görülebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafein tüketim miktarı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafein alınması gereken miktar bireyden bireye değişiklik göstermektedir. Ortalama olarak ise günlük alınması gereken miktar 300 mg ve altıdır. Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de çocukların ve gebelerin kafein alımdüzeyleridir. Günümüzde çocukların sıklıkla tükettiği kola ve benzeri içeceklerin alımı sınırlandırılmalıdır.Gebelik döneminde günlük alınması gereken kafein miktarı ise 200 mg ve altıdır. Gebe olan kadınların kahve ve çay gibi içecekleri tüketimine özen göstermesi gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">HANGİ BESİN NE KADAR KAFEİN İÇERİR?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafein içeren içecekler</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kahve (150 ml)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türk kahvesi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 110-150 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Filtre kahve&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 64-124 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Instant kahve&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 40-108 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafeinsiz kahve&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2-5 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Espresso kahve(50-60 ml)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 130-200 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Americano Kahve&nbsp;&nbsp; 60 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Siyah&nbsp; Çay (100 ml)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 40-80 mg&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yeşil Çay&nbsp;&nbsp; (100 ml)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 20 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kakao (150 ml)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 4 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çikolatalı süt (230 ml)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 5 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çikolata (30 g)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;20 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kola (330 ml)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 38.4-45.6 mg</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Sep 2021 10:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/09/kafeinin-faydalari-ve-zararlari-nelerdir-1631000813.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Emzirme Döneminde Uzak Durulması Gereken Besinler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/emzirme-doneminde-uzak-durulmasi-gereken-besinler-909</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/emzirme-doneminde-uzak-durulmasi-gereken-besinler-909</guid>
                <description><![CDATA[Emzirmek neden önemlidir ?
Bebeğinizin sağlıklı büyümesinde en etkili faktör hiç şüphesiz beslenmesi. İlk 6 aylık dönemde bebeğin esas besin kaynağı olan anne sütü içerdiği koruyucu ve faydalı bileşikler sayesinde bebek beslenmesinde altın standart olarak kabul edilmektedir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Anne sütünün bebeğinize olan sayısız faydasının yanı sıra emzirmenin annenin kendi sağlığı üzerinde de kalp hastalığı, şeker hastalığı riskleri ile stresi azaltma gibi olumlu etkileri bulunmaktadır. Metabolizma hızını arttırma etkisi de bulunan emzirme dönemi doğum sonrası kilolarınızdan kurtulmak için harika bir fırsat! </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Emzirme döneminde nelere dikkat edilmeli ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu dönemde doğru beslenmenin önemini belirten bir diğer faktör de emziren annelerin yediği gıdalardaki tat veren bileşenlerin sütlerinde bir ila iki saat içinde ortaya çıkarak bebeğin ek gıdaya başladığında yatkınlık göstereceği besinler üzerinde de belirleyici olabilmesidir. Ancak bunun dışında emzirme döneminde fazla miktarlarda tüketildiğinde bebeğin sağlığını ve süt miktarını etkileyebilecek gıdaların farkında olmak önemlidir. Bunun dışında süt miktarını olumsuz etkilemesi nedeniyle bu dönemde stresten de uzak durulmalıdır.&nbsp; Bol su tüketimi ise sütün içeriğinin çoğunlukla su olması sebebiyle büyük öneme sahiptir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Emzirme döneminde uzak durulması gereken besinler</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Emzirme döneminde beslenmenin öneminden bahsetmiştik gelin bu dönemi olumsuz etkileyebilecek besinleri inceleyelim;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafein</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kafein alımınızı günde en fazla üç fincan kafeinli içecekle sınırladığınız sürece anne ve bebek açısından sorun yaratmaz. Ancak düşük dozda alınsa bile bebeğinizin uykusunu olumsuz etkileyebilir ve sinirliliğe neden olabilir. Bu nedenle emzirme işleminiz bittikten sonraki saatlerde kafein almayı tercih edebilirsiniz&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alkol</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alkol de kafein gibi kan dolaşımınıza ve anne sütünüze geçer, bu nedenle alımı bebekleri (özellikle yeni doğanları) gerginleştirebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balık</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Balık tüketimi genel olarak yüksek protein ve düşük yağ içeriğine sahip olması nedeniyle günlük beslenmede önerilmesine karşın eser miktarda bile olsa cıva içerebilme ihtimali bebekte beyin gelişimi, konuşma, koordinasyon, dikkat, hafıza ve öğrenme ile ilgili sorunlara yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Nane-Maydanoz-Adaçayı</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu bitkilerin yüksek dozlarda alımının anne sütü üretimini azalttığı biliniyor. Az miktarda tüketildiklerinde olumsuz etki görülmemektedir. Biberiye ve kekik gibi bitkiler de benzer etki gösterebilir. Nane ve maydonoz tüketiminin çok fazla miktarlarda olmadığı sürece sorun yaratmayacağı ile ilgili çalışmalar devam ederken adaçayı tüketiminden kaçınılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bazı sebzeler</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pırasa, karnabahar, turp ve lahana gibi gaz oluşumuna neden olduğu bilinen bazı sebzelerden uzak durmanız bebeğinizin gaz sorunu yaşamaması açısından önemlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Acı Biber</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sarımsak, acı biber ve diğer baharatlar gibi güçlü aromalı yiyecekler anne sütünün tadını değiştirebileceği için dikkatli tüketilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bitki Çayları</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gebelik ve emzirme döneminde bitki çayı tüketiminin bebek üzerindeki etkilerine dair kanıtlar yeterli olmadığı için tüketiminden kaçınılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gaz yapan besinler</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kuru fasulye, nohut, barbunya gibi kurubaklagiller bitkisel protein kaynağı olmalarının yanı sıra gaz yapıcı özelliğe sahip olduklarından bebeğinizde huzursuzluğa sebep oluyorsa bir süre ara verebilirsiniz. Kurubaklagilleri tüketirken haşladığınız suyu tüketmeyerek bu ihtimali azaltabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm bunların dışında tüketiminizin ardından bebeğinizde gaz, sancı, ağlama, döküntü, ishal gibi belirtilerle karşılaştığınız herhangi bir besinden de uzak durmalısınız.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Aug 2021 12:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/08/emzirme-doneminde-uzak-durulmasi-gereken-besinler-1629883872.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamilelere Yaz Aylarında Egzersiz Önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelere-yaz-aylarinda-egzersiz-onerileri-820</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelere-yaz-aylarinda-egzersiz-onerileri-820</guid>
                <description><![CDATA[Birçok anne adayı bebeğine zarar vereceği düşüncesi ile hamilelik döneminde spordan uzak duruyor hatta mümkün olduğunca az hareket ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bunun tersine gebelik döneminde doğru yapılan egzersizler oldukça önemli. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Çiğdem Güler konu hakkında önemli bilgiler verdi. Gebelikte egzersiz, anne adayı ve bebek açısından oldukça önemli bir noktadır. Sportif faaliyete başlamadan önce doktor kontrolünden geçmek her yaştaki birey için önemlidir. Hamile olan bir anne adayı ise kendisini takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanına spor yapıp yapamamak konusunda muhakkak danışmalıdır. Erken doğum, düşük tehdidi gibi bazı özel durumlarda ekstra riskler oluşmaması için egzersizden uzak durulması gerekebilmektedir. Egzersiz programına geçmeden önce gebeliğin ilk 3 ayının (12 hafta) bitmesi beklenmelidir. Egzersiz esnasında kısa molalar verilerek bünyenin dinlendirilmesi, egzersizin düzenli ve haftada ortalama 3 gün olacak şekilde planlanması önemlidir. Yine egzersiz, gebelikte sadece kilo almayı engellemek için tercih edilmemelidir. Kilo alımının düzene sokulması, bel ve sırt ağrılarının azaltılması, psikolojik iyilik halinin yaşanması, normal doğumu kolaylaştırması, şişlik ve ödemin az olması, gebelikte oluşması muhtemel vücut şekil bozukluklarının önüne geçilmesi, doğum sonrasında kısa sürede eski vücut görünümüne tekrar dönebilmek açısından oldukça önemlidir. Yaz ayları için en doğru egzersiz seçeneği tabi</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ki yüzmedir. Deniz en doğru yüzme ortamıdır. Yine temiz olduğundan emin olunan, umuma açık olmayan havuzlar da tercih edilebilir. Dalış, atlama, su kayağı, plaj voleybolu, sörf, yamaç paraşütü gibi deniz sporları gebelikte uygun değildir. Tabi ki yaz aylarında güneşin artıları kadar olumsuz etkileri de olabilir. Bu uygunsuz etkileri en aza indirmek açısından güneş ışınlarının en yoğun olduğu zamanlarda (öğlen saatlerinde) güneşe çıkmamak, yüzme-güneşlenme açısından 07:00-11:00, 16:00-19:00 saat dilimleri arasını seçmek, çok faktörlü gebeliğe özgü güneş kremlerini kullanmak, bol bol sıvı tüketmek oldukça önemlidir. Yüzme dışında yapılabilecek en ulaşılabilir, basit egzersiz yöntemi yürüyüştür. Çok tempolu olmayan yürüyüşler oldukça sağlıklı, anne adayını zinde tutan egzersizlerdendir. İdeal süre haftalık toplam 100 dakika dolayında olmalıdır. Yani haftada yirmişer dakikadan beş günlük ya da 30-35 dakikalık 3 günlük planlamalar yapılabilir. Yine yoga, pilates, ağırlık olmayan fitness programları iyi birer seçenek olarak sayılabilir. Her türlü egzersiz esnasında, öncesinde ve sonrasında bol miktarda su tüketilmelidir. Çarpıntı, tansiyon düşüklüğü gibi göz kararması, baş dönmesi şikâyetlerinde, kasık ağrısı, nefes darlığı gibi durumlarda egzersize ara verilmeli ve takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanına bilgi verilmelidir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Aug 2021 16:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/08/hamilelere-yaz-aylarinda-egzersiz-onerileri-1627911373.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş Etinde Kırmızılık ve Şişkinliğe Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/dis-etinde-kirmizilik-ve-siskinlige-dikkat-785</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/dis-etinde-kirmizilik-ve-siskinlige-dikkat-785</guid>
                <description><![CDATA[Diş eti hastalıkları ise tüm ağzı örten bu dokunun iltihabı ve sonrasında bu iltihabın ilerleyip alttaki kemiğe ulaşması ve kemik dokusunda azalmaya yol açması olarak tanımlanabilir.Dişlerin destek kemik dokusunun azalması, erimesi sonucu diş kayıpları meydana gelir. Hatta bembeyaz, hiç çürüğü olmayan sağlam dişlerin bile diş eti hastalıkları sebebiyle çekilmesi zorunlu olabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağzımız vücudumuzda özel bir bölge. Çünkü dış etkenlere açık, karmaşık bir bakteri (iyi – kötü) dinamiğine sahip bir organ ve doku kompozisyonu. Diş etleri ise genel vücut sağlığından etkilenen ve sistemik sağlığı direkt etkileyen , dişleri ve çene kemiklerini çevreleyen dokudur. Diş eti hastalıklarına yol açan bakterilerin genel sağlığımızla ilgili kalp hastalıkları, diabet, erken doğum, romatoid artrit gibi çok ciddi durumlarla yol açma risklerinin olduğu artık tüm literatürde kabul gören bir gerçek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Diş eti hastalığının belirtileri nelerdir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Diş etlerinde kanama</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Diş etlerinde şişlik</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Diş etlerinin renginde koyulaşma, açık pembe rengin kırmızıya dönmesi</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dişlerde sallanma, dişlerin zaman içinde aralanması</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çiğnemede ağrı, soğuk-sıcak hassasiyetleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kötü ağız kokusu, kötü tat</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Diş eti kenarlarında zaman zaman aktifleşen küçük apse odakları</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Diş eti problemlerinin sebepleri şöyle sıralanabilir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Genetik yatkınlık: Anne babası ya da birinci derece akrabalarınızda erken yaşta diş kayıpları varsa kendinizi de riskli kabul edin ve önleminizi alın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kişisel bakım eksikliği: Oral hijyen alışkanlıkları diş eti sağlığı açısından çok önemli. Düzenli fırçalama ile bakteri sayısı azalır. Temiz bir ağızda bakteriler ve bakteri plağı oluşumu engellenir. Böylece diş eti iltihabı önlenebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Profesyonel bakım eksikliği: Diş taşı oluşumu vücudun doğal süreçlerinden biri. Tükürüğün yapısına bağlı olarak bazı kişiler diş taşı oluşumuna daha yatkın. Diştaşı da diş eti hastalıklarının hem belirtisi hem de sebebi. Dolayısıyla periyodik olarak diş taşlarının diş hekimleri tarafından temizlenmeli. Böylece diş eti iltihaplarından tutun da ağız kokusuna kadar bir çok negatif durum engellenmiş olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bazı sistemik hastalıklar ve ilgili ilaçlar: Özellikle Diabet başta olmak üzere bazı sistemik hastalıklar diş eti hastalıklarının sebeplerinden. Ayrıca yüksek tansiyon ilaçları, kalp ilaçları, kan sulandırıcılar veya doğum kontrol hapları diş eti sağlığını etkileyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Vitamin eksiklikleri: Vücutta K, C, B12 vitaminleri, folik asit eksikliği de diş etlerinde kanama yaratabilir. Özellikle inatçı, tedaviye cevap vermeyen kanama durumlarında vitamin eksikliği ihtimali hesaba katılmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gebelik: Halk arasında yerleşmiş bir inanç, ‘’bir çocuk, bir diş’’. Yani başka bir deyişle her hamilelik annenin diş kayıpları veya çürükleri ile sonlanır kalıbı. Aslında bu dişler açısından çok da doğru değil. Öte yandan hamilelik hormonları diş etlerini etkileyebilir. Diş etlerinde şişlik, kanama, kızarıklık görülebilir. Böyle bir durumda doktorunuza danışmalı ve gerekli tedaviyi yaptırmalısınız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eskimiş, diş eti uyumu iyi olmayan dolgular, kaplamalar: Dişlere uygulanan dolgu, kaplama, protez gibi restorasyonların en önemli noktası dişetine tahriş oluşturmayacak şekilde dizayn edilmiş olmasıdır. Ayrıca seçilen materyallerin de bio-uyumlu olması çok gerekli. Özellikle belli bölgelerde, sadece bası tedavilerin uygulandığı noktalarda diş eti kanaması veya kötü konu yaşıyorsanız mevcut restorasyonların yenilenmesi gerekebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Diş eti ile ilgili genetik yatkınlığını olduğunu düşünüyor veya bu konuda şikayetler yaşıyorsanız hemen diş hekiminizle iletişime geçin. Özellikle konu diş eti olduğunda genel uygulamalar yerine, kişiye özel çok farklı gereksinimler olabilir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jul 2021 11:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/07/dis-etinde-kirmizilik-ve-siskinlige-dikkat-1627027809.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda Omurga Sağlığına Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bayramda-omurga-sagligina-dikkat-755</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bayramda-omurga-sagligina-dikkat-755</guid>
                <description><![CDATA[Koronavirüs döneminde kısıtlamalar kalksada bu sene Kurban Bayramı'nda yine tedbirleri elden bırakmamalıyız.Yaklaşan Kurban Bayramı'nda kurban keserken omurga sağlığımız için de duruşumuza dikkat etmemiz gerekir. Ayrıca el yaralanmalarına karşı da dikkatli olunmalıdır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban Bayramında omurga sağlığını korumak için öneriler;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağır kaldırmak ve uzun süre aynı pozisyonda çalışmak bel ve boyun sağlığını olumsuz etkiliyor. Kurban Bayramında ağır kaldırma ve uzun süre aynı pozisyonda durarak çalışmaktan dolayı bel ve boyun fıtıklarının ortaya çıkabilir. Uzun süre aynı pozisyonda durmaktan dolayı boyun kaslarının kasılması ve boyun tutulmaları sık sık görmektedir. Kurban ile ilgili işlemleri yaparken de aynı pozisyonda uzun süre durmaktan dolayı hem eski problemlerin kronik hale gelmesine hem de yeni problemlerin ortaya çıkmasına neden olunmaktadır. Aynı pozisyonda&nbsp; çalışmak altta yatan bir disk problemini&nbsp; semptomatik hale getirebiliyor. O nedenle saatlerce aynı pozisyonda çalışılmamalı, mola verilmeli ve arada pozisyon değiştirilmeli. Yük kaldırma işlemi dizler üzerinde ve yere dik biçimde yapılmalı. Yük kaldırma esnasında tek başına değil yükü paylaşarak kaldırma esası önemlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fıtık hastaları kurban keserken nelere dikkat etmelidir? Tavsiyeleriniz nelerdir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Omurganın üzerine yüklenirken dizlerimizi kırarak ve yerden dizlerin üzerinde, bel düz olarak kalkılmaya çalışılmalıdır.Uygunsuz bir şekilde, uygunsuz açılarda yüklenmeler , omurga, kaslar, bağlar ve diz üzerinde daha fazla ve ani baskı oluşturur. Bu da bel fıtıklarına, bel tutulmalarına veya diz problemlerine neden olur. İlk etapta belde yanma ve hareket kısıtlılıklarıyla görülen ağrılar daha sonraki dönemde kalça ve bacak boyunca yayılan ağrılar ve hareket kısıtlıkları, yürüme bozuklukları ve daha ilerlerse ani kuvvet kayıpları dahi gelişebilir. Genellikle önemsenmeyen ve ağrı kesicilerle geçiştirilmeye çalışılan ağrılar ileride başımıza daha ciddi sorunlar açabilmektedir. Bu nedenle ağrıyı önemseyip en kısa zamanda uzman bir doktora muayene olarak ağrının kaynağının ciddi olup olmadığını belirleyip bilinçli hareket etmek gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kurban kesilirken veya et doğrama yapılırken çalışılacak ortamın da ergonomik olması yani bel veya boyuna eğim vermeyecek şekilde olmalıdır. Sandalyemiz masamıza göre ne çok yüksek ne de çok düşük olmalı.Dizimizle, ayağımız arasındaki açı 90 derece olabilecek şekilde bir sandalye ve rahatlıkla iş yapabileceğiniz yükseklikte olması sağlanmalıdır. Bayram süresince omurga sağlığımıza dikkat etmeli, uzun süre aynı pozisyonlar da durarak iş yapmamalı ve uzun süre oturmamalıdır. Bel ve diz üzerine aşırı yüklenmelerden kaçınmalıyız. Kurban taşıma veya kesme esnasında kullanılacak olan bir bel korsesi sizin, ani hareketler yapmanızı engelleyerek bel ağrısı veya bel fıtığı yaşamanıza mani olacaktır. Kurban etini taşırken, her iki ele de eşit olarak paylaştırmak gerekir, ayrıca&nbsp; gövdeye yaklaştırarak tutmakta ciddi yararlar vardır. Otururken, çalışırken uygun pozisyonlarda konumlanmaya dikkat edilmeli ve bunu bir yaşam tarzı haline getirmeliyiz.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Jul 2021 11:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/07/bayramda-omurga-sagligina-dikkat-1626425003.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tok Tutan ve Yağ Düşmanı Muhteşem Çay!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/tok-tutan-ve-yag-dusmani-muhtesem-cay-735</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/tok-tutan-ve-yag-dusmani-muhtesem-cay-735</guid>
                <description><![CDATA[Çok mu acıkıyorsunuz? Bağırsak problemi, kabızlık mı başladı? Biraz kilo verip, göbek yağlarından mı kurtulmak istiyorsunuz? Ballı sütlü zencefil çayı tüm bu sorunlarınıza çözüm oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Stresli olduğumuz zaman böbrek üstü bezlerimiz kortizol adı verilen bir hormon salgılayarak vücudumuzun enerji dengesinin olumsuz yönde etkiliyor. Hatta aşırı kortizol üretimi neticesine vücutta hem lüzumsuz su tutulmasına (ödem) hem de vücudumuzun bu suyu kullanması nedeniyle sonrasında aşırı su isteğine neden oluyor.Ballı ve sütlü zencefil çayını her sabah kahvaltımızda içtiğimizde, Zencefil içerisinde bulunan gingerol adlı madde sayesinde bağırsak hareketleri güçlenerek yaşadığımız kabızlık sorunundan kurtuluyoruz. Sütlü zencefil çayı kortizol üretimini azaltarak ayrıca dopamin ve seratonin hormonlarının salınımını düzenleyici etkisi ile vücudumuzu depresyona ve strese karşı koruyucudur.Sütlü zencefil çayı sindirim enzim üretimini de tetiklediği için daha az acıkmamızı sağlar ve göbek ağlarından da daha kolay kurtuluruz.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Ballı Sütlü Zencefil Çayı</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Neler gereklidir ?</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taze zencefil 1-2 ince dilim veya ½ çay kaşığı toz zencefil, 1 çay kaşığı bal,1 bardak kaynamış su veya 1 kahve cezvesi sıcak su</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Nasıl hazırlanır ?</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taze zencefil kullanacaksanız patates soyar gibi sert kabuğunu soyun ve 2 ince dilim kesin. Toz zencefil ise ½ çay kaşığı toz zencefili demlenmek üzere cezveye koyun ve üzerini çay tabağı ile kapatın kaynarken aroması kaybolmasın.10 dakika kısık ateşte kaynatın sonra altını söndürün ve 5 dakika bekleyin.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çay fincanının 1/3 ünü bu demlediğiniz çayı süzerek doldurun.1 çay kaşığı balı içerisine karıştırın ve en son üzerini süt ile doldurun.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Süt ile tadından hoşlanmayanlar içerisine süt yerine biraz limon suyu koyabilirler fakat süt olması hem acıkmanızı engeller hem de sindirim sisteminizin daha rahat çalışmasını sağlar.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Jul 2021 12:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/07/tok-tutan-ve-yag-dusmani-muhtesem-cay-1626168423.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Su İçmeyi Engelleyen 8 Davranış</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/su-icmeyi-engelleyen-8-davranis-714</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/su-icmeyi-engelleyen-8-davranis-714</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarının başlaması ile hava sıcaklığı da artıyor.Sıcak havalarda beslenmemize dikkat etmemiz dışında en büyük sorunumuz susuzluktur. Vücudumuzun büyük bir çoğunluğu sudan oluşur. Bu oran kişiden kişiye, yaşına, vücut yapısına ve erkek-kadın olmasına göre değişiklik gösterse de oran yaklaşık erkeklerde yüzde 55-65, kadınlarda ise yüzde 50-60 aralığındadır. Vücuttaki su kayıpları çok ciddi sonuçlar doğurabilir. Su kaybına tıpta dehidratasyon denir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Su İçmeyi Engelleyen 8 Davranış</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1.&nbsp;&nbsp; Çay-kahve gibi içecekleri çok içmek. Çok çay kahve içiyorsak kendimizce bir kural koyup her içtiğimiz bir çay ya da kahveden sonra bir bardak su içmeden ikinci çayı veya kahveyi içmememiz gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2.&nbsp;&nbsp; Çok misafir ağırlamak. Misafire su ikram etmek sanki ona hakaret etmek gibi algılandığından su isteyen misafire bile zorla çay veya kahve içirmek. Çayımız veya kahvemizin yanına kendimiz için ev misafirimiz için bir bardak da su getirelim ve çaydan bir yudum aldıktan sonra su içmeye devam ederek sohbete katılalım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3.&nbsp;&nbsp; Suya limon damlatarak, tarçın koyup veya içerisine kokulu bir bitki atıp tadını değiştirerek içmeye çalışmak. Suyun naturel tadını unutmak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">4.&nbsp;&nbsp; Yemek esnasında su içmenin yanlış olduğuna inanmak. Yemek esnasında eğer sıvı tüketmek istiyorsak suyu da tercih etmeye çalışalım. Böylece yemeklerden daha fazla tat ve lezzet alabiliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">5.&nbsp;&nbsp; Zayıflamak adına yemekten önce aç karnına 2 bardak su içmeye çalışıp sudan nefret eder hale gelmek. Kesinlikle aç karına yemeğin hemen öncesinde su içmeyelim yemek esnasında içilebilir. Hatta çorba gibi sıvı yiyecekleri bile yemeğin üzerine içelim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">6.&nbsp;&nbsp; Çok fazla meyve yemek. Meyvelerde bol miktarda sıvı olduğu için gizli olarak su içme isteğimizi azaltabilirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">7.&nbsp;&nbsp; Lüzumundan çok su içmeye çalışmak, bir süre sonra su içme isteğimizi azaltacak hatta engelleyecektir. Vücudumuz su istemiyorsa biz 3 litre su içsek bile ona iyilik yapmayız. Sadece zorladığımız için onun su isteğini köreltiriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">8.&nbsp;&nbsp; Genelde günde en az 2.5–3 litre su içmemiz gerektiği söylenir. Çok doğru bir beyandır fakat eğer su içme isteğimiz yoksa nedenlerini ortadan kaldırmadan ve susama duygumuzu kazanmadan su içmeye çalışmak yanlıştır. Zira bu sadece su içmekten nefret eder hale getirir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Jul 2021 10:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/07/su-icmeyi-engelleyen-8-davranis-1625814455.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Spor Yaparken Bunlara Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/yazin-spor-yaparken-bunlara-dikkat-713</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/yazin-spor-yaparken-bunlara-dikkat-713</guid>
                <description><![CDATA[Koronavirüs döneminde evde uzun saatler oturmak, konforsuz koşullarda çalışmak ve hareketsiz kalmak omurga sağlımızı olumsuz yönde etkilendi.Ayrıca değişen beslenme alışkanlıkları da fazla kiloları beraberinde getirdi.Ancak şimdi kısıtlamaların kalktığı dönemde hem omurga sağlığı hem de fazla kilolardan kurtulmak için spora başlamanın tam zamanı..Ancak spor yaparken dikkat edilmesi gereken noktalar var.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşte spor yaparken dikkat edilmesi gereken noktalar;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Spor yapacaksanız tok karnına olmamalı.Aç karnına spor yapmak özellikle sıcak havalarda sizi hayati risklerden korur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Sporda yeterli miktarda su tüketimi oldukça önemlidir.Çünkü hareket halindeyken veya&nbsp; ayakta durma esnasında omurgada amortisör görevi gören disklerin içinde yeterli miktarda su olması gereklidir. Omurgada disk yük taşırken ortamda bulunan suyu dışarı veriyor.Dinlenme sırasında ise disk ortamdaki suyu tekrar geri alarak bir sünger işlemi görüyor. Eğer ortamda yeterli su mevcut değilse diski saran liflerde zamanla yıpranmalar oluşabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Sporda,ısınma-esneme, aerobik ya da kas güçlendirme ile soğuma-germe uygulaması omurga sağlığı önem taşır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Spor esnasında kalça ve karın kaslarınızı omurgaya destek sağlamaları için dirence karşı ya da direnç olmaksızın 3-5 saniye kasın ve sonra daha sonra gevşetin.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Açık havada yapılacak sporlar için kıyafet seçimi de önem taşır.Özellikle yaz aylarında açık renkli ve pamuklu kıyafetler tercih edilmelidir.Ayrıca güneş gözlüğü ve şapka kullanılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Spor kramplarına karşı potasyum ve C vitamininden faydalanabilirsiniz.Örneğin günde 1 muz tüketimi potasyum ihtiyacınızı karşılayabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Spor ayakkabılarınızı rahat tarzda tercih etmelisiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Sporda ağırlık kaldırma çalışması yapıyorsanız,ağırlığı bel seviyesine kadar veya daha üst seviyeye kaldırmayın.Ayrıca ağırlık kaldırırken, omurgada meydana gelen basıncı azaltmak için nefesinizi tutmamalısınız.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Jul 2021 09:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/07/yazin-spor-yaparken-bunlara-dikkat-1625812009.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak Havalarda Burun Kanamasına Dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sicak-havalarda-burun-kanamasina-dikkat-692</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sicak-havalarda-burun-kanamasina-dikkat-692</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında sıcak havanın etkisi, klimaların yoğun kullanımı ile burun kanamaları artıyor, burun kan damarları açısından çok zengin bir yapıya sahiptir. Kuru sıcak hava Burun içerisindeki koruyucu tabakanın zayıflamasına neden olarak, kanamaya eğilimi artırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kanama problemi olanlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kan sulandırıcı ilaç kullanan kişiler</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tansiyon ve burun alerjisi olanlar burun kanması ile daha sık karşılaşır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaz aylarında burun ameliyatı olursak fazla kanar mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mevsimin ameliyat üzerine direkt bir etkisi yok.Ancak Burun ameliyatını tatil ile birleştirmek isteyenler için tatilde güneşlenmek ve gözlük takmak sınırlandırılır.Özellikle yurtdışından gelip ülkemizde hem ameliyat olup hem de tatil yapmak isteyenler, ameliyat sonrası sıcak havalar nedeniyle hareketlerini biraz azaltmalı, bol sıvı almalı, aksi takdirde sıvı kaybına bağlı baş dönmesi, sersemlik ve bayılma yaşayabilirler.Sıcak havanın sıvı ve tuz kaybını artırması, damarların genişleyerek kan basıncının düşmesi, terleme ve buharlaşma nedeniyle kaybedilen sıvıların yerine konması gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sıcak havalarda burun fonksiyonları bozulur mu ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sıcak hava burun kuruluğunu artırarak kanamaya eğilimi artırabilir, bunun dışında olumsuz etki göstermez.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun Tıkanıklığı nasıl çözülür ? Burun spreyi, deniz suyu kullanalım mı ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun tıkanıklığına çözüm olarak ilk olarak deniz suyu kullanın! Açılmaz ise başka yapısal sorunlar olabilir.Uzman doktora görünün.Başka spreyler denemek problemi maskeleyerek çözümü zorlaştırır.Örneğin; bazı burun spreyleri bağımlılık yaparak sağlımızı olumsuz etkiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun estetiği yazın yapılır mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her mevsim yapılabilir.Burun estetiği hastaları sadece biraz zamana ihtiyaç duyar.Cilt - ciltaltı dokusunun ödem ve şişliklerinin geçmesi için sadece zamana ihtiyaç duyarlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun tıkanıklığı sağlığımızı nasıl etkiler ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun tıkanıklığı sonucu gün içerisinde koşarken, merdiven çıkarken, spor yaparken yeterli nefes alamayız ve kalbimiz yorulur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burnun tıkalı olması gece uykuda nefeste tıkanma yaparak uyku apnesine (uykuda nefes durması) neden olur. Uyku apnesi kan basıncının artmasına, kalp ritminin bozulmasına, uyku düzeninin bozulmasına neden olarak vücudu olumsuz etkiler. Gece uykuda tıkanmaya bağlı kalp krizi ve inme riski artar. Gün içerisinde uykuya eğilim, çabuk sinirlenme, unutkanlık, dişlerin çürümesi, sabah ağız kuruluğu ve ağızda kötü bir tat hissi oluşturur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm bunların çözümü aslında çok basit, Burundan Normal bir nefes almak.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jul 2021 09:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/07/sicak-havalarda-burun-kanamasina-dikkat-1625553950.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcaklarda Kara Erik Hoşafı İle Serinleyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sicaklarda-kara-erik-hosafi-ile-serinleyin-671</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sicaklarda-kara-erik-hosafi-ile-serinleyin-671</guid>
                <description><![CDATA[Yaz ayları, özellikle sıcakların bastırmasıyla insanları bunaltıyor. Bazen nefes almakta bile zorlandığımız yaz aylarında vücudun su ihtiyacını karşılamak için bol sıvı tüketmek önemlidir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Fevzi Özgönül, ev yapımı hoşafın adeta bir vitamin deposu olduğuna dikkat çekti ve özellikle yaşlanmaya savaş açmak için&nbsp; yaz aylarında sıklıkla tüketilmesi gerektiğinin altını çizdi. Ayrıca kara erik hoşafının bağışıklığı güçlendirdiğini buna bağlı olarak Koronavirüse karşı koruyucu olabileceğini belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaz aylarında hava sıcaklığı çok artığı için vücudumuz çok terleyerek su kaybederiz tabii ki terleme ile sadece su değil vücudumuzdan bir kısım mineralleri de kaybederiz. Bu su ve mineralleri vücudumuza geri koymak için mutlaka sıvı bir şeyler içmeliyiz. Günümüzde su tüketimi özellikle kilo problemi yaşayanlar arasında çok azdır. Bu problemi olan kişilerin sindirim sistemi düzgün çalışmadığı için yiyeceklerde sindiremedikleri şekeri ya tatlı olarak veya tadı olan bir içecek tüketerek gidermeye çalışırlar. Aslında su içmek diğer tüm içeceklerden çok daha önemlidir. Çünkü vücudumuzun ihtiyacı sudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kara erik hoşafı en faydalısı</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Fevzi Özgönül, hoşaf tüketimiyle ilgili şu şekilde konuştu: "Su içemiyor veya arada su dışında bir başka alternatif arıyorsanız size hoşaf önerelim. Diğer tüm alternatif içecekler ile karşılaştırıldığında hem kendinizin hazırlayabileceği, doğal ve en önemlisi içerisinde bol miktarda vitamin ve mineral içerdiği için asırlardır, kullanılan hoşafı tekrar hatırlama zamanımız geldi de geçiyor bile. Kimisi taze meyveden yapılana komposto, kuru meyveden yapılana hoşaf dermiş ama bence biz Türk halkı olarak hepsine hoşaf deriz. Birçok hoşaf tarifi vardır. Bunlar arasında en yaygın kullanılanı kara erik hoşafı. Kansere ve yaşlanmaya karşı koruyucudur. Vücuda giren ve kendi ürettiğimiz serbest radikal dediğimiz zararlı maddeleri en iyi temizleyen yiyeceklerin başında ise kuru erik gelir."(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Jul 2021 09:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/07/sicaklarda-kara-erik-hosafi-ile-serinleyin-1625209143.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Altı Morlukları 4 Etkili Tedavi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/goz-alti-morluklari-4-etkili-tedavi-650</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/goz-alti-morluklari-4-etkili-tedavi-650</guid>
                <description><![CDATA[Göz altı morlukları çoğu kişiden görülen cilt pigmentasyon sorunudur. Bu morluklar kişiye olduğundan daha yaşlı, yorgun ve halsiz gösterir. Birçok kişi bu durumdan rahatsız olup çeşitli kürler veya makyaj ile kurtulmaya çalıştığını söyler fakat yapılan bu kürler geçici olarak morluğu azaltsa da tam anlamıyla ortadan kaldırmaz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Göz altı morlukları neden oluşur?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İlerleyen yaşın da etkisi ile vücudun hemen her yerinde etkisini gösteren yağ, kas ve kemik kaybı göz çevresinde de oluşur. Yani incelen yağ tabakası göz altı morluğunu belirginleştirebilir. Sadece yorgunluk ve uykuyu alamama durumu göz altı morluklarına sebep olmaz.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Göz Altı morlukları tedavisi</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Göz altı morlukları tedavisi için öncelikle bu sorunun nedeni araştırılarak tedavi edilebilir bir durum sonucu meydana gelmişse tedavi yöntemlerinden uygun olan yapılır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Lazer</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Lazer yöntemi ile cilt rengi düzeltilir yani morluklara sebep olan kan damarlarının görüntüsü lazer ile normal cilt renginde görünmesi sağlanarak morluk ortadan kaldırılır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Kimyasal Peeling</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Lazer teknolojileriyle uygulanan kimyasal peeling işlemi, sorunlu alanda kolajenin artmasını sağlayarak genel cilt kalitesinin iyileşmesini ve böylelikle göz altı morluklarının giderilmesini sağlar.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Yağ transferi</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hastanın kendi vücudundan yağ alınır, kök hücre ile zenginleştirilerek yağ enjeksiyonu göz altı morluğu tedavisinde kullanılır. Kök hücre kullanılarak zenginleştirilen bir serum enjekte edildiği için uygulamanın sonuçları başarılıdır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Cerrahi Yaklaşım</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Başka bir yöntem ise cerrahi yaklaşımdır. Gözkapağı cerrahisi ile göz çevresi yeniden yapılandırılır ve canlandırılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Göz altı morlukları tedavisi için kliniğimize gelerek muayene olun size en uygun tedavi yöntemini belirleyip uygulayalım ve kısa sürede bu morluklardan, yaşlanmış ve yorgun görüntüden kurtulun.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Jun 2021 09:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/goz-alti-morluklari-4-etkili-tedavi-1624949930.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı Kemikler İçin Hangi Besinler Tüketmeli?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/saglikli-kemikler-icin-hangi-besinler-tuketmeli-648</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/saglikli-kemikler-icin-hangi-besinler-tuketmeli-648</guid>
                <description><![CDATA[Güçlü ve sağlıklı kemiklere sahip olmak için sağlıklı yaşam,düzenli uyku ve doğru besinleri tüketmek gerekir.Yaz ayları içerisinde olduğumuz  şu dönemde,güneşle gelen D Vitamini dışında kemiklerimizi güçlendirmek için hangi besinleri tüketmemiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücudun temel yapısını meydana getiren kemik ve eklemler, yıllara yenik düşüyor. Yaşın ilerlemesi ile beraber Osteoporoz(kemik erimesi), eklem kireçlenmesi(osteoartrit) gibi problemler sık görülmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kemikleri&nbsp; sağlıklı&nbsp; tutmak için öncelikli olarak yapılması gereken şey doğru beslenmedir. Bu bakımdan kemiklerin sağlam bir yapıda olması için öncelikli olarak güneş ışığı alma ve &nbsp;içinde D vitamini, kalsiyum ve mineral bakımından zengin olan gıdalar ile beslenilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlıklı kemik için hangi besinleri tüketmek gerekiyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Güneş ışığı almak güçlü kemik için olmazsa olmaz bir durumdur. D vitamini için güneş ışığı hayli önemlidir. Güçlü kemiklerin bir diğer olmazsa olmazı da kalsiyum, ikincil olarak ise fosfordur. Kalsiyum süt ürünleri,&nbsp; soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, yeşil yapraklı sebzeler, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagillerde; Fosfor ise en çok su ürünleri, tavuk ve süt ürünlerinde bulunmaktadır. D vitaminin en önemli görevlerinden biri kemik sağlığını korumaktır. D vitamini hem Kalsiyumun&nbsp; sindirim sisteminden emiliminde görevli hem de kemik yapımında görevli olan hücreleri uyarıcı etkiye sahiptir. D vitamini&nbsp; balık&nbsp; yumurta, soya sütü, patates, süt ve süt ürünleri, mantar gibi gıdalarda belirgin olarak bulunmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kemiklerin yapı taşlarından olan kollajen üretimini arttıran C vitamini, yeterli ölçüde alınmadığı zaman kemikler dayanıksız hale geliyor. C vitamini&nbsp; turunçgiller, kivi, çilek, yeşil biber, domates, karnabahar, biber gibi gıdalarda yoğun olarak bulunmaktadır. K vitamini kemik mineralizasyonunda görev alan bileşiklerin aktivasyonunda görev alıyor. K vitaminini zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak,&nbsp; bamya, brokoli,&nbsp; şalgam, pancar, yeşil çayda bol bulunuyor. Kemik kalite ve gelişimi için hayli önemli bir konumda bulunan B12 vitamini eksikliğinde&nbsp; kemik erimesi gelişmektedir. B 12 vitamini&nbsp; kırmızı et, yumurta, süt ürünlerinde en fazla bulunuyor. Hem vücut hem de kemiklerin alkali dengesinin temininde önemli rol alan potasyum, kalsiyumun vücutta uzun dönem kalmasında rol alıyor. Deniz&nbsp; ürünleri, patates, muzda yoğun olarak bulunmaktadır. A vitamininin de kemik gelişiminde önemli ölçüde katkısı saptanmıştır. Omega-3 ve 6 balık, keten tohumu, ceviz ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bol bulunmakta ve kalsiyum emilimine yardımcı olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kemik sağlığını korumak neden önemli?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İlerleyen yaş ile beraber gerekli takviyelerden mahrum bırakılan kemikler sağlamlığını yitirmekte ve kırılgan hale gelmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kemikleri güçlendiren besinler nelerdir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Süt&nbsp; ürünleri,&nbsp; soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, mercimek, su ürünleri, tavuk, turunçgiller, kivi, incir, çilek, domates, karnabahar, biber, zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak,&nbsp; bamya, brokoli,&nbsp; şalgam, pancar, yeşil çay, kırmızı et, yumurta, muz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kemik sağlığı için hangi besinlerden uzak duralım?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tuz ve aşırı protein kalsiyum kaybına neden olarak kemik erimesine yol açabilmektedir. Sigara, alkol, stresli veya sedanter yaşamdan uzak durulmalı, kafein, çay fazla tüketilmemelidir. Asitli ve GDO’lu ürünlerden de titizlikle&nbsp; uzak kalınmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kemik erimesine karşı önerileriniz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mutlaka spor veya egzersiz yapılmalı, bol su tüketilmeli, bilinçli olarak ağır metal zehirlenmeleri ve toksisite ile de&nbsp; mücadele edilmelidir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Jun 2021 12:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/saglikli-kemikler-icin-hangi-besinler-tuketmeli-1624872447.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda İlk 3 Yaşa Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/cocuklarda-ilk-3-yasa-dikkat-632</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/cocuklarda-ilk-3-yasa-dikkat-632</guid>
                <description><![CDATA[Bebekler, dünyaya gözlerini açar açmaz bir şeyler öğrenmeye başlarlar. Geçirdikleri her gün onların değişik davranışlar göstermesine neden olur. Sizi öğrendikleriyle, tepkileriyle bunun yanında eğilimleriyle şaşırtmaya başlarlar. Bu sebeple bebeğinizin dönem dönem farklılaşan gelişim özellikleri olduğunu bilmelisiniz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocuklarda ilk 3 yaş çok önemlidir. Çünkü tüm yaşamı etkileyen ''Bağlanma'' özellikle bu yaş aralığında oluşur. Bağlanmanın 2 taraflı olduğunu ve güvensiz bağlanmanın da bir travma şekli olduğunu bilelim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocuk anneye bağlanırken anne de çocuğa bağlanır. Fakat çocuğun anneye bağlanması kritiktir çünkü çocuğun bağlanması gelişimsel bir ihtiyaçtır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eğer çocuk bakım verene güvensiz bağlanmışsa bu çocuk için travmatiktir ve bu, bağlanma travmasıdır. Bağlanma travması çocuğun fiziksel ihtiyaçlarının dışında duygusal ihtiyaçlarının vakitlice ve yeteri kadar karşılanmadığı durumlarda ortaya çıkar. Çocuk ile geçen süre ve sürenin nasıl geçtiği bağlanma travmasının gelişimini belirler ve çocuğun cinsel kimlik problemi yaşamasının da önemli nedenlerindendir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kısaca sözün özeti;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beynin %80 ‘ninin oluştuğu ilk 3 yaş çok kritiktir ve bu yaş aralığında çocuk benlik algısını oluşturur. Çocuk anne babasından aldığı güven ile hayata adım atabiliyorsa, koşulsuz sevgi görebiliyorsa, sağlıklı sınırlar dahilinde özgür büyüyebiliyorsa, çocuk bağlanma travmasından korunabilir ve sağlıklı bir birey olarak yaşamına devam etmesi kolaylaşır.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Jun 2021 12:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/cocuklarda-ilk-3-yasa-dikkat-1624527112.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günde 2 Bin 600 Kişiye Aşı Yapılan Aksaray’da Nüfusun 3’te 2’si Aşılandı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/gunde-2-bin-600-kisiye-asi-yapilan-aksarayda-nufusun-3te-2si-asilandi-630</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/gunde-2-bin-600-kisiye-asi-yapilan-aksarayda-nufusun-3te-2si-asilandi-630</guid>
                <description><![CDATA[Aşılama çalışmalarını hızla sürdüren sağlıkçılar, kent genelinde vatandaşın ayağına kadar gidip aşılarını yapıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Korona virüsle etkin mücadele sergileyen Aksaray'da günlük yaklaşık 2 bin 600 kişi aşılanırken, yaklaşık 420 bin nüfusa sahip kentte nüfusun 3'te 2'si aşılandı. Sağlık Müdürlüğü kurduğu mobil sağlık ekipleriyle de vatandaşın ayağına kadar giderek aşısını yapıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Korona virüsle etkin bir mücadelenin yürütüldüğü Aksaray’da aşı uygulama çalışmaları da aralıksız ve hızla devam ediyor. İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri hastane, aile hekimliği, sağlık ocağı gibi yerlerin dışında oluşturduğu mobil ekiplerle de kapı kapı gezerek vatandaşları aşılıyor. Yaklaşık 420 bin nüfusu sahip kentte nüfusun 3’te 2’si aşılanırken, günde yaklaşık 2 bin 600 kişiye aşı yapılıyor. 12 bin işçinin çalıştığı Aksaray Organize Sanayi Bölgesine yönelik İl Sağlık Müdürlüğü tarafından oluşturulan 3 ayrı mobil aşı ekibi fabrikalarda çalışan personeli bir bir aşılıyor. Hastaneye gidemeyen, engelli, özel durumu olan tüm vatandaşlara da ulaşan mobil aşı ekibi, vatandaşın ayağına kadar gidip aşı yapıyor.</span></span></p>

<p><span style="color:#ecf0f1"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">“Aksaray üzerine düşeni en güzel şekilde yaptı”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşılama çalışmalarının çok iyi bir seviyede ilerlediğini belirterek sağlık personelinin aralıksız çalıştığını vurgulayan Aksaray Valisi Hamza Aydoğdu, “Aksaray’da aşılama çok iyi gidiyor. Biliyorsunuz bir günde 2 bin 600’ün üzerinde Sağlık Müdürlüğümüz aşı yaptı. Biz aile hekimlerimizle birlikte bir toplantı yaptık bundan önce. Aşı vurmada Aksaray aslında ortalamaların üzerindeydi, bir ara ortalamanın altına düştü. Ama Sağlık Bakanlığımızın görsel olarak yayınladığı aşının mutlaka olunması gerektiği çalışmalar, görseller, temkinler ve paylaşımlardan sonra Aksaray’da da çok ciddi anlamda vatandaşlarımız aşıya ilgi gösterdi. Şu anda Aksaray’da aşı olma ile ilgili zihinlerde hiçbir soru işareti kalmadı. Sağlık çalışanlarımız, aile hekimlerimiz her yerde vatandaşlarımızın sırası geldiğinde gidip aşılarını vurabilirler. Vaka sayısında da gerçekte çok çok azaldı vakalarımız. İnşallah en kısa sürede maviyi de göreceğiz. Vaka sayıları da sıfıra düşmüş olacak. Bu anlamda da Aksaray üzerine düşeni en güzel şekilde yaptı. Şu anda biz yaklaşık olarak Aksaray nüfusunun 3’te 2’sine yakınını aşılamış olduk. Bu hızla gidersek kısa sürede Aksaray’ın tamamını aşılamış olacağız” dedi.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">“Sağlık ekipleri ayağımıza kadar geldi”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Organize Sanayi Bölgesinde fabrikada işçi olarak çalışan Muharrem Acar (41), “Sağlık ekipleri ayağımıza kadar geldi. Herkesin aşı olmasını rica ediyoruz. Hiçbir sıkıntı sorun olmuyor, her şey gayet sağlıklı ve güzel. Bu hastalıktan kurtulmak için, ülkemiz için herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor” dedi. Aile hekimliğinde aşısını yaptıran Tamer Çağlak (46) da, “Şu an aşımızı olduk. İllaki devletimiz bunu önerdiyse aşıyı olacaksın yani" derken, hastanede aşısını yaptıran Mustafa İsmik (44), “Korona aşısının ikisini de vurdurdum. Devletimizden Allah razı olsun bu imkanı bize sağladı. Bütün halkımızdan da aşılarını yaptırmasını isterim. Biran önce rahat günlere kavuşmamız için bu aşılarımızı günü geldiğinde vurulalım” diye konuştu. Fabrikada işçi olarak çalışan Hürü Yumuşak (39) da, “İnşallah bu hastalıktan kurtulacağız bu aşılar sayesinde. Çok mutluyum, aşıdan da korkmuyorum. Herkese de tavsiye ederim çünkü bu hastalık gitsin Türkiye’den” dedi. Bir diğer fabrika personeli Saniye Kaya (33) ise, “Aşı yapmak için Sağlık Bakanlığından iş yerimize kadar geldiler. Teşekkür ederim. Herkesin vurulmasını da isterim” ifadelerini kullandı. (İHA)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Jun 2021 10:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/gunde-2-bin-600-kisiye-asi-yapilan-aksarayda-nufusun-3te-2si-asilandi-1624521107.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Harika Sebzesi; Kabak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/yazin-harika-sebzesi-kabak-629</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/yazin-harika-sebzesi-kabak-629</guid>
                <description><![CDATA[Yazın gözde sebzelerinden kabak sofralarda yerini almaya başladı. Özellikle diyet listelerinde sıkça kullanılan ve bol lifli olması ile dikkat çeken kabak, kilo vermek isteyenlerin de vazgeçilmezlerinden. Peki kabağın neden bu kadar çok tercih edildiğini biliyor musunuz? Kabağın faydaları neler? Neden tüm diyet listelerinde yer alıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Liften zengin;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İçeriğinde hem çözünebilen hem de çözünmeyen lif barındırması sebebiyle tokluk hissini uzatmaya yardımcı olup aynı zamanda bağırsak hareketini hızlandırarak sindirim sistemini olumlu yönde destekler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Su oranı yüksek;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Su oranının %90-95 olması sebebiyle düşük kalorili sebzeler grubunda yer almaktadır. 100 gr kabak ortalama 25-30 kalori içermektedir. Bu sebeple vücudun ihtiyacı olan suyu karşılamaya yardımcı olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Potasyum ve Magnezyum oranı yüksek;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Genel olarak iyi bir vitamin ve mineral kaynağı olmakla birlikte, özellikle potasyum ve magnezyumdan zengin olması en önemli özelliklerinden biri. Bu sayede kalp dostu sebze olma özelliğini taşıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kabak ile ilgili doğru bilinen yanlışlar;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kabağın beslenme programlarında sık sık yer verilmesinin sebebi yağ yakıcı etkisi değil, çok iyi bir ödem atıcı olmasından kaynaklıdır. İçeriğindeki yüksek lif ve su oranı sayesinde vücuttaki fazla ödemin hızla atılmasına yardımcı olur.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Jun 2021 10:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/yazin-harika-sebzesi-kabak-1624518238.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAZA GİRERKEN “TON”LA KİLO VERİN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/yaza-girerken-tonla-kilo-verin-569</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/yaza-girerken-tonla-kilo-verin-569</guid>
                <description><![CDATA[Omega-3, kalsiyum, magnezyum, potasyum, protein ve minareller bakımından zengin yapısıyla ton balığı, içeriğindeki yağ asitleriyle hücrelerde yağ deposu oluşumunu önleyerek zayıflamaya katkı sağladığı gibi tok tutucu özelliğiyle diyetlerin de vazgeçilmezi oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akdeniz mucizesi zeytinyağlı kolay açılan ton balığı kullanarak, salatadan kinoalı dolmaya ve zeytinyağlılara kadar ziyafet tadında diyet menüler hazırlamak mümkün</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm yıl sabırsızlıkla beklediğimiz yaz mevsimi nihayet geldi. Ancak pandemi nedeniyle evde geçirdiğimiz zamanların en büyük sonucu artan kilolar. Sahillere koşmadan önce kilo kaybetmek için yapılan sağlıksız şok diyetler ise sağlığımızın en büyük düşmanı. Hele ki içinde bulunduğumuz dönemde bağışıklık sistemini bozacak ve güçsüz bırakacak bu diyetlerden koşarak uzaklaşılması gerekiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Emine Nur Tozan da, şok diyetlerin yerine sağlıklı, doğal ve doğru beslenmeyle kilo kontrolünün mümkün olduğunu açıklıyor. Tek tip beslenme yerine ton balığıyla zenginleştirilmiş Akdeniz tipi beslenmeyi öneren Tozan, “Ton balığı içeriğindeki yağ asitleri, hücrelerde yağ deposu oluşumunu önleyerek zayıflamaya katkı sağlıyor. Aynı zamanda tok tutucu özelliğiyle de diyet menülerinin vazgeçilmezi oluyor” diyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyet reçetelerinin vazgeçilmezi oldu</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaklaşık iki yüzyıldır insanlar tarafından dünyanın dört bir köşesinde tüketilen ton balığının faydaları saymakla bitmiyor. En doğal Omega-3 deposu olarak bilinen; bağışıklık, sinir, kas ve dolaşım sistemini destekleyerek insan sağlığına mucizevi faydalar sağlayan ton balığı, aynı zamanda diyet reçetelerinin de başında yer alıyor. Emine Nur Tozan da düzenli ton balığı tüketmenin kırmızı kan hücresi sayılarını artırarak, damarları toksinlerden temizlediğini ortaya koyuyor. Ton balığı ayrıca içerdiği yağ asitleriyle hücrelerde yağ deposu oluşumunu önlüyor ve sağlıklı bir şekilde zayıflamaya katkı sağlıyor. Yağsız protein bakımından zengin yapısıyla kas yapımına yüksek katkılar sağlayan ton balığı, günün her saatinde tüketilebilmesiyle de tercih sebebi oluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Özellikle sıcak yaz günlerinde mideyi yormayan, sindirimi kolay, protein açısından zengin, kolay açılan zeytinyağlı ton balığının haftada en az 3 kez tüketilmesi önemli. Tabii tüketicilerin ton balığı seçerken doğal ve kaliteli markaları tercih etmelerini öneriyoruz” diyen Tozan, sözlerini şu şekilde sürdürüyor: “Omega-3, D vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum, protein ve mineraller. Bunlar yaz mevsiminde bedenimizin dinç kalması için en önemli sağlık bileşenleri. Tüm bunlar açısından zengin olan ton balığı, kandaki lipid seviyesini düşürerek, yüksek kötü kolesterolü engelliyor ve kalp ritmini kontrol ediyor. Aynı zamanda dopamini ve serotonini dengeleyerek, mutlu ve sağlıklı bir diyet dönemi geçirmenizi de kolaylaştırıyor. Konserve ton balığının günlük 100 ila 300 gram tüketilmesiyle, ihtiyaç duyulan Omega-3'ü karşılamak mümkün”</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hem lezzetli hem de tok tutuyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yüksek Omega-3 ve protein içeren Akdeniz mucizesi zeytinyağlı kolay açılan ton balığı kullanarak salatadan kinoalı dolmaya ya da zeytinyağlılara kadar ziyafet tadında diyet menüler hazırlamak mümkün. Çok sayıda alternatifle tüketilebilen ve her damak tadına hitap eden seçeneklerle zenginleştirilebilen ton balığı, doğal, katkısız yapısıyla en çok önerilen besinler arasında yer alıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Amerika’da her beş yılda bir ABD Tarım Bakanlığı ve Sağlık &amp; İnsan Hizmetleri kurumuyla beslenme yönergeleri, sağlığı geliştirmek, kronik hastalık riskini azaltmaya yardımcı olmak ve obezitenin önüne geçmek amacıyla bilime dayalı yayınlanan diyet kılavuzunda bu yıl da ton balığına yönlendirme yapılıyor. 2020-2025 yıllarını kapsayacak kılavuzda; tüketicilerin daha sağlıklı beslenmelerine yardımcı olmak için ton balığının vücuda sağladığı faydalara ve ton balıklı diyetlere dikkat çekiliyor.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Jun 2021 13:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/yaza-girerken-tonla-kilo-verin-1623408280.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Korona Ardında Post – Covid Sendromu Yaratıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/korona-ardinda-post-covid-sendromu-yaratiyor-568</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/korona-ardinda-post-covid-sendromu-yaratiyor-568</guid>
                <description><![CDATA[Koronavirüs geçirenlerin bir kısmı kısa sürede günlük hayatlarına geri dönse de, durum herkes için aynı olmayabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Covid-19 Sonrası Rehabilitasyon hakkında önemli bilgiler veren İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Ahmet Emin Sönmez, hastalığı geçirenlerin karşılaşabileceği sağlık sorunları ve tedavi seçenekleri hakkında önemli konulara değindi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Covid-19, hayatımıza gireli henüz bir buçuk yıl oldu. Bu dönemde ülke olarak samimi örflerimize, misafirperverliğimize, gündelik hayatta sevdiklerimize ve arkadaşlarımıza gösterdiğimiz samimi jestlerimize veda etmek zorunda kaldık. Her bireyin ‘Pandemi’ kavramına karşı tutumu faklı oldu. Kimileri bu durumun medya ve kamu tarafından abartılmış bir ‘hurafe’ olduğu fikrine ısrarla tutunurken kimileri ise aile üyeleriyle dahi güven duygusuyla yakın temas kuramayacak düzeyde psikozlar yaşamakta.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Koronavirüs Psikolojik Sorunları Tetikledi</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Covid pandemisinin dünyada tümüyle kontrol altına alınıp- alınamayacağı ya da bu enfeksiyonun dünya üzerinden tümüyle yok olup- olmayacağı tartışmaları ve öngörüleri şöyle dursun, mutlak bir gerçek var ki o da; koronanın hayatımıza kattığı değişikliklerin uzun vadede dahi tam anlamıyla silinmesinin mümkün olmadığı gerçeği. Enfeksiyona yakalanan kişilere ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Özellikle enfeksiyona maruz kalan bireylerde hastalığın seyri kişiden kişiye değişiklik gösterse de birçok hastada psikolojik ve/veya fizyolojik birtakım etkiler kalıcı olma eğilimi göstermekte.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hastalardaki Psikolojik Baskılar Ölüm Korkusu Yaratıyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kliniğimizde “Post - Covid Sendromu”, “Covid Sonrası Sendromu” ya da “Uzamış Covid Sendromu” isimleri ile de adlandırılmakta olan bu hastalarda sık rastlanan Covid sonrası şikâyetlerle karşılaşmaktayız. Bunlar arasında; solunum sıkıntıları, aşırı halsizlik, bulantı- kusma, baş ağrıları başta olmak üzere eklem ve kas ağrıları, abartılı uykuya meyil hallerinin kliniğe ilk başvuruda sıklıkla varlığını gözlemlemekteyiz. Ruhsal düzeyde ise, hastalık döneminde edinilen ölüm korkusu, yataktan kalkmaya dahi engel olan endişe ve isteksizlik hali, kendini sakınma ve gündelik hayata dönüşle ilgili endişeler hatta fobiler gözlemlenmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Covid 19 Sonrası Rehabilitasyon, Kalıcı İyileşme Sağlayabiliyor</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maruz kaldıkları Covid Enfeksiyonu, klinik düzeyde tedavi gereksinimine ihtiyaç duyan bireylerde enfeksiyöz virüsle bağışıklık sisteminin mücadelesi esnasında organlarda ciddi hasarlar meydana gelebilmekte. Enfeksiyon ile vücudun mücadelesi esnasında; vücudun vitamin, mineral, protein, enerji vb. rezervlerinde ciddi tüketimler meydana gelmekte ve bu rezervlerdeki kayıpların yerine uygun şekilde konması önem arz etmektedir. Bireylerde enfeksiyonun seyri belirgin şekilde farklılık gösterdiği gibi enfeksiyon sonrası şikayetler ve şikayetlerle mücadelede tedavi süreçleri de kişiden kişiye değişiklik göstermekte. Benzer şekilde enfeksiyon ile mücadele esnasında organ ve sistemlerde gelişen anormal aktiviteler uygun medikal tedaviler ile kontrol altına alınmalıdır. Uzun süre müdahale edilmeyen bu anormal aktivitelerin uzun vadede kronik hastalıklara sebebiyet verme ihtimalleri endişe vericidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm dünyada ciddi yıkımlar, can kayıpları, maddi ve manevi hasarların yaşandığı bu dönemde koronanın etkilerini mümkün olan en az hasarla atlatarak koronasız bir geleceğe umutla bakmak adına beden ve ruh sağlığınızda meydana gelen değişiklikleri ihmal etmeyin. Şikâyetleriniz için bir sağlık kuruluşundan şikâyetlerinize yönelik size özel planlanmış profesyonel destek almayı ihmal etmeyin.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Jun 2021 13:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/korona-ardinda-post-covid-sendromu-yaratiyor-1623407827.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZAYIFLAMAK VE YAĞLARDAN KURTULMAK İÇİN 5 ÖNERİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/zayiflamak-ve-yaglardan-kurtulmak-icin-5-oneri-567</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/zayiflamak-ve-yaglardan-kurtulmak-icin-5-oneri-567</guid>
                <description><![CDATA[Koronavirüs sebebiyle çoğunluğumuz günlerini evde geçirmişti.Buna bağlı olarak da  hareket etme şansımız azalırken aynı zamanda yeme-içme düzenimizde de değişimler meydana geldi.Böylece kilo almakta kaçınılmaz oldu.Ancak kısıtlamaların esnetildiği şu dönemde alınan fazla kilolardan kurtulmak mümkün.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşte zayıflamak ve yağlardan kurtulmak için öneriler;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1-Yavaş Yiyin</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yavaş yemek, yediklerinizi çok çiğnemek, sindirim sisteminizin rahatlamasına yardımcı olur. Bağırsaklarınızın çok fazla asit ve enzim üretmesine gerek kalmadan, yediklerinizin sindirilmesini sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2-Ne yediğinize dikkat edin !</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kaliteli yemekler yiyerek, bedeninizin vücudunuzda tadilat yapmasına yardımcı olun. Sabah kahvaltınızı ve öğle yemeğinizi hiç atlamadan, vücudunuza ihtiyacı olan besin maddelerini verin.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3-Yürüyüş Yapın</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yürüyüşü kalori harcamak adına değil, gündüz yediklerinizi sindirmek adına, mümkün olduğunca akşam yapmaya çalışın. Akşam yapılan yürüyüş, gündüz yediklerinizin sindirilmesine yardımcı olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">4-Akşam Yemek Saatine Dikkat Edin !</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eğer sabah kahvaltınızı ve öğle yemeğinizi atlamayıp kaliteli yemekler ile beslendiyseniz, akşam hafif yemekler yiyerek de doyabilirsiniz. Akşam 18:00’dan sonra yemeyin demiyoruz. İyice acıkınca, saat kaçta acıkırsanız acıkın, o saatte hafif bir sebze yemeği veya çorba için. İyice acıkmadan yerseniz gündüz yediklerinizin sindirimini durdurursunuz, böylece ilerleyen saatlerde daha çok acıkırsınız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">5-Kuruyemiş Tüketin</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yemeklerle ekmek tüketmek yerine, kuruyemiş tüketin. ( çiğ fındık, badem ve ceviz ) Yemeklerle birlikte kuruyemiş tükettiğinizde, ekmeğe ihtiyacınız kalmadığını anlayacaksınız.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Jun 2021 13:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/zayiflamak-ve-yaglardan-kurtulmak-icin-5-oneri-1623407443.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLARDA AŞIRI İNATA DİKKAT!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/cocuklarda-asiri-inata-dikkat-564</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/cocuklarda-asiri-inata-dikkat-564</guid>
                <description><![CDATA[Aşırı inatçı, dediğim dedik, her denilenin tersini yapan, ve anne babasına sürekli karşı gelen 8 yaş öncesi bir çocuk eğer ki, Özerklik Dönemi’nde değil ise ve bu belirtileri göstermeye devam ediyor ise bu çocukta ''Karşıt Olma ve Karşıt Gelme Bozukluğu'' söz konusudur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Karşıt Olma Ve Karşıt Gelme Bozukluğu aslında inatlaşmanın patolojik halidir.Karşıt Olma ve Karşıt Gelme Bozukluğu’nun altından çoğunlukla DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) çıkar.Tedavi edilmediği takdirde ergenlik döneminin başlarında Davranım Bozukluğu olarak şekil değiştirir ve ebeveynler için durum daha kontrol edilemeyecek hale gelebilir.Bu durum mutlaka tedavi gerektirir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ebeveyn tutumu, Karşıt Olma ve Karşıt Gelme Bozukluğu'nun ortaya çıkmasında etkendir.Peki nasıl mı ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşte bunlar;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Aşırı baskıcı ebeveyn tutumu ve aşırı müsamahakar ebeveyn tutumudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Otoriteye başkaldıran bu çocuklar, en çok da babanın otoritesizliğinden güç alır ve belirtilerini babanın yumuşak yüzüyle şiddetlendirir. O nedenle ebeveyn tutumu, ebeveyn rolleri ve otorite figürü bu bozukluğun tedavisinde önemli rol oynar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Aynı zamanda ödüle koşullanmış olan bu çocuklar sorumluluklarını karşılıksız yerine getirmek istemezler ve her defasında ödülle harekete geçtiklerinden dolayı da ödüller de artık çocuğu tatmin etmemeye başlar ve ebeveyn işin içinden çıkamaz hale gelebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">O nedenle söz geçiremediğiniz ve sürekli her söylediğinizin zıddını yapan bir çocuğunuz varsa; onu Karşıt Olma ve Karşıt Gelme Bozukluğu’ndan koyacağınız sınırlar ile, baba otoritesinin işlevselliği ile ve şiddetsiz iletişiminiz ile önemli oranda koruyabilirsiniz.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Jun 2021 10:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/cocuklarda-asiri-inata-dikkat-1623310335.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAMİLELİKTE TÜKETİLMEMESİ GEREKEN BESİNLER</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-tuketilmemesi-gereken-besinler-543</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-tuketilmemesi-gereken-besinler-543</guid>
                <description><![CDATA[Hamilelik sürecinde anne adayının sağlığına, günlük rutinine, özellikle de beslenmesine ekstra özen göstermesi gerekir. Anne adayının tükettiği her şey karnındaki bebeğin sağlığına ve gelişimine etki ettiğinden hamilelik süreci boyunca yeterli ve dengeli beslenme oldukça önemlidir. Anne adaylarının doğru bir beslenme programı oluşturmak adına neler tüketmeleri gerektiğini bilmeleri kadar neler tüketmemeleri gerektiğini de öğrenmeleri gerekmektedir.İşte hamilelikte tüketilmemesi gereken besinler ;]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Az Pişmiş Yumurta</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hamilelikte tüketilmemesi gereken besinlerin en başında az pişmiş yumurta geliyor.&nbsp; Doğru koşullarda saklanmamış ve beklemiş yumurtada salmonella adı verilen bir bakteri üreyebilir. Bu yumurtanın az pişmiş, rafadan veya kayısı kıvamında pişirilmiş olarak tüketilmesi çeşitli bağırsak enfeksiyonlarına ve gıda zehirlenmelerine yol açar. Bu da anne adayına ve bebeğe zarar verebilir. Bu nedenle yumurtanın sarısının ve beyazının katı olana kadar pişirilmesi önerilir. Az pişmiş yumurtanın yanı sıra çiğ yumurta ile yapılan mayonez, krema veya dondurma gibi besinlerin de tüketilmemesi gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çiğ veya Az Pişmiş Et, Tavuk ve Deniz Ürünleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çiğ veya az pişmiş et ürünleri parazit ve enfeksiyon kaynağı olabileceği için gebelik sürecinde uzak durulması gereken besinlerdir. Çünkü az pişmiş ya da çiğ haldeki etler, toksoplazma riski taşır. Toksoplazma hamile kadınlarda düşük riskine veya bebekte ciddi sağlık problemlerine neden olabilen bir hastalıktır. Bu nedenle et ve tavukları hiç pembelik kalmayana dek pişirmek bu parazitten kurtulmak için oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra salam, sosis, sucuk, pastırma gibi şarküteri ürünleri de içerisinde katkı maddeleri, bol miktarda tuz ve yağ bulundurduğundan, bu besinleri de tüketmemeniz önerilir. Omega-3 kaynağı olan balığın hamilelik döneminde dengeli bir şekilde tüketilmesi oldukça gerekliyken, midye, istiridye ve karides gibi kabuklu deniz ürünleri yüksek miktarda cıva değerine sahiptir. Yüksek cıva oranı, gelişmekte olan bebeğin beyin ve sinir sisteminine zarar verebileceği ve gıda zehirlenmesi riski oluşturabileceğinden bu deniz ürünlerinden de mutlaka uzak durulması gerekmektedir. Bunun yanı sıra&nbsp; suşi de hamilelik döneminde kesinlikle tüketilmemelidir.(Basın Bülteni)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pastörize Olmayan Süt ve Süt Ürünleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hamilelik boyunca annenin ve bebeğin sağlığı için kalsiyum desteği sağlayan süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi oldukça gereklidir. Fakat bu süt ve süt ürünlerinin pastörize olduğundan emin olunmalıdır. Pastörize olmamış süt ve peynirin içinde bulunan bakteriler&nbsp; listeria enfeksiyonu riskine neden olur. Bu da gıda zehirlenmelerine, ciddi sağlık sorunlarına ya da düşük yapma riskine yol açabilir. Zararlı bakteriyel enfeksiyonlardan korunmak için pastörize süt tüketmeli, ayrıca tükettiğiniz peynir ve yoğurt gibi süt ürünlerinin de pastörize sütten yapıldığına emin olmalısınız. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeker İçeren Gıdalar</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pasta, kek, kurabiye, bisküvi, şekerleme, şerbetli tatlılar, hamur işi, cips, fast food gibi şeker içeren hazır ve paketli gıdaların, hamilelik boyunca tüketiminin sınırlandırılması gerekmektedir. İçerisinde yüksek miktarda şeker barındıran bu tarz besinler hızlı kilo alımına yol açabileceği gibi özellikle hamilelikte oluşabilen şeker hastalığına yani gebelik diyabetine neden olabilmektedir. Bunların yerine evde kendiniz hazırlayabileceğiniz sağlıklı alternatifler ve fındık, ceviz, badem, leblebi gibi sağlıklı atıştırmalıklar tüketebilirsiniz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çok Fazla Kafein</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hamilelik döneminde kafein alımını da sınırlandırmak gerekmektedir. Grip ilaçlarında, alerji ilaçlarında, ağrı kesicilerde ve bazı diyet ilaçlarında bulunan kafein güçlü bir etkiye sahiptir. Aşırı miktarda kafein tüketimi bebeğin gelişimini olumsuz etkiler. Bu nedenle kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeren besinleri dozunda tüketmek önemlidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bazı Bitki Çayları, Asitli İçecekler ve Paketli Meyve Suları</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bitki çaylarının da hamilelik döneminde kontrollü tüketilmesine dikkat edilmelidir. Bilinçsizce tüketilen bitki çayları, hamilelik döneminde büyük risklere neden olmaktadır. Adaçayı, fesleğen, ginseng, kekik, sinameki, maydanoz gibi bitki çayları rahim kasılmalarına neden olarak,&nbsp; düşük ve erken doğum riskini artırabilir ya da doğum anomalilerine yol açabilir. Bu nedenle bitki çaylarını tüketmeden önce doktorunuza mutlaka danışmalı ve doktor onayı ve tavsiyesi olmadan tüketmemelisiniz. Asitli içecekler ve hazır meyve suları da hamilelikte kaçınılması gereken içeceklerdendir. Bu dönemde taze sıkılmış, doğal meyve sularını tercih etmek çok daha sağlıklı olacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konserve ve Hazır Gıdalar</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konserve ve hazır gıdalar, raf ömrünün uzun olması için birçok işlemden geçirilirler. Bu tarz işlenmiş gıdaların içeriğinde bulunan katkı maddeleri, yüksek miktarda yağ, tuz ve şeker oranından dolayı, hamile kadınların bu ürünlerden uzak durması gerekmektedir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Jun 2021 12:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/06/hamilelikte-tuketilmemesi-gereken-besinler-1622972506.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalça Kireçlenmesi Nedir? Belirtileri Nelerdir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kalca-kireclenmesi-nedir-belirtileri-nelerdir-494</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kalca-kireclenmesi-nedir-belirtileri-nelerdir-494</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde en sık rastlanan rahatsızlıklardan birisi de kalça kireçlenmesidir . Kalça kireçlenmesi kalça eklem hareketlerinin kısıtlanması ve kasıkta oluşan ağrı ile kendini ortaya koymaktadır. Ancak kalça eklem kireçlenmesinin bulgularını sergileyen başka etkenler olduğu da göz ardı edilmemelidir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong><u><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça Kireçlenmesi Nedir?</span></u></strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kireçlenme aslında bir kıkırdak bozulmasıdır. Bacağı gövdeye bağlayan ana ekleme kalça eklemi denir. Kalça eklemi çok fazla yük taşır. Kalça eklemi kireçlenmesi çeşitli sebeplerle bu eklemi oluşturan kemiklerin üzerine kaplayan kıkırdağın aşınması, deforme olması ve alttaki kemiklerin anatomik yapısını kaybetmesidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><u><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça Kireçlenmesinin Sebepleri Nelerdir?</span></u></strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça eklemi kireçlenmeleri 2 gruba ayrılır. 1'inci grup daha sık karşılaşılan doğumsal veya sonradan meydana gelen yapısal bir bozukluk (artrit, kalça çıkığı, çocukluk çağı kalça kemiği hastalıkları, travma gibi...) nedeniyle zaman içinde kalça eklemindeki kıkırdağın aşınması sonucu ortaya çıkan kireçlenmelerdir. 2'inci grup ise sebebi belirlenemeyen kalça kireçlenmeleridir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><u><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça Kireçlenmesi Hangi Yaşlarda Ortaya Çıkar ?</span></u></strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça eklemi kireçlenmesi sorunu çoğunlukla 60 yaşından sonra meydana gelebileceği gibi,&nbsp; çocuklukta geçirilen kalça eklemi hastalıkları sonrasında ya da doğumsal kalça çıkığı olduğu zaman da küçük yaşlarda da görülebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><u><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça Kireçlenmesinin Belirtileri Nelerdir?</span></u></strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça eklemi kireçlenmesi, hastaların hayatını zorlaştırıp aynı zamanda yaşam kalitesini de oldukça düşüren bir hastalıktır. En belirgin ve önemli şikayetlerin başında ağrı gelir. Bu ağrı nedeniyle de çorap giymek, araca binme, oturmak ve kalkmak gibi günlük yapılan işlerde güçlük yaşanması da belirtiler arasındadır. Kalça eklemi hareketlerinde kısıtlanma meydana gelir. Çoğunlukla da ilk önce ağrı ardından hareketlerde kısıtlanma ortaya çıkar. Bu ağrı kalçada değil kasık kısmında hissedilen ve dize doğru yayılma özelliği gösteren bir ağrı olarak karşımıza çıkmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sık karşılaşılan belirtilerin bazıları şunları içerir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hareket etmekle azalan eklem sertliği ve hareket kısıtlılığı,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir eklem büküldüğünde eklemeden tıkırtı ya da çıtırtı sesi gelmesi,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eklem etrafında hafif şişme,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aktivite sonrasında veya gün sonuna doğru artan eklem ağrısı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kasık bölgesi veya kalçada, bazen de diz veya uylukta ağrı hissedilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><u><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça Eklemi Kireçlenmesinin Tanısı Nasıl Konur?</span></u></strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hastanın şikayetlerinin dinlenilmesinin ardından fiziki muayene ile hastalık ortaya konulabilir. Fakat kalça eklemi hastalıkları arasında ayırıcı tanı yapmak için genellikle ilk önce röntgen filmi çekilmesi gereklidir. Bazı özel durumlarda MR ve bilgisayarlı tomografi incelemesi gerekli olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><strong><u><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalça Kireçlenmesi Nasıl Tedavi Edilir ?</span></u></strong></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kireçlenmenin belirtilerini azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak için farklı seçenekler mevcuttur. Doktorlar, eklemlerdeki ağrı ve iltihabi durum için ilaç reçete eder fakat bu durum lezyonun ortadan kalkmasını sağlamaz hissettirmeyen ağrı kesiciler lezyonun daha da büyümesine neden olabilir. Fizik tedavi ile belirtilerin hafiflemesi sağlanabilir. Bazı hastalarda cerrahi işlem gerekebilir. Eklem içi veya eklemi çevreleyen dokulara&nbsp; ilaç enjeksiyonları, Proloterapi, Nöralterapi, kök hücre uygulamaları da tercih edilen tedavi yöntemleri arasında bulunur ve bunlar mutlaka uygulanacak tedavi, seçenekleri arasına dahil edilmelidir.. Hastalığın uzun vadeli yönetiminde Ağrı, sertlik ve şişlik gibi belirtileri yönetmek, Eklem hareketliliğini ve esnekliği artırma, kilo verme, yeterli sayıda&nbsp; egzersiz yapmak şarttır.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 May 2021 14:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/05/kalca-kireclenmesi-nedir-belirtileri-nelerdir-1622114827.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hemşireden Kalpleri Isıtan Hareket</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hemsireden-kalpleri-isitan-hareket-489</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hemsireden-kalpleri-isitan-hareket-489</guid>
                <description><![CDATA[Muammer Pekru 48 yaşında 2 çocuk babasıdır. Kocaeli’nde yaşamakta olan Pekru (48), özel bir hastanede boyun fıtığı ameliyatı olduğu işlem sırasında boyun fıtığı patladı. Bütün vücudu felç olan hasta tedavi sürecine İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Boyun Fıtığı Ameliyatı ile Felç Kaldı!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pekru, “5 aydır fizik tedavi işlemi görüyorum. İyileşmesi gereken yaralarım var. Ondan sonra taburcu olacağım. Ayşenur hemşire ile konuşurken yazın geldiğini fakat hala dondurma yiyemediğimi söylemiştim. Hemşiremiz bunu duyunca bana dondurma alıp getirdi. Öncesinde hava alalım diye konuşmuştuk. Bana sürpriz yapmış. Birlikte havuz kenarında keyif yaptık. Ben dışarı çok çıkmak istiyordum. Sağ olsun o da hiç ikiletmedi, kırmadı beni ve dışarı çıkardı” açıklamalarında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Birbirimizin Hayatına Dokunduk”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayşenur Yiğit (23), “Normalde hasta ekipman ile tedavi görüyordu. Ekipmandan ayrıldıktan sonra bu ilk dışarı çıkışı değil. Onu ilk olarak koridora çıkarmıştım. Bizim çalıştığımız yerleri gösterdim. Uzun süredir tedavi boyunca aynı odadan dışarı çıkmıyordu. İlk olarak doktorlarımıza danıştım ve hastayı dışarıya çıkarabilir miyim diye sordum. Doktorlarımızın da bilgi ve onayını aldıktan sonra yakınları ile görüştüm ve benim Muammer Bey’e bir sözüm var odadan çıkartacağım dedim. Yakınları o an şaşırdılar. Sonrasında kattan bir arkadaşıma yakınlarının cama çıkmasını söyledim. Muammer Bey’in yakını camdan bakınca çok şaşırmış ve mutlu olmuştu. İlk bu şekilde inmiştik. Sonrasında bir Pazar günü konuşurken ona bir sözüm daha vardı. Kızları ve çocukları dondurmayı çok sevdiğini söylerdi. Bana, ‘ben daha yaz sezonunu açmadım ama korkuyorum boğazım ağrır diye söylemde bulundu.’ Ben de bir şey olmayacağını söyledim. Molaya çıktığımda dondurma aldım. Yatağını hazırladıktan sonra birlikte aşağıya indik. O kadar güzel yiyordu ki sanki bir çocuğun ilk kez dondurma yemesi gibiydi. Onun o mutluluğu bana o kadar iyi geldi ki. Sonra bacaklarını açtım güneş görmesini sağladım. Havuzun kenarında birlikte oturup sohbet ettik. Ben şuan evlilik sürecindeyim benimle evlilik ile ilgili bilgilerini paylaştı. Sonra birlikte kıyafet seçimi bile yaptık. Onun tedavi süreci hakkında konuştuk. Bana, ‘birkaç yıl önce burada olacağımı söyleseler asla inanmazdım’ diye söyledi. Birbirimizin hayatına dokunduk aslında” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Eşime Ses Oldum”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Selda Pekru (40) “Eşime trakeostomi yapılınca konuşamadı. Bu sürede onu ağız okumaları ile anlamaya çalıştım. Anlamaya çalışınca aslında kendiliğinden gelişiyor. Zor durumda kalınca ister istemez öğrendim. Eşime ses oldum. Çocukları ile aylarca konuşamadı. Zaman uzadıkça daha da zorlaşacağını düşündüm. Çocuklar babasını, babası çocuklarını özledi. Görüştüklerinde ben aileme ses oldum. Aralarındaki iletişimi kurdum. Doktorlarımızdan çok memnunuz. Ahmet Emin Bey için burada kaldık. Kendilerine çok teşekkür ederiz” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hissiyatları Yeniden Yerine Gelmeye Başladı”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzm. Dr. Ahmet Emin Sönmez “Palyatif bakım kliniğinde bir sebepten ötürü öz bakımını devam ettiremeyen ve bu nedenle yakınlarının bakıma ihtiyaç duyan, ev şartlarında bakımı zor ve uzun süreçler gerektiren hastalara tıbbi tedavi - bakım ve rehabilitasyon hizmetleri sunuyoruz. Güncel bir yaklaşım olarak, Covid-19 enfeksiyonunu ağır geçiren (Post- Covid Sendromu olarak ta adlandırılan) bireylerin enfeksiyon sonrası yeniden gündelik hayatlarına dönüşlerinde rehabilitasyon sağlıyoruz. Bu bağlamda, hastanemize 4 ay önce başvuran hastamız Muammer Bey’e medikal tedavi, rehabilitasyon ve bakım hizmetleri vermekteyiz. Kendisi ani gelişen bir hadise sonucunda yatağa bağımlı hale geldiği için fiziksel ve ruhsal adaptasyon süreçlerinde zor dönemlerden geçti. Hastanemize ilk geldiği dönemlerde beden hareketlerini ve konuşma fonksiyonunu kaybetmişti. Uzun bir süreçte konuşma fonksiyonunu geri kazandırdık. Kollarını artık hareket ettirebiliyor. Bacaklarında dokunmalara küçük yanıtlar almaya başladık. Palyatif bakım hastalarında uzun süreli hastane yatışları kaçınılmaz olduğu için bu durumun ağır psikolojik etkileri de olmakta. Bu psikolojik travmalarla mücadele edebilmek adına hastalara sosyal yaşamlarındakine benzer aktiviteler yaratıyoruz. Hemşiremizle havuz başında sohbet ederken çekilen bu fotoğrafta bu aktivitelerin bir örneği” şeklinde açıklamalarda bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Ekip Çalışması Çok Önemli”(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 May 2021 11:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/05/hemsireden-kalpleri-isitan-hareket-1622103914.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şişmanlık Rahim Kanseri Riskini Artırıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sismanlik-rahim-kanseri-riskini-artiriyor-472</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/sismanlik-rahim-kanseri-riskini-artiriyor-472</guid>
                <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Meral Sönmezer konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Rahim Kanseri Nedir?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kadın üreme organlarını ilgilendiren tüm kanserler halk arasında rahim kanseri olarak adlandırılır. Gerçekte kadın genitalyasının farklı organlarının kanserlerine farklı isimler verilir ve seyirleri ile tedavileri birbirinden oldukça farklı olabilir. Rahmin içini döşeyen endometrium tabakasından meydana gelen kanserlere ‘’endometrial kanser’’ adı verilir. Gelişmiş ülkelerde en sık görülen kanser türü olduğundan Rahim kanseri denildiğinde ilk olarak akla bu kanser türü gelir. Eğer kanser rahmi vajinaya bağlayan boyun şeklindeki kısımda yani rahim ağzı hücrelerinde meydana geldiyse ‘’serviks kanseri’’ (Rahim Ağzı Kanseri) olarak adlandırılır. Az gelişmiş ülkelerde en sık rastlanan jinekolojik kanser türü budur. Rahim kanserlerinin çoğunluğunu endometrial kanserler oluşturmaktadır. Daha nadir görülmekle birlikte yumurtalıklardan, vajinadan, tüplerden ya da vulva denen dış genital bölgeden kaynaklanan kanserler de görülebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu yazıda kadın üreme organının en sık görülen kanseri olan ve genel olarak rahim kanserti olarak bilinen endometrium kanserinden bahsedeceğiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Endometrium tabakası, rahmin iç yüzeyini oluşturan ve düzenli şekilde kalınlaşıp menstruasyon (adet) kanaması halinde dökülen özel hücre tabakasıdır. Endometriumun kalınlaşması döllenmiş yumurta hücresinin rahim içerisine yerleşmesi ve gebeliğin sürdürülebilmesi için gereklidir. Endometrium hücrelerinin değişikliğe uğrayıp, anormal bir şekilde bölünüp çoğalması ile bu bölgede tümör dokuları meydana gelir. Bu kötü huylu tümör dokuları uterusun içini döşeyen tabakada gelişerek endometrium kanserine yol açar.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Rahim Kanseri Belirtileri Nelerdir ? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rahim kanseri gelişen hastaların çoğunluğunu menopoz dönemindeki kadınlar oluşturmaktadır. En sık görülen rahim kanseri belirtisi vajinal kanamalardır. Kanama, erken dönemde karşılaşılan bir şikayettir. Menopoz sonrası kanama, iki adet dönemi arası kanama, adet süresinin uzaması ve olağandışı vajinal kanama gibi belirtilerin görülmesi durumunda erken tanı konulabilmesi açısından bir doktora başvurulması oldukça önemlidir. Vajinal kanamanın yanı sıra;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Anormal vajinal akıntı,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Pelvik bölgede ağrı veya basınç hissi,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Karında şişkinlik,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Cinsel ilişki sırasında ağrı,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Sebepsiz kilo kaybı,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Genital bölgede kitle gibi bulgular da rahim kanseri belirtileri arasındadır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Risk Faktörleri Nelerdir ? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rahim kanseri riskini artıran en önemli neden yüksek östrojen hormonuna maruz kalmaktır. Yüksek östrojene maruz kalınan durumlara bakacak olursak;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Menstrüasyon yani adet döneminin erken yaşta başlaması ve menopoza geç yaşta girilmesi, östrojen hormonuna daha fazla maruz kalınmasına yol açarak rahim kanseri riskini artırabilmektedir. Bunun dışında;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Dışarıdan östrojen&nbsp; takviyesi,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Nulliparite yani hiç doğum yapmamış olmak ve kısırlık,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Ovülasyon düzensizliği, Polikistik Over Sendromu (PCOS) </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Tamoksifen tedavisi,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Obezite veya şişmanlık,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Şeker hastalığı (Diyabet),</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Bazı over tümörleri,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Hipertansiyon,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Tiroid hastalığı,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Lynch sendromu varlığı,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-İleri yaş, </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Menopoz sonrası hormon replasman tedavisi,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Ailede endometrial kanser varlığı gibi durumlar rahim kanseri risk faktörleri arasındadır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Rahim Kanseri Tanısı Nasıl Konulur?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rahim kanseri belirtilerinin bir veya birkaçının görülmesi durumunda mutlaka zaman kaybetmeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışılmalıdır. Kesin tanının konulabilmesi için öncelikle pelvik muayenenin, ardından ise teşhisin netleştirilmesi için bazı tetkiklerin yapılması gerekmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Histeroskopi: Özellikle anormal vajinal kanamanın görüldüğü hastalarda kullanılan histeroskopi denilen görüntüleme yöntemi, doktora rahim içerisine bakma olanağı verir. Fiber optik kameralı ince bir tüple, uterusun içi ve endometrium incelenir ve anormal kanamaya neyin sebep olduğu, endometrium kalınlığı ve rahim içinde herhangi bir kitlenin gelişip gelişmediği araştırılır. Gerektiği durumlarda biyopsi alınabilmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Endometrial Biyopsi: Rahim kanseri tanısının kesinleştirilmesi amacıyla başvurulan en önemli yöntemlerden biri olan endometrial biyopside rahim içi zarından doku örneği alınarak, mikroskop altında incelenir. Yapılan mikroskobik inceleme sonrasında kanserin hücre tipi ve yapısı gibi faktörler de saptanabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dilatasyon ve küretaj (D&amp;C): Alınan biyopsi miktarının, kesin kanser tanısı koyabilmek için yeterli olmadığı durumlarda, rahim ağzının genişletilerek özel aletlerle rahim içi dokunun kazınması suretiyle örnek alınması işlemi uygulanır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bunların dışında salin infüzyon sonografi (SİS), Ultrasonografi, Manyetik Rezonans (MR), Bilgisayarlı Tomografi gibi farklı yöntemler de rahim kanseri tanısında kullanılmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Rahim Kanserinin Tedavisi Nedir ?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rahim kanserinde tedaviye karar vermeden önce, kanserin türü, evresi, hastanın genel sağlık durumu, yaşı, uygulanacak tedavinin olası yan etkileri ve tedavinin doğurganlık üzerindeki etkileri gibi birçok faktör göz önüne alınır. Cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi, hormon tedavisi gibi tedaviler kimi durumlarda tek başına, kimi durumlarda ise birleştirilerek uygulanabilmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rahim kanserinden veya diğer jinekolojik kanserlerden korunabilmek ve erken teşhisin sağlabilmesi açısından yılda en az bir kez yapılan jinekolojik muayeneler hayati öneme sahiptir. Rahim kanseri belirtilerinin olduğu durumlarda da hastalığın ilerlememesi ve başarılı bir tedavi gerçekleştirilebilmesi için, mutlaka vakit kaybetmeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulması gerekmektedir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 May 2021 12:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/05/sismanlik-rahim-kanseri-riskini-artiriyor-1621933654.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Boyun Fıtığı ve Boyun Kireçlenmesi Olan Hastalar Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/boyun-fitigi-ve-boyun-kireclenmesi-olan-hastalar-dikkat-456</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/boyun-fitigi-ve-boyun-kireclenmesi-olan-hastalar-dikkat-456</guid>
                <description><![CDATA[Boyun da kanal darlığı ve fıtık genelde sinir kökü veya omurilik basısına bağlı olarak çeşitli şikayetlere neden olur. Omurilik basısı maalesef myelopati gibi ciddi bir soruna neden olması ihtimali nedeniyle çok ciddiye alınması gereken bir durumdur. Bu hastaların neredeyse yarısında boyun veya kol ağrısı olmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Miyelopati geliştiğinde hasta kollarda güçsüzlük ve beceriksizlikten yakınmaya başlar. Ellerde beceri kaybı başlar ve Kavanoz kapağını açamaz, gömleğini düğmeleyemez olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha da ileri dönemlerde bacaklar ile ilgili şikayetler başlar. Yürüme zorluğu(bacaklarda güçsüzlük), ayağını yürümeye başladığında sallama, idrar ve büyük abdest kaçırma gelişebilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Buna en çok neden olan şey ise hastaların ehil olmayan işiler tarafından tedavi edilmeye çalışılarak durumun kronikleştirilmesi ve kazalar olarak görmekteyiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu durum her hastada farklılık göstermektedir. Bu nedenle bu durumun hangi hastada gelişeceği önceden kestirilmesi zor bir durum olması nedeni ile her hastaya çok ciddi tedavi ve kontrol yaklaşımı sergilenmesi şarttır. Her hasta kendi durumunun bu hale gelebileceği endişesini yaşamalı ve ehil hekimler ile tedavilerini bilinçli olarak yaptırmalıdırlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hasta muayeneye geldiğinde bu hastaların bir çok yerde tedavi gördüklerini ara ara şikayetleri azalsa da bu durumun sinsice ilerlediğini görmekteyiz. Ve bu hastalarda gelişen ilerlemiş durumu ortadan kaldırmak mümkün olamıyor maalesef. Bu hale geldikten sonra sadece ilerlemesin diye çabalıyoruz. Miyelopati geliştikten sonra tam düzelme maalesef çok çok nadirdir. Aslında bu hastalar ehil ellerde tedavi ve kontrol edilse idiler, bu duruma gelmeyebileceklerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu duruma gelmiş veya getirilmiş hastaların %75’inde ataklar ile seyreden kötüleşme, %20 civarında ise ağır ağır kötüleşme görülmektedir. İşin ciddi yönü ise bu hale gelmiş hastaların %5 inde aniden kötüleşme görülebilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Durum ilerledikçe her iki bacak dahada güçsüzleşmekte ve spastik hale gelebilmektedir. Ayrıca idrar ve gaita kaçırma da gelişebiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Miyelopati gelişen hastaların tanısında MR (omurilik içindeki sinyal değişimlerini gösterir), BT sıkışan omuriliği detaylıca göstermektedir. EMG ve SEP ile de sorun detaylıca incelenir ve hastanın durumu ortaya konulur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tedavi de ise ameliyat ile miyelopati düzelmeyeceği için dikkatli karar verilmelidir. Miyelopatiyi ilerletecek bir durum var ise ameliyat kararı öncelikli olarak verilmelidir. miyelopati gelişmiş olarak gelen hastada, hastanın durumu miyelopatiyi ilerletmeyecek durumda da olabiliyor, bu ise fıtık nedeni ile olan sıkışmalarda görülmektedir. Bu durumda cerrahiden uzaklaşıp konservatif tedavi seçeneği daha uygun olmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burada omuriliği sıkıştıran nedenler hayli önem arzetmektedir. Ligament, kemik&nbsp; ve eklem büyümesi nedeni ile olan miyelopatilerde cerrahi ile kanal darlığı açılmalıdır. Cerrahinin amacı miyelopatiyi düzeltmek değil kötüye gidişi önlemektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu hale gelmiş hastaların tedavisi maalesef çoğu hastada yüz güldürücü olmamaktadır. Kazalar, doktor olmayan insanların bilgisizce müdahaleleri ve yardımcı sağlık personellerinin eksik bilgi ile tedavi etmeye çalışmaları durumu bu hale getirebilmektedir. Bu duruma gelmemek için boyun problemi yaşayan hastaların mutlaka ehil doktor tedavi ve gözetimi altında olmaları gerekmektedir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 May 2021 12:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/05/boyun-fitigi-ve-boyun-kireclenmesi-olan-hastalar-dikkat-1621501587.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından Sağlıklı Bir Yaşam İçin Beslenme Tüyoları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/uzmanindan-saglikli-bir-yasam-icin-beslenme-tuyolari-447</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/uzmanindan-saglikli-bir-yasam-icin-beslenme-tuyolari-447</guid>
                <description><![CDATA[Covid-19 pandemisi ile hayat tarzlarımız birden değişmek zorunda kaldı.  Bu süreçte günümüzün çoğunu evde geçirmeye evden çalışmaya birçok ihtiyacımızı online gidermeye başladık. İş yapış şekillerimiz değişti ve bununla beraber en önemlisi stresli koşullar yeme alışkanlıklarımızı değiştirdi. Şu süreçte herkesin aklında tek bir soru var:’’ Nasıl sağlıklı beslenebilirim?’’ 
Bu sorunun cevabını, İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Diyetisyen Gonca Güzel Ünal verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son dönemde yapılan çalışmalar ve araştırmalar, pandeminin yaşam tarzımızdaki değişiminin etkisini gözler önüne sermektedir.&nbsp; Ipsos’un Şubat sonunda yaptığı araştırmada bireylere salgın öncesi ve şu anki kiloları sorulmuş buna göre bireylerin %60’ının salgın başladığından bu yana kilo aldığı tespit edilmiştir. Evde daha hareketsiz kalan bireyler eğer beslenmelerine de yeterince özen göstermiyorsa kolaylıkla bu dönemde kilo alabilmektedir diyen Ünal, kilo alanlardan kadınların oranı (%65) erkeklere kıyasla (%54) daha yüksek olduğunu belirtti. Pandemi gibi stres ve belirsizlik dolu bir dönemde kadınların duygusal beslenmeye daha yatkın olduklarını söyleyen Gonca Güzel Ünal bu dönemde sağlıklı beslenmek ve kilo vermek için atılması gereken adımları ise şöyle sıraladı:</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Metabolizma hızlandırıcı egzersizler yapın</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Evden çalışmak daha az hareket etmek demektir. Her ne kadar evdeki sorumluluklarımız artsa da bu hareketler dışarıda bir gün içindeki koşturmacadan daha az kalori yakmak demektir. Yani metabolizmamız eskisine göre daha az harcayacaktır. Bu durumu engellemek için metabolizma hızlandırıcı egzersizler; tabata, Aralıklı antrenman, ağırlık kaldırma ve direnç egzersizlerini düzenli olarak günde 10 dakika bile olsa eklemek çok etkili sonuçlar doğuracaktır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beslenmenizden bir ara öğünü çıkarın</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günlük kalori ihtiyacınızdan ortalama 200 kkal azaltmak besin alımınızı dengeleyecektir. Bu da bir ara öğün miktarı kadardır; beslenmenizden bir ara öğünü çıkarmak veya yağ, şeker ve karbonhidrat alımını azaltmak yararlı olmaktadır.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sirkadiyen ritmine uygun beslenin</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sirkadyen ritme uygun beslenin; gün doğunca güneşe bakmak erken kahvaltı ve diğer öğünleri tercih edip akşam erken uyumak metabolizma ve genel sağlığımız için çok önemlidir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fermente gıdaları tercih edin</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şişmanlık ve kronik hastalıklar bağırsak mikrobiyatasından etkilenir bu yüzden çeşitli beslenmek bol lif almak ve fermente gıdaları beslenmeye eklemek gerekmektedir. Kefir, yoğurt, turşu fermente gıdalara verilebilecek en güzel besin örnekleridir. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sebze tüketimini mutlaka arttırın</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Doğal beslenin her öğünde sebze yemeye ve günde en az yarım kilo sebze yemeye çalışın. Sebzeler hem az kalorilidir hem bol lif içerir ve bağırsak mikrobiyatasını oluşturur.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aralıklı Oruç’u deneyebilirsiniz</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Intermittent Fasting olarak adlandırılan Aralıklı Oruç‘u deneyebilirsiniz. Hareketsizlikle azalan metabolizma hızını bu şekilde hızlandırabilirsiniz. İlk aşamada 16 saat aç kalıp 8 saat bir beslenme aralığı planlamak da güzel bir başlangıç olabilir.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her gün aynı şekilde beslenmeyin</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir gün yüksek kalorili bir gün düşük bir gün orta kalori düzeyinde beslenmek metabolizmanızı şaşırtır ve kilo vermenizi hızlandırır. Ne kadar yediğinizi ne kadar hareket ettiğinizi yaptığınız kaçamakları mutlaka kaydedin. Bu şekilde beslenmenizi çok daha iyi takip edebilecek ve dengeleyebileceksiniz.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Esnek programları uygulayın</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Stres ve duygusal beslenme bu dönemde en büyük düşmanınız olabilir bu sebeple çok katı olmayın, esnek ve her zaman sürdürebilir programlar yapın. Mükemmeli aramadan düzenli ilerlemeyi ve daha iyi olmayı hedefleyin. Her gün düzenli yapabileceğiniz egzersizleri beslenmeyi ve yaşam tarzını seçin. Doğal beslenin pratik olun bu dönemde zaman yönetimi de gerçekçi olmak da işinizi kolaylaştırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlıklı beslenme ile ilgili ipuçlarını paylaşan İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Diyetisyen Gonca Güzel Ünal’ın örnek beslenme menüsü ise şöyle;</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sabah: Peynir, yumurta, zeytin, bol sebze ve yeşillikler, meyve</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Öğle: 1 kase kemik sulu çorba , et tavuk balık veya etli sebze yemeği, salata , basmati pilav veya az patates </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ara: Meyve ve/veya kefir ve/veya yoğurt yanında kuruyemiş </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akşam: 1 kase kemik sulu çorba , et tavuk balık veya etli sebze yemeği, salata , turşu</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ara: Bitki çayları</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 May 2021 12:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/05/uzmanindan-saglikli-bir-yasam-icin-beslenme-tuyolari-1621331045.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kilo Vermeyi Zorlaştıran 7 Neden</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kilo-vermeyi-zorlastiran-7-neden-426</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kilo-vermeyi-zorlastiran-7-neden-426</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ya göre en riskli 10 hastalık listesinde yer alan obezite, başlı başına evrensel olarak sorun haline gelmiştir. Teknoloji çağında olmamız nedeniyle artan hareketsizlik kilo vermeye engel neden gösterilse de aslında arkasında yatan birkaç faktör barındırır. Bireyin artan yağ oranı ile şekillenen obezite aynı zamanda bireyin hayat kalitesini düşürür. Kilo vermenizi zorlaştıran etkenlere değinecek olursak;]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Genetik Faktör</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bireyin ailesinde obez birey varlığında kendisinin de bu duruma yatkın olması yüksek ihtimaldir. Bazı bireylerin diğer kişilere göre metabolizma hızı daha yavaş olabilir. Genetik nedenler kilo vermeyi zorlaştırsa da hareketsiz yaşam yerine aktif yaşam tarzını benimsemek bu etkiyi minimalize etmenize yardımcı olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Besin – İlaç Tüketimi</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Antidepresan veya kortizol türevi hormonlar üzerinde etkili olan ilaç gruplarının kullanımı pek çok kişide kilo alımını tetikler. Bazı kronik hastalıklarda; tiroid rahatsızlıkları, çeşitli hormonel tanılar, polikistik over, cushing sendromu vb gibi durumlarda ilaç kullanımı sürekli hale gelir. İlaçlarla beraber etkileşim yapan besinler saptanıp bireyin yaşam tarzına uygun diyet önerilmelidir. Bu sayede yağ depolanmasının önüne geçilerek bireyin ideal kilosuna çok daha hızlı ve sağlıklı ulaşması hedeflenmektedir.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Düşük Kalorili Şok Diyetler</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bireyin besin alımını kısıtlayarak düşük enerji yoğunluğuna sahip bir diyet programını diyetisyen kontrolünde olmaksızın yapması sonucu metabolizma yavaşlar. Devamında seyreden sinirlilik, şiddetli baş ağrısı, kansızlık, depresyon ve kabızlık gibi sorunlara rastlanılır. Bu diyetler sürdürülebilir olmadığı için bireyde bir süre sonra ani yeme atakları oluşur ve verdiği kiloyu hızlıca geri alır. Bu yüzden düşük kalorili şok diyetler çok sık uygulanmamalıdır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Hormonal Düzensizlik</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücudun bir bütün sistemini ayakta tutan kimyasallar bütünü olan hormonlar Aldesteron, östrojen, progesteron, kortizol, prolaktin, ACTH ve büyüme hormonları gibi kimasalların az ya da çok çalışması sonucu hormonel düzensizlikler kilo vermeyi yavaşlatabilir. Tiroit bezlerinin az çalışması olarak bilinen hipotiroidi metabolizmanın yavaş çalışmasına neden olur ve kilo verme sürecini yavaşlatır. Aynı zamanda metabolik rahatsızlıklardan birisi olan insülin direnci kandaki şekerin hücreye girmesine engel oluşturarak bölgesel yağlanmaya neden olur. Bu yüzden kilo verme sürecine başlamadan önce hormon testlerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Hareketsiz Yaşam Tarzı</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hareketsiz yaşam tarzı alışkanlığı obeziteye yol açarak kilo verimini yavaşlatır. Alınan kalorinin harcanan kaloriden fazla olması kilo vermeyi zorlaştıran etkenler arasındadır. Spor yapmayı hayat tarzımız haline getirmek kalori yakımını sağlayarak istenmeyen kiloları vermemize yardımcı olacaktır. Ayrıca egzersiz sonrasında salgılanan serotonin hormonu kendinizi çok daha iyi ve mutlu hissetmenize yardımcı olacaktır. Haftada en az 3 kez yapılan egzersiz kalori yakımını sağlayarak kilo verme sürecinizi hızlandıracaktır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Etiket Tuzaklarına Düşmek</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Az yağlı, light, laktozsuz veya glütensiz gibi etiketlerin kalorisiz olduğunu düşünerek sıkça tüketmek yanlış bir davranıştır. Diğer ürünlere göre az da olsa bu ürünlerinde kalorileri vardır ve fazlası kilo alımına yol açacaktır. Bunun yerine sağlıklı beslenerek gerekli olan enerji ihtiyacını doğru şekilde doğru besinlerden; tam tahıllı karbonhidratları tüketerek, sebze ve meyve porsiyonlarımızı arttırarak, kırmızı eti azaltıp yerine beyaz eti tüketerek, trans yağ içeren besinlerden uzak durup doymamış bitkisel yağları tercih ederek kilo verimini olumlu yönde etkileyebiliriz.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Uyku Düzensizliği</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yetersiz uyku vücuttaki leptin hormon düzeyinin düşmesine ve gün içerisinde çok fazla iştah ataklarının oluşmasına neden olur. Uyku saatimizde düzensizlik oluştuğunda sirkadiyen ritim adı verilen mekanizma gece 23.00 – 03.00 arası hormon salınımı ve düzenlemesini gerçekleştiremez. Bu sebeple kortizolde artış meydana gelir. Artan stres seviyesi kan glukoz düzeyinin dalgalanmasını neden olur. Bu yüzden uyku saatinin düzenli olması ve gün içerisinde yeterli uyumak ağırlık kontrolünde etkili faktörlerdendir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 May 2021 12:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/05/kilo-vermeyi-zorlastiran-7-neden-1620724879.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALIN KIRIŞIKLIKLARI NEDEN OLUR? TEDAVİSİ NEDİR?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/alin-kirisikliklari-neden-olur-tedavisi-nedir-425</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/alin-kirisikliklari-neden-olur-tedavisi-nedir-425</guid>
                <description><![CDATA[Alın bölgesi yüzde özellikle mimik hareketlerine nedeniyle en erken kırışan bölgelerden biridir. Alın kırışıklıkları insanın olduğundan daha yaşlı görünmesine neden oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İlerleyen yaşla birlikte alın bölgesinde ince çizgiler, çukurlar şeklinde görülen kırışmalar son derece olağan durumlardır. Alın bölgesinde oluşan kırışıklıklar, kişiyi olduğundan daha yaşlı, daha yorgun ve daha kızgın göstermesi açısından estetik uygulamaları gerekli kılar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alın estetiği işlemlerinde temel amaç, kırışıklıkların giderilmesi ve alın bölgesine genç,dinamik bir görünüm kazandırılarak yüz estetiğinde kusursuz bir görünüm elde etmektir. Bu amaca pek çok farklı yolla ulaşabiliyoruz. Bicoronal kesilerin veya endoskopik kesilerin yapıldığı alın estetiği işlemlerinde, saçlı deriden girilerek alın bölgesi gerilir ve oluşan gerilmeyle birlikte kırışıklıklar ortadan kalkar. </span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Alın kırışıklıkları nasıl tedavi edilir ?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Biocoronal kesilerin kullanıldığı işlemlerde;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alnın tümü saçlı deriden girilerek yukarı doğru kaldırılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Endoskopik kesileri uyguladığımız işlemlerde;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Saçlı bölgeden daha önceden belirlenmiş belirli noktalardan girilerek, alnın belirli yerlerden kaldırıldığı işlemlerdir. Endoskopik yöntemde, daha az kesi uygulanır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alnı çok geniş olan ve sorunların ilerlediği kişilerde, bicoronal kesiler uygulanır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İyileşme süresi 1-3 hafta içindedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kişi günlük hayatına kısa zamanda dönebileceği gibi, operasyondan sonra oluşan morluk, şişlik, kızarıklık gibi durumlar birkaç gün içinde kendiliğinden yok olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">İPLE ASMA YÖNTEMİ</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bizim estetik işlemlerde sıkça kullandığımız PDO ipler, tıbbi olarak üretilen, kişinin metobolizmasına karışarak kaybolan maddeden yapılır ve kişinin cildine gergin bir görünüm kazandırma amacı ile kullanılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Hyaluronik Asit Yüz Dolgusu</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hayvansal kaynaklı olmayan, deride doğal olarak bulunan hyaluronik asit tıbbi işlemlerden geçirilerek cilde uygulandığında, çevresindeki nemi emerek genişler ve cilde dolgunluk kazandırır. Bugün estetik işlemlerde sıkça ve güvenle uyguladığımız hyaluronik asit, alın kırışıklıklarının giderilmesinde de başvurduğumuz bir tedavi şeklidir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 May 2021 12:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/05/alin-kirisikliklari-neden-olur-tedavisi-nedir-1620724685.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>B12 VİTAMİN EKSİKLİĞİ KANSIZLIĞA SEBEP OLUYOR!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/b12-vitamin-eksikligi-kansizliga-sebep-oluyor-408</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/b12-vitamin-eksikligi-kansizliga-sebep-oluyor-408</guid>
                <description><![CDATA[Dr.Fevzi Özgönül, B12 vitaminin vücut için önemli bir vitamin olduğunu belirterek bu vitaminin eksik olması durumunda hafıza problemleri yaşanılabileceğini ve kansızlığa da sebep olduğunu ifade etti.B12 vitaminin bedenimizde çok önemli iki görevi yerine getirdiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti;]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1- İlk görevi; Kemik iliğinde, kan hücrelerinin üretiminde görevlidir. Eğer vücudumuzda kan hücrelerinin üretim için yeterince B12 vitamini yoksa o zamanda üretilen kan hücreleri kalitesiz ve güçsüz olurlar, kansızlık şikayeti başlar. Eğer kansızlık şikayetiniz varsa B12 vitamini eksikliğine de mutlaka bakılması gerekir. Bazen sadece demir tedavisi tek başına kansızlık tedavisinde yeterli olmaz yanında B12 takviyesi de gerekir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2- İkinci önemli görevi de sinir hücrelerinin, özellikle beyinde bulunan sinir hücrelerinin bilgiyi oluşturma, onu saklama ve bilgiyi aktarma görevlerini yapmasında yardımcıdır. Eğer B12 yeterince vücudumuzda yoksa o zaman bu görevler yerine getirilemez ve bizde unutkanlık başlar. Sık sık eskiden çok kolay hatırladığımız, olayları veya kişileri, onların adlarını hatırlayamayız. Bazen de bildiğimiz bilgileri başkalarına aktarırken zorlanırız. Hani dilimin ucunda fakat hatırlayamıyorum deriz ya. İşte bütün bu tür sıkıntılarımızın baş suçlusu B12 vitamin eksikliğidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">B12 vitamini maalesef vücudumuz tarafından üretilemez mutlaka dışarıdan alınması gerekir. Yiyecekler ile aldığımız B12 vitamininin de sorunsuzca sindirim sisteminden emilmesi gerekir ancak bu işlemlerden sonra vücudumuz tarafından kullanılabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">B12 vitamininin ana kaynağı hayvansal proteinlerdir. Hayvansal protein yemeyen veya çok fazla ekmek hamur işi gıdaları tüketen, et yerine bakliyattan protein almaya çalışan kişilerde B12 vitamin eksikliği muhakkak oluşmaktadır. Halk arasında bakliyat grubu besinlerin ve tahılların bol miktarda B vitamini içerdiği bilinir fakat burada atlanılan durum B grubu vitaminleri değil B 12 vitamininin alınması olduğundan sebzelerde, salatalarda, meyvelerde, şekerli gıdalarda, unlu gıdalarda, tahıl ve bakliyat gurubu besinlerde B12 vitamin bulunmaz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr.Fevzi Özgönül,B12 vitaminini alacağımız en güzel besinleri ise şöyle sıraladı ;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Deniz ürünleri: en çok B12 vitamini balık yumurtasında bulunur, uskumru, somon, sardalye ve ton balıkları da yüksek B12 vitamini içerir </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Etler: kuzu ciğeri, sığır ciğeri, dana ciğeri, hindi, ördek ve kaz ciğerleri de yüksek B12 içeren besinlerdendir. Sığır, dana ve kuzu eti de hem B12 hem de çinko ve demir bakımından da zengin besinlerdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peynir ve yumurta da yüksek B12 dışında protein ve kalsiyum da içerir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 May 2021 12:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/05/b12-vitamin-eksikligi-kansizliga-sebep-oluyor-1620380789.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KALP DOSTU BESİNLER</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kalp-dostu-besinler-388</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kalp-dostu-besinler-388</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve Damar Cerrahı Op. Dr. Orçun Ünal,kalp ve damar sağlığına iyi gelen besinler konusunda bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">YEŞİL ÇAY:</span></span> Yüksek oranda antioksidan, A, E ve C vitaminleri içeriyor. Antioksidan özelliği nedeniyle kalp hastalıklarının engellenmesinde etkili oluyor. Bu nedenle günde en az 1 fincan yeşil çay tüketebilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">BALIK:</span></span> Omega 3 yağ asidi somon ve ton balığında çokça bulunur ve kalp sağlığı açısından oldukça önemlidir.Bu nedenle haftada en az bir kere somon balığı veya ton balığı tüketilmesinde fayda vardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">ÇİKOLATA:</span></span> Bitter çikolata kalp ve damar sağlığı için faydalıdır.Günde 2 ya da 3 parça bitter çikolata tüketmek hem tansiyonu hem de kötü kolestrolü düşürmeye yardımcı olur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">CEVİZ:</span></span> Cevizde bulunan yağ asitleri kalp hastalıklarına kişileri karşı korur. Kalp ve tansiyon hastalarında kan basıncını düzenler.Kanın pıhtılaşma durumunda ceviz tüketildiği zaman, kan pıhtılaşmasına engel olur. Günde birkaç avuç ceviz yemek kalbe giden kan dolaşımını düzenler, damar sertleşmesini önler ve kalp hastalığı riskinin azalmasını sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">YULAF EZMESİ:</span></span> İçerdiğindeki lifler sayesinde kalp sağlığını korur.E ayrıca B vitamini içerir buna bağlı olarak hastalıklarını önler.Bu nedenlerle tüketimi arttırılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">KUŞKONMAZ: </span></span>Vücuttaki zararlı yağ hücrelerinin uzaklaştırılmasını ve kolesterolün düşmesine yardımcı olur.Bu nedenle de kalbe de iyi gelir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">ISPANAK: </span></span>Potasyum değeri yüksek olan bir besin olduğu için kalp dostu olan bir besindir. Ispanak, çok miktarda mineral ve vitamin içerir. Omega-3 yağ asitlerini de barındırır. Faydalı olması için taze, buharda pişirilmiş veya kısa süreli haşlanmış olarak tüketmenizde fayda var.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 May 2021 13:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/05/kalp-dostu-besinler-1620125995.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Salgın Sürecinde Aşıyı Reddederek Çocuğunuzu ve Toplumu Riske Atmayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/salgin-surecinde-asiyi-reddederek-cocugunuzu-ve-toplumu-riske-atmayin-343</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/salgin-surecinde-asiyi-reddederek-cocugunuzu-ve-toplumu-riske-atmayin-343</guid>
                <description><![CDATA[“Koronavirüs süreci aşının önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Aşı karşıtlığı; toplum bağışıklığının aksamasında ve buna bağlı aşıyla korunabilen hastalık ve salgınların oluşmasındaki en büyük tehditlerden biridir. Bundan dolayı aşı karşıtlığı ve aşı reddi sorunu; kötü sonuçlarla karşılaşmadan önce, ciddiyet ile ele alınması gereken bir konudur” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Serkan Atıcı, 24-30 Nisan Dünya Aşı Haftası’nda aşı karşıtlığı konusunda bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocukluk yaş grubunun en önemli sağlık sorunlarından bir tanesi de, çoğu bulaşıcı olan enfeksiyon hastalıklarıdır. Bu hastalıklardan korunmaya yönelik uygulamalar ise her zaman tıp uygulamaları içerisinde önemini korumuştur. Bu kapsamda aşılar, çocukluklarda koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli yapı taşlarından olup, sadece çocuğu korumakla kalmayarak toplum sağlığına da önemli katkılar sağlar. Aşı olanlar sayesinde, toplumdaki kırılgan grupların da belli oranda korunabildiğini söyleyebiliriz. Gebeler, çok küçük bebekler, savunma sistemi yetersizliği olanlar, organ nakli yapılanlar, kanser hastaları, kemoterapi gibi savunma sistemini baskılayan tedavi alanların sayısı, ülkemizde de gün geçtikçe artmaktadır. Bazılarında aşılama yapılamayan bu kırılgan grup ve bireyleri düşündüğümüzde, aşılamanın bir toplumsal dayanışma olduğunu söylemek mümkündür. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Artan Aşı Karşıtlığı Sorunu Acilen Ele Alınmalı!</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşı karşıtlığı ilk olarak, İngiltere’de gündeme gelmiş; bu dönemde bir din bilgini olan E. Massey, has-talıkların tanrı tarafından insan¬lara bir ceza olarak gönderildiğini; bu nedenle de hastalıkları önlemeye çalışmanın, tanrıya karşı gelmek olduğunu ileri sürmüş ve aşılama giri¬şimlerini şeytana uymak olarak nitelendirerek kendisine geniş bir taraftar kitlesi de bulmuştur. Günümüzde de aşı karşıtı kişi ve gruplar, bulunduğumuz çağın olanaklarından yararlanarak internet ve bazı medya organları ara¬cılığı ile toplumu etkilemeyi sürdürmektedirler. Koronavirüs süreci aşının önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Aşı karşıtlığı; toplum bağışıklığını aksatarak, aşıyla korunabilen hastalıklar hatta salgınların oluşmasındaki en büyük tehditlerden biridir. Bundan dolayı giderek artan aşı karşıtlığı ve aşı reddi sorunu; toplumsal olarak kötü sonuçlarla karşılaşmadan önce, ciddiyet ile ele alınması gereken ve somut adımlarla çözümlenmesi gereken bir konudur. Ne yazık ki ülkemizde bu konu ile ilgili yeterli duyarlılık oluşmamıştır. Yapılmış geniş kapsamlı bir klinik çalışma ve/veya veri de bulunmamaktadır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları kliniği olarak; anne babaların aşı karşıtlığı ile ilgili görüş ve tutumlarını içeren, aşı reddi veya karşıtı olan ailelerin verilerini analiz etmeyi amaçlayan bir çalışma projemiz planlama aşamasında olup en kısa sürede çalışmaya başlamayı ümit ediyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Aşı Karşıtı Düşünceler Çürütülmüştür”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşı karşıtı ailelerin en sık endişelerinden bir tanesi, ilaç ve aşı şirketlerinin toplumun sağlığını değil kendi kazançlarını önemsediklerini düşünmeleridir. Ancak bu endişeler, eldeki aşıların etkinlik ve güvenliliği karşısında, insanlığın sağlık alanındaki en etkin mücadele araçlarından birini kullanmayı bırakması için yeterli değildir. Aşı karşıtı ailelerin öne sürdüğü diğer nedenler; aşıların otizm gibi bazı hastalıklara neden olduğu, aşılanmanın savunma sistemini olumsuz biçimde etkilediği, yan etki görülme sıklığının kasıtlı olarak gizlenmekte olduğu, içerisinde alkol veya domuz ürünleri barındırdığı inanışıyla bazı grupla¬rın inançlarına ters düşmesi gibi başlıklar altında toplanabilir. Her ne olursa olsun, aşı karşıtı tezlerin hemen hepsi binlerce olguyu içeren çalışmalarla, bu çalışmaların derlendiği 14 milyonluk dev vaka serisini içeren kohreyn analizleri ile çürütülmüştür. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Aşılama Hizmetleri Kamusal Bir Sorumluluktur”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşı konusunda; hiç yan etki olmaması, hiç riskin bulunmaması gibi bir durum söz konusu değildir. Ancak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, aşıların olası yan etkileri özenle izlenilmekte, kayıtları tutulmakta, aşıya bağlı gerçek olumsuzluklar ile rastlantısal gelişmelerin yakından takibi yapılmaktadır. Aşılama hizmetleri kamusal bir sorumluluktur. Bu nedenle; kamuoyunun bilimsel veriler ışığında aşıyla korunabilen hastalıklar konusunda aydınlatılması, aşı karşıtı tezlerin çürütüleceği eğitsel araçların geliştirilmesi ve risk altındaki kişilerin bağışıklama ile korunması konusunda yasal düzenlemelerin yapılması gereklidir. Başta toplumun bilinçlenmesinde, temel rolü olan yazılı veya görsel medya olmak üzere, kamu kurumları da dahil çeşitli alandaki tüm yetkililerin bu konuda bilimsellikle örtüşen davranışlar sergilemesi gerekmektedir. Çocuklarımız başta olmak üzere tüm toplumun sağlığı için; gerçeği yansıtmayan, bilimsel çalışmalarla örtüşmeyen, hatta çelişen; eksik, hatalı veya yanlış bilgilerin yaygınlaşmasının önlenmesi de çok önemli ve gerekli bir sorumluluktur.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Apr 2021 12:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/salgin-surecinde-asiyi-reddederek-cocugunuzu-ve-toplumu-riske-atmayin-1619430561.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruç Tutarken Susamamak İçin Ne Yapmalıyız?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/oruc-tutarken-susamamak-icin-ne-yapmaliyiz-342</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/oruc-tutarken-susamamak-icin-ne-yapmaliyiz-342</guid>
                <description><![CDATA[Vücudumuzun en çok ihtiyacı olan suyun yokluğunu, Ramazan ayında nasıl daha az hissedebiliriz, oruçluyken susuzluk çekmemek ve ramazanda daha az susamak için neler yapmalıyız?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr.Fevzi Özgönül&nbsp; oruçluyken&nbsp; susamamak için pratik bilgiler verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ramazan ayında ki en büyük problem susuzluktur. Bedenimiz açlığa karşı direnebilir fakat susuzluğa karşı direnci yoktur. Vücudumuzun bu dengeyi oluşturabilmesi için bazı içecek ve yiyeceklerden faydalanabiliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Maden Suyu: Doğal maden suları içerdikleri mineraller sayesinde vücudumuzun daha sağlıklı ve zinde olmasını sağlamasının yanında gün içerisinde daha az susamamıza da yardımcı olur. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta ise çoğu zaman “doğal maden suyu” ile “soda” nın birbiri ile karıştırılıyor olmasıdır. Maden suyu alırken üzerinde “Doğal Mineralli Su” ibaresini arayın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kavun –Karpuz Ve Şeftali Kompostosu : Bol miktarda su içeren bu meyveler içerisindeki suyu hemen salmadıkları için daha uzun süre ile susuzluk hissini engellemektedirler. Elbette hiç bir şey suyu doğrudan içmenin yerini tutamaz ancak bu sıcak yaz günlerinde sahur ve iftarlarda bol miktarda su içmenin yanında bolca kavun,karpuz ve şeftali kompostosu yapıp tüketmek çok yararlı olacaktır</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Domates ve Salatalık: İçeriklerinin yaklaşık %95’i su olan bu sebzeler de kavun ve karpuz gibi susuzluğu gidermekte oldukça etkilidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hurma: İçerdiği vitamin ve minerallerin yanı sıra lifli yapısı ile harika bir besin olan hurma da Ramazan ayında sofralarımızdan eksik edilmemesi gereken bir meyvedir. Çöl iklimine yakın bölgelerde yetişen bu meyve susuzluğu giderici etkisi ile de öne çıkmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayran,Kefir ve Yoğurt:Vücudumuzun kaybettiği suyu ve tuzu geri kazanmak için iftarda ya da iftardan sonra tuzlu ayran içmek faydalı olabilir. Sahurda ayran içecekseniz, gün içinde tuzun susatıcı etkisinden endişe ederseniz, tuzsuz ya da az tuzlu ayran ya da kefirde tercih edebilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr.Fevzi Özgönül bu önerilerin yanında bir de özel tarif verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Meyan Kökü Şerbeti</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu şerbetten iftarda 1, sahurda 1 kere içmeniz susuzluğunuza çok iyi gelecektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Malzemeler</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 avuç meyan kökü ,2 litre su</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Tülbent</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Nasıl Hazırlanır</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Meyan kökü yıkanır tülbent içine konur.Meyan kökü odunsu bir bitki ezilip lif haline getirilir veya hazır lif halinde bulunur. 1 kaseye konur ve üzerine su eklenir. 4-5 saat beklenir, süzülür havadan oksijenlenerek yani köpürtülerek süzgece dökülür ,süzülür. Sonra bu kahverengi su tülbentten süzülerek içilir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Apr 2021 12:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/oruc-tutarken-susamamak-icin-ne-yapmaliyiz-1619430377.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koronavirüs Sürecinde Sahur ve İftar Önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/koronavirus-surecinde-sahur-ve-iftar-onerileri-326</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/koronavirus-surecinde-sahur-ve-iftar-onerileri-326</guid>
                <description><![CDATA[Koronavirüs salgınının artması ve Ramazan ayının gelmesiyle birlikte hepimizde “Ramazanda nasıl beslenmeliyim?”, “Sahurda ne yemeliyim?”, “Koronavirüsü atlattım oruç tutabilir miyim?” , “Koranavirüse karşı bağışıklığımı düşürmeden oruç tutabilir miyim?” gibi aklımızda pek çok soru işaretleri oluşmaya başladı. Peki nasıl beslenmeliyiz? İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. İrem Aksoy, açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akut veya kronik hastalıklara sahip olan insanlar için oruç ibadeti sakıncalı olabilecekken kronik rahatsızlığı bulunan bazı bireyler yine de oruç tutmayı isteyebilirler. Bu durumda sağlık takiplerini yapan hekimlerin ve diyetisyenlerin önerilerine uyarak hareket etmeleri gerekmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Koranavirüse Karşı Bağışıklığımı Düşürmeden Oruç Tutabilir Miyim? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son iki yıldır Ramazan ayı ile birlikte akla gelen önemli soru; ‘‘Oruç ibadetini yerine getirmek koronavirüse karşı bağışıklığı düşürerek vücudu savunmasız hale getirir mi?’’ oldu. Buna bağlı olarak oruç tutacak olan bireylerin beslenme ve yaşam tarzı hakkındaki merak ettikleri sorular gitgide büyümektedir. Koronavirüse karşı bağışıklığımızı düşürmeden oruç ibadetimizi yerine getirmek elbette mümkün. Bu konuyla ilgili literatür taramalarının sonucunda orucun, metabolizma, vücut ağırlığı, vücut kompozisyonu ve oksidatif stres gibi birçok unsuru etkileyebildiği görülmüştür. Fakat asıl merak edilen, orucun koronavirüs enfeksiyonuna karşı bağışıklığa olan etkisinin anlaşılması. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Koronavirüs enfeksiyonuna yakalanmanın veya semptomlarının ağır seyretmesinin oruç tutmakla bir ilgisinin olup olmadığına karşı literatürde bilinen bir kanıt yoktur. Ancak Dünya Sağlık Örgütü(WHO) geçtiğimiz yıl Nisan ayında bu konu ile ilgili rehberlik etmesi açısından bir bildiri yayınlamıştır. Buna göre önceden oruç ibadetlerini yerine getirirken herhangi bir sağlık problemi yaşamayan ve kronik olarak bir hastalıktan müzdarip olmayan bireylerin koronavirüs riski de göz önünde bulundurularak oruç tutmalarında bir sakınca olmadığını belirtmiştir. Bu durumda oruç ibadetini yerine getirirken koronavirüsten korunmak için en gerekli şey bağışıklığı güçlü tutmak olacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftar İle Sahur Arasında Ne Kadar Su Tüketilmelidir?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücutta enfeksiyon ile savaşan önemli bağışıklık hücrelerini taşıyan ve dolaşım sistemindeki lenf adı verilen bir sıvı büyük ölçüde sudan oluşur. Susuz kalmak, lenf hareketini yavaşlatır ve böylelikle bağışıklık sisteminin bozulmasına da neden olabilir. Bu nedenle iftar ve sahur arasında minimum 2 litre su tüketilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Oruç Tutarken Bağışıklık Sistemi Nasıl Güçlü Tutulabilir? </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücutta çoğu şeyde olduğu gibi, bağışıklık sistemini güçlendirmenin de anahtarı sağlıklı beslenmedir. Sağlıklı beslenme, yeterli ve dengeli bir şekilde besin gruplarını; sebze, meyve, baklagiller, tahıllar, kaliteli proteinler ve sağlıklı yağları beslenmenize ihtiyacınız kadar dâhil etme anlamına gelir. Sağlıklı bir diyet programı uygulamak, bağışıklık sisteminin ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlamanın yanı sıra, yeterli miktarda faydalı besin ögeleri almaya da yardımcı olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yeterli ve Kaliteli Bir Uyku İçin Kaç Saat Uyumalıyız?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uykudan yoksun olmayan bir bağışıklık sistemi vücut savunmasında daha güçlüdür. Yetişkinler günlük 6-8 saat uyumaya odaklanmalıdır.&nbsp; Yapılan araştırmalar, yeterli ve kaliteli uyku alamayan kişilerin, hastalanmaya daha yatkın olduğunu göstermiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir Günlük Örnek Ramazan Menüsü:</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sahur menüsü;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2 yumurtalı sebzeli omlet</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 dilim beyaz peynir</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1-2 dilim tahıllı ekmek </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Domates-salatalık-biber-mevsim yeşillikleri</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 porsiyon taze meyve</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Su </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İftar menüsü;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 adet hurma </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Su </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 kâse mercimek çorba </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">--10 dakika ara—</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">6-7 yemek kaşığı tavuk sote</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Salata</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 su bardağı ayran </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1-2 dilim tahıllı ekmek </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ara öğün;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1 porsiyon taze meyve </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">10-12 adet çiğ fındık veya çiğ badem </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bitki çayı</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Apr 2021 13:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/koronavirus-surecinde-sahur-ve-iftar-onerileri-1619087275.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bahar Alerjisi Burun Ameliyatlarına Engel Mi?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bahar-alerjisi-burun-ameliyatlarina-engel-mi-324</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bahar-alerjisi-burun-ameliyatlarina-engel-mi-324</guid>
                <description><![CDATA[Bahar alerjisi özellikle polen mevsiminde daha belirgin olarak artmaktadır.Alerjik hastalarda burun tıkanıklığı, burun akıntısı, hapşırık, geniz akıntısı, ağzı açık uyuma, Boğaz ağrısı, tekrarlayan boğaz enfeksiyonları, geceleri horlama, baş ağrısı, göz yaşarması, ağızda ve dişlerde kuruma çürüme, konsantrasyon güçlüğü, çabuk sinirlenme, uyku ve ses problemleri yapabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bahar döneminde daha fazla miktarda uçuşan tozlar ve polenlerle, bu polenlere karşı hassasiyeti olan kişilerde belirgin rahatsızlıklar oluşturur.Özellikle burun kanatları kızarır burun içi tıkanır hayat kalitesi ciddi manada düşer, tedavi edilmediği taktirde göz problemlerine, boğaz enfeksiyonuna,&nbsp; zamanla kulak problemlerine, uyku ve ses problemlerine neden olur.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Öncelikle hastayı bir bütün olarak değerlendirmek gerekir.Burun içerisine endoskopik kamera ile bakılarak kontrol etmek lazımdır.Burun içerisindeki yapıların durumu alerji hakkında fikir vermektedir.Burun etinin ve mukozasının görünümü rengi ve yapısı alerji hakkında hekime fikir verir.Alerjik olduğu düşünülen hastalarda alerji testi yapılarak neye ve hangi maddeye alerjisi olduğu saptanabilir ve uygun bir şekilde buna yönelik önlemler alınır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alerji testinden sonra burun içerisini tıkayan burun etleri, kemik ve kıkırdaklar hekimin önerdiği şekilde tedavisi düzenlenir.Özellikle bahar döneminde alerjisi olan hastalar bu durumdan çok muzdarip oluyorlar.İlaçlardan yeteri kadar cevap alamayan hastalar başka çareler arıyorlar.Burun ameliyatı ile burun içini tıkayan şişen etler Radyo Frekans-lazer&nbsp; yöntemiyle veya yeni teknoloji plazma yöntemi ile burun etleri küçültülerek burun açıklığı artırılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burnun dış görünümünü etkileyen anatomik problemler hastalarda estetik kaygıları da beraberinde getiriyor.Bir de burun içerisinde tıkanma yapan alerjik ve yapısal problemler olursa hastaların mutlaka ameliyat olmasında yarar var.Alerjinin tedavisi cerrahi değildir ancak burun pasaj açıklığının artırılması alerjik semptomların azalmasına neden olmaktadır. Yine burun içerisindeki etlerindeki mukozanın azaltılması burun akıntı miktarını azaltarak hayat kalitesini artırmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hastaların bahar ayında hem alerjiden hem de fonksiyonel ve estetik nedenlerle burun ameliyatı istemesi bir taşla iki kuş vurmak gibi oluyor. Çünkü alerjik Semptomlar en fazla bahar ayında artıyor bu dönemde burun etlerine müdahale edilmesi diğer mevsimlerde de belirgin rahatlama sağlıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun fonksiyonlarının artırılması beraberinde hayat kalitesini ve yaşam kalitesini yükseltiyor.Estetik olarakta dış kısmının düzeltilmesi kişilerde özgüveni arttırarak kendini daha iyi hissetmesini sağlıyor, sosyal ortamlardaki ve sosyal medyadaki görünürlüğünü belirgin derecede artırıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Burun estetiğinin bahar ayında yapılması bahar alerjisi açısından önemli bir avantaj sağlıyor.Alerji kontrol altına alınıyor buna bağlı komplikasyonlardan kaçınılmış oluyor, alerjik hastalıkların tedavi edilmediği taktirde ilerleyerek alt solunum yollarını yani akciğerleri daha fazla olumsuz etkilediği aşikar bir gerçek. Yine tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar beraberinde ciddi göz ve kulak problemleri oluşturur.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Apr 2021 16:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/bahar-alerjisi-burun-ameliyatlarina-engel-mi-1619011125.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazanda Omurga Sağlığını Korumanın Yolları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/ramazanda-omurga-sagligini-korumanin-yollari-313</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/ramazanda-omurga-sagligini-korumanin-yollari-313</guid>
                <description><![CDATA[Oruç tutmak bedenin ve zihnin iyileşmesidir,saflaşmasıdır...1 aylık süreç içerisinde oruç tutarken beden sağlığımızı ihmal etmemeliyiz.Omurga ve iskelet yapısında hastalığı olanların ve omurga sağlığını korumaya özen gösterenlerin Ramazan ayı süresince  dikkat edilmesi gereken noktaları şunlardır;]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Suyun bedenimiz için önemi büyük , vücudu susuz bırakmak birçok beden sorunlarına sebep olmaktadır.İftar ve sahur arası vücut kitlenize uygun miktarda su tüketimini sağlayın !</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Omurga sağlığımızı korumanın en öncelikli kriteri kilo! Omurga esnekliğini sağlayan diskler, eklemler,&nbsp; bağlar ve kaslar fazla kiloların baskısı nedeniyle aşırı yüklenmeye maruz kalmakta ve deforme olarak bel fıtığına neden olabilmektedir. Ayrıca vücudun ağırlık merkezini değiştirerek bel kaymalarına zemin hazırlayabilmektedir. Fazla kilolarınızı vererek bel fıtığı riskini azaltabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gün içinde nefsimizi&nbsp; terbiye ederken iftar saatinde buna devam edelim,abartılı yemeklerden kaçınalım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pandemi süreci ve Oruc tutmakla birlikte hareketsizlik iskelet sisteminin en büyük düşmanıdır.Nabzınızı fazla arttırmadan , gün içinde açlığınızında el verdiği kadar hafif tempolu egzersizleri ihmal etmeyin.Gündüz yapamıyor olsanız dahi iftar sahur arası yasak saatleri olduğu için evde sabit yerde hafif tempolu bir yürüyüş ve daha önce paylaştığım omurga sağlığı egzersizlerini yapmaya çalışın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uyku düzeninize özen gösterin zihin ve beden sağlığımız ,güçlü bağışıklık düzenli uykudan geçiyor.Unutmayın ki düzenli ve kaliteli uyku hastalıklara yakalanma oranını düşürür. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Oruçlu iken almanız gereken veya takviye iskelet sisteminizi güçlendirecek D vitamini ,C vitamini gibi takviyelerini iftar sonrası muhakkak kullanmaya devam edin.İftarda uzun süren açlığa bağlı kapasitenizin üstünde yemek yemeyin, sahurunuzu kahvaltı gibi yapın kemiklerini güçlendiren besinleri tüketin.Kalsiyum ,protein,D vitamini ,C vitamini içerikli besinlere sofranızda mutlaka yer açın.Ayrıca yumurta ,baklagiller,süt ürünlerini düzenli olarak tüketin ...Karbonhidrat ve yağ tüketimini mümkün oldukça azaltın ...(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Apr 2021 11:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/ramazanda-omurga-sagligini-korumanin-yollari-1618907604.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>COVID-19’ un Tetiklediği Hastalıklara Dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/covid-19-un-tetikledigi-hastaliklara-dikkat-308</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/covid-19-un-tetikledigi-hastaliklara-dikkat-308</guid>
                <description><![CDATA[Tek bir kişiden başlayarak milyonlarca insanı etkisi altına alan koronavirüs, etki alanını genişletmeye devam ediyor. Koronavirüsün sebep olduğu Covid-19 hastalığına yakalananların sayısı da artıyor.
Uzun vadede vücutta hangi hastalıkları tetiklediği, hasta ve yakınlarının en çok merak ettiği konulardan bir tanesi. İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Uzman Hemşire  Başak TÜRKMEN, Covid-19’un vücudu nasıl etkilediği ile ilgili açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm vücut sistemlerinin etkilenmesi, inflamasyon sürecinde yükselen sitokin seviyesinden kaynaklandığını belirten Öğretim Görevlisi Uzman Hemşire Başak Türkmen ‘’Enfeksiyonun tanımlandığı ilk zamanlarda solunum sistemi üzerindeki etkiler ön planda iken zaman ilerledikçe diğer sistemsel etkilerde gündeme gelmektedir. Özellikle hayati öneme sahip olan organlardan kalp ve beynin etkilenmesi mortalite ve morbidite artışına sebep olmaktadır’’ şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">'’Akciğer üzerinde en sık görülen etkisi zatürre'’</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Koronavirüsün akciğer üzerinde en sık görülen etkisinin zatürre (pnömoni) olmasını vurgulayan Türkmen Covid-19’un tetiklediği diğer hastalıkları ise şöyle sıraladı: “Covid-19 enfeksiyonunun kardiyovasküler sistem açısından sol/sağ ventrikül fonksiyonlarında bozulma, kalp yetersizliği, sistemik ve pulmoner hipertansiyon, aritmiler, miyokard hasarı ve fonksiyon bozukluğunu; sinir sisteminde baş ağrısı, dizziness, bilinç bozukluğu, nöbet, ensefalit, inme ve nöromuskuler bozuklukları; kas-iskelet sisteminde miyalji ve artraljiyi; gözde akut konjonktiviti; hematopoetik sistemde yaygın damar içi pıhtılaşmayı; ruh sağlığı açısından da obsesif kompulsif bozukluğunu tetiklemektedir.’’</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">‘’Tıbbi kontrollerinizi aksatmayın’’</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Uzman Hemşire Başak TÜRKMEN hastalıktan ve hastalığa bağlı gelişebilecek diğer sistemik komplikasyonlardan korunmak amacı ile şu önerilerde bulundu: “Öncelikle maske, mesafe ve kişisel hijyen kurallarına uymalı, kalabalık ortamlarda uzun süre kalmaktan kaçınmalı, yeterli ve dengeli beslenmeyi sürdürmeli, bir egzersiz planı dahilinde hareketsizliği önlemeli, tıbbi kontrollerini tele-sağlık üzerinden bile olsa aksatılmamalı.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">İstanbul Rumeli Üniversitesi Hakkında</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İstanbul Rumeli Üniversitesi, 23 Nisan 2015 tarihinde İstanbul’da kurulan bir vakıf üniversitesidir. Çağdaş ve evrensel düşünce yapısına sahip olan, vatan sevgisi ve milli değerlerin kıymetini iyi bilen Rumeli Felsefesi doğrultusunda yetiştirdiği ve toplumun ihtiyacı olan bilim insanlarını ülkeye kazandırmak; bilgili, çağdaş, donanımlı, deneyimli, topluma yararlı, araştırmacı gençler yetiştirmeyi hedefleyen bir yüksek eğitim kurumu olmak amacını taşımaktadır. İstanbul Rumeli Üniversitesi 2020-2021 eğitim öğretim yılında Silivri, Haliç ve Bostancı Yerleşkelerinde 5 Fakültede 18 Bölüm, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokuluna bağlı 16 Program, Meslek Yüksekokuluna bağlı 10 Program, Lisansüstü Eğitim Enstitüsüne bağlı 10 bölümde eğitim vermektedir.&nbsp; 2021- 2022 eğitim öğretim yılında Tıp Fakültesi ve Hukuk Fakültesi’nin açılması planlanmaktadır. (Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Apr 2021 12:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/covid-19-un-tetikledigi-hastaliklara-dikkat-1618824971.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FITIĞI OLANLAR NELERE DİKKAT ETMELİ?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/fitigi-olanlar-nelere-dikkat-etmeli-290</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/fitigi-olanlar-nelere-dikkat-etmeli-290</guid>
                <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr. Ahmet İnanir Konu Hakkinda Onemli Bilgiler Verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">&nbsp;En sık görülen fıtık sorunları nelerdir ?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Omurlar arasında olan ve süspansiyon görevi gören disk aniden veya yavaş yavaş bozulabilmekte&nbsp; ve dış tabakaları delinebilmekte, diskin merkezinde olan jöle kısım dışa sızarak sinire basınç veya bası yaparak ağrı, uyuşma, karıncalanma, kuvvet kaybı gibi bulgulara neden olabilmektedir. Çok nadiren de cerrahi gerektirebilen düşük ayak,idrar veya gaita kaçırma bulgularına neden olabilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">&nbsp;Kimler daha çok bu probleme maruz kalırlar ?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Omurga esnekliğini sağlayan diskler, eklemler,&nbsp; bağlar ve kaslar fazla kiloların baskısı nedeniyle aşırı yüklenmeye maruz kalmakta ve deforme olarak bel fıtığına veya disk dejenerasyonuna hatta Faset eklem bozukluklarına neden olabilmektedir. Ayrıca vücudun ağırlık merkezini değiştirerek bel kaymalarına zemin hazırlayabilmektedir. Ayrıca obezitekanal daralması ve bel kayması riskini de artırmaktadır. Fazla kilolarınızı vererek bel fıtığı riskini azaltabilirsiniz. Genetik yatkınlığı olup ağır iş yapanlar, öne eğilerek ağır kaldıranlar,uzun yol şoförleri, agresif spor&nbsp; ile uğraşanlar, sürekli oturarak iş yapanlar, trafik kazası yaşayanlar, düşme yaşayanlar risk altındadır. Öne eğilerek yerden bir şey alırken bele binen yük fazla kilo ile 5-10 kat artmaktadır.&nbsp; Fazladan 50 kilogramlık bir ağırlığın gün boyunca taşınması bel omurları arasındaki disklerde, bağlarda, kaslarda, eklemlerde kronik zorlanmaya ve bozulmaya yol açar. Ayrıca 50 kilogram fazla kilosu olan bir insanın eğilerek bir kalemi alması durumunda dahi bele en az 250 kg ekstra yük binmektedir. Bu da fazla kiloların veya ağır yük taşımanın bel fıtığı oluşumundaki etkisini çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Fıtık konusunda dikkat edilecek noktalar nelerdir ?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fıtık hastaları öncelikli olarak bu konuda yetişmiş bilgili ve yeterli tecrübeye sahip Fizik Tedavi Uzmanı veya Beyin Cerrahi Uzmanlarını araştırıp bulmalıdırlar. En iyi yöntem ehil bir hoca bulmaktır. Bu konuda ehil bir hoca onlarca yöntemden hangi fıtık türüne hangi yöntemi kullanacağını iyi belirleyecektir. Tek yöntemin çoğunlukla yetersiz kaldığını belirtmekte yarar vardır. Doktorunuzun önerilerini dikkate almalısınız. İşbirliği içinde fıtıktan ancak kurtulabilirsiniz. Doktorunuzun yaptığı işlemlere ek olarak önerilere uyulmadığı takdirde fıtığın genellikle sorun olarak kalacağını bilmelisiniz; istisnalar kaideyi bozmaz. Ağrı kesilmesinin fıtık iyileşmesi olarak değerlendirilmesi son derece yanlıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Bel fıtığı olan kişi yürüyüş yapsa iyi gelir mi ?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Eskiden yürüyüş önerilirdi. Ancak her fıtık hastasına yürüyüş önerilmemesi gerekmektedir. Yürüyüş öncelikli olmamalı egzersiz bazlı tedavi verilmelidir. Egzersizin yürüyüşten çok daha önemli olduğu tecrübelerle sabittir. Ameliyat sonrası hastaların egzersize önem vermeleri sağlanmalı, özellikle kilolu hastaların bu konuya dikkati çekilmelidir. Ameliyat sonrası gelişen fıtık tekrarlarının ve faset eklem büyümelerinin önüne geçmek amacı ile hastaların bizzat doktorları tarafından bilinçli bir hayat yaşamaları sağlanmalıdır. Özellikle hastalar kendi başına bırakılmamalı rutin kontrollere davet edilmelidir.Ayrıca yatışa geçiş yatarken kalkış, oturuş, yürüyüş ayarlanması, çalışma şekil ve şartları için ergonomik düzeltmeler, spor yapma tarzları, gerekir ise iş değişikliği, çocuk bakımı, hasta bakımı, korse kullanımı, uzun yol şoförü olanlar için tarz kazandırma hatta cinsel hayatı düzenlemeye kadar ciddi eğitim ile yeni hayat şekillendirmesi&nbsp; ciddi olarak yapılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Tedavi seçenekleri nelerdir ?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sadece ağrıyı hedef alan uygulamaların tasvip görmediğini belirtmekte yarar vardır. Bel fıtığı olan hasta mutlak surette konuya hakim- ehil bir uzman hekim&nbsp; tarafından muayene ve tedavi edilmelidir. En önemli konu hangi tedavinin gerektiği veya gerekmediği konusudur. İhmal edilen bir yöntem kalmamalıdır. Bu bakımdan bu kararı doğru olarak verebilecek bu konuda uzmanlaşmış ehil bir hoca arayıp bulmak hayli önem arz etmektedir. Tedavide önceliği hastanın eğitimi almalıdır. Hastaya doğru duruş, eğilme, yük taşıma, yatış ve oturma pozisyonu öğretilmelidir. Bel fıtıklarının çok büyük çoğunluğu ameliyatsız iyileşir veya zararsız hale gelebilir. Hastanın bel boyun, bacak, kol ve ellerinde ilerleyici güç kaybı varsa bile hemen cerrahi önermek bir hatadır. Tedaviye cevap vermez ve tedaviye rağmen ilerleme olur ise cerrahi karar verilmesi uygun bir tavır olacaktır. Tedavi adı üstünde fıtıklaşan kısmın yerine döndürülmesini hedeflemelidir. Ameliyat ise diskin dışarı sızan kısmının çıkarılıp atılmasını amaçlamaktadır. Boyun ameliyatları boynun ön kısmından yapılagelmesi nedeniyle&nbsp; takviye bir yapay sistem konulmasını kaçınılmaz hale getirmektedir. Bel ameliyatları ise omurganın temel yük taşıma zeminini daha da zayıflatmaktadır. Bu bağlamda bel ve boyun hastası çok ayrı bir titizlikle ele alınmalı ve komisyon kararı olmadan cerrahi yaklaşım öngörülmemelidir.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Apr 2021 12:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/fitigi-olanlar-nelere-dikkat-etmeli-1618564336.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özyaral ‘’Hasta Olmayan ve Salgından Etkilenmeyen Kişiler Oruç Tutabilirler’’</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/ozyaral-hasta-olmayan-ve-salgindan-etkilenmeyen-kisiler-oruc-tutabilirler-276</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/ozyaral-hasta-olmayan-ve-salgindan-etkilenmeyen-kisiler-oruc-tutabilirler-276</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesi Rektör Yardımcısı Koruyucu Sağlık Uzmanı Prof.Dr.Oğuz Özyaral ‘’ Yaşanan salgın nedeniyle birçok kişi bağışıklık sisteminin zayıflayacağı düşüncesiyle oruç tutmak konusunda kararsızlık yaşıyor. Pandeminin olması sorun değil. Sorun pandemi sürecinde vücudunuzu doğru şekilde korumak. Hasta olmayan ve bu salgından etkilenmemiş kişiler arzu ettiği takdirde oruç tutabilirler’’ dedi.Ramazanda bağışıklık sisteminizi güçlendirecek gıdalar tüketin diyen Prof.Dr.Oğuz Özyaral şu önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Vücudunuzu susuz bırakmayın!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu süreçte sıvı tüketimine son derece önem vermeli, vücudunuzu asla susuz bırakmamalısınız. Orucunuzu, iki bardak ılık su içerek açabilirsiniz. Bunun yanı sıra ayran, taze sıkılmış meyve suları, maden suyu, sabaha doğru kefir, domates suyu, domates çorbası tüketebilirsiniz. İftardan sonra türk kahvesi, siyah çay veya bitki çayları içebilirsiniz. İftarla sahur arasında kadınların 1.5 litre, erkeklerin ise 2 litre sıvı tüketmeleri şarttır. Bu miktarın içine çay ve kahve tüketimini koymamalısınız.</span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Sizi besleyen gıdaları tüketin!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Oruç tutan kişiler bu süreçte doyuran ama beslemeyen gıdaları değil mutlak suretle besleyen gıdaları tüketmelidir. Sofrada protein, karbonhidrat ve yağ oranının son derece dengeli olması gerekir. Bu nedenle mevsim sebze ve meyvelerinden hazırlanan sofralar son derece kıymetlidir. Karbonhidrat ağırlıklı yenilmemelidir. Pide, ekmek ve hamur işleri tüketilebilir. Bunların ölçüsü bir avuç içi büyüklüğü kadar olmalıdır. </span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Diyabet hastaları çok dikkat etmeli!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Koronavirüsü en çok şekeri sevdiği için diyabetik hastaların daha dikkatli olması gerekir. Yiyecek ve içeceklerin arasındaki tatlı ve şeker miktarları orantılı olmalıdır. Özellikle pancar şekeri olması önem arz eder. Zeytinyağlı yiyeceklere mutlaka sofranızda yer veremlisiniz. Yemeklerin&nbsp; tencere yemeği şeklinde pişirilmesi ve sunulması çok önemlidir. Çünkü hem lif oranı açısından önem arz eder hem de içeriğindeki vitamin ve mineraller açısından sulu olan kısmı doygunluk hissi oluşturur. </span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Tatlı ihtiyacınızı hurma ile bastırın!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Orucunuzu açarken eğer bir tatlı tüketmek istiyorsanız tercihinizi hurmadan yana kullanmalısınız. Hurmanın lezzetinin yanı sıra içerdiği besin değerleriyle sağlığınıza olumlu etki sağlar. Hurmanın haricinde ev yapımı reçeller ve özelliklede doğal saf balın tüketilmesi son derece önemlidir. </span></span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Sahur sofranızda salatayı ve çorbayı eksik etmeyin!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sahurda doğru tükettiğiniz besinler aç kaldığınız saatlerde büyük kolaylık sağlar. Öncelikle doyurucu bir salata mutlaka sofranızda bulunmalı. Sahurda, çorba olarak tarhana ya da domates çorbası tüketilebilir. Tuzlu gıdalardan kaçının.&nbsp; Gün boyu susuzluk yaşamamanız için şekersiz siyah çay içebilirsiniz.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Apr 2021 16:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/ozyaral-hasta-olmayan-ve-salgindan-etkilenmeyen-kisiler-oruc-tutabilirler-1618235903.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UYKUSUZ GECEDE VÜCUDUMUZDA NELER OLUYOR?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/uykusuz-gecede-vucudumuzda-neler-oluyor-272</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/uykusuz-gecede-vucudumuzda-neler-oluyor-272</guid>
                <description><![CDATA[Bitkin hâldesin ama yine de zihnini susturup uykuya dalamıyorsun. İşte uzun bir gece boyunca bedeninde neler olup bittiğini Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Bahadır Baykal anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uyku doğal dinlenme biçimidir. Aslında tüm canlılar günlük işlevlerini gerçekleştirebilmek için uykuya ihtiyaç duyarlar. Hepimiz şu yada bu sebepten uykusuz geceler geçirmişizdir. Peki uykusuz bir gece&nbsp; ve sabahında bizi nasıl bir travma bekliyor ? gelin hep birlikte irdeleyelim…</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Güneş battığında, beyin epifiz bezi uyku hormonu olan melatonini salgılamaya başlar. Böylece vücuda uyku vaktinin geldiği hatırlatılır. Sabah uyandığımızda ise, uyku getiren bir kimyasal madde olan adenozin salgılanmaya başlar ve gün boyunca vücutta depolanır. Yatağa girdiğimizde diğer maddeler ile beraber beynimize nüfuz ederek uykumuzun geldiğini hissettirir. Nörokimyasal bir madde olan ABA ise beyin sapını uyararak uyku emri verir. Bundan sonraki aşama ise uykudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yatağa yattıktan birkaç dakika sonra günün envanterini zihnimizde almaya başlarız. Niye böyle konuştum ?&nbsp; Neden yaptım ? Peki nasıl davranmalıyım ? gibi pek çok düşünce aklımızdan geçmeye başlar . İşte zihnimizdeki ilk büyük savaş o anda başlar ve zihin strese girer. Stresin tetiklediği adrenalin kalp atışlarını, kan basıncını, vücut ısını ve nefes alıp verişini bozar. Adrenalinin kardeş stres hormonu olan kortizol de beraberinde artmaya başlar, böylece kan şekeri seviyesi yükselerek zihin açılmaya başlar. Beynin uyku ve uyanıklık merkezleri arasındaki kavga artık başlamıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İkinci saatin sonunda yatakta sağa sola dönüp uyuyamamak morali iyice bozar, adrenalin-kortizol seviyesi bir miktar daha artar. Ani ve derin nefes almaya başlarız</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yatakta geçirdiğimiz üçüncü saatin sonunda pes edip yataktan kalkarak Tv yada bilgisayarı açtığımızda büyük bir hataya da kucak açmış oluruz. Ekrandan yayılan mavi ışık, melatoninin daha da bastırılmasına sebep olur. Beynimiz de o anda yeni günün başladığı hissine kapılır. Zihin uykudan daha çok seyredilen veya okunan şeye yöneldiği için, yatakla ilk temas ettiğimiz zamana göre daha da uyanık hale geliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beşinci saate girilirken beynin uyku merkezi bu savaşı kazanır ve bir süre uykuya dalınabilir. Ancak doğal uyku gibi yavaşça uykuya dalmak mümkün olmaz. Beyin dalgaları yüksek bir frekansta sıkışıp kaldığı için kesintili ve rahatsız bir şekilde uyunabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yedinci saatin sonunda işe gitme vakti geldiğinde yada alarm çaldığında beyin, derin uyku sürecinde girilen delta aşamasına girdiğinden, hemen uyanmak zor olur. Uyanmaya çalışılsa bile vücudda yeteri kadar adenozin yakılmadığından&nbsp; zihin hâlâ bulanıktır. Hızlıca kendine gelmek için bir fincan kahveye ihtiyaç duyulmasının nedeni, kafein alarak adenozini etkisiz hâle getirmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uykusuz geçen bir gece sonrası yeteri kadar dinlenilemediği için,&nbsp; huysuz ve diğer sabahlara göre daha sersem hissederiz. Beyninin mantık ve konsantrasyon merkezi olan ön korteks oradan oraya sürüklenmiştir. Odaklanmakta zorluk yaşar; asabi ve fevri bir hâle bürünebiliriz. Ancak her şeye rağmen bir sonraki gece doğru saatinde uyumayı başarabilirsek bu travmayı ertesi güne taşımadan o gece de bırakabiliriz.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Apr 2021 11:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/uykusuz-gecede-vucudumuzda-neler-oluyor-1618217534.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamburger Yerine Kereviz Burger Yiyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamburger-yerine-kereviz-burger-yiyin-255</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamburger-yerine-kereviz-burger-yiyin-255</guid>
                <description><![CDATA[Diyettesiniz ve canınız hamburger istiyor ama çok kalorili olduğu için yiyemiyorsunuz. O zaman hiç tereddüt etmeden ‘Şişmanlatmayan Kereviz Burger’i deneyin.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr.Fevzi Özgönül,''Hamburger büyük küçük herkesin severek tükettiği hazır gıdalardan biridir. Çok tüketilen bir besin olmasına rağmen hiç sağlıklı bir besin değildir. Hamburgerin aşırı tüketimi birçok sağlık sorununa yol açabilmektedir. Bu nedenle özellikle yetişkin kişiler çocuklarını bu tür gıdalardan uzak tutmalıdır.'' dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aslında hamburger, Türk usulü köfte ekmeğe&nbsp; benzer.İçerisindeki salatası, marulu, turşusu, köftesi benzerdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Farkı ekmeğindedir. Hamburgerin ekmeği o kadar yumuşaktır ki yediğimizde çok kolay sindirilip hemen kandaki şekerimizi yükseltir. Hele yanında bir de şekerli bir içecek içersek bu süreç çok daha hızlanır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aslında hamburger başka bir bakış açısı ile baktığımızda çok da sağlıksız değildir. Eğer köftesi et köfte ise, içerisinde olan diğer malzemelere bakalım, bir marul yaprağı ve domates var. Bazen turşu ve soğan halkaları da bulunabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocuklarımıza hamburger gibi köfte ekmek vererek de onları bu alışkanlıklarından kurtarabiliriz. Sadece ekmeğini ve köftesini değiştirerek sağlıklı bir öğün yapabiliriz.Mesela köftesini kerevizden yaparsanız çocuğunuza ve kendinize çok büyük bir iyilik yapmış olursunuz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Şişmanlatmayan Kereviz Burger İçin Gerekli Malzemeler:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2 adet kereviz</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 adet yumurta</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 kahve fincanı un</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 kahve fincanı galeta unu</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 çay kaşığı tuz</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Limon</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sıvı yağ</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 lt su</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">Sosu İçin:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 diş sarımsak</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 tatlı kaşığı hardal</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1 çay fincanı süzme yoğurt</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Marul</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dereotu</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">&nbsp;Hazırlanışı:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kerevizleri halka halka doğrayın. Kaynayan suyun içine biraz tuz ve birkaç damla limon sıkıp kerevizleri haşlayın. Haşlanan kerevizleri önce una, sonra yumurtaya daha sonrada galeta ununa bulayıp az yağda önlü arkalı kızartın. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir kasede yoğurdu, sarımsağı ve hardalı karıştırın. Kızarttığınız kereviz burgerleri sos eşliğinde marul ve dereotu ile servis yapın.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Apr 2021 10:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/hamburger-yerine-kereviz-burger-yiyin-1617866333.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan Aç Olmadan Neden Yemek Yer?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/insan-ac-olmadan-neden-yemek-yer-254</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/insan-ac-olmadan-neden-yemek-yer-254</guid>
                <description><![CDATA[Acıkmadan yemek yeme, fazla kilolara ve birçok sağlık sorununa neden oluyor. Beykoz Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Y. Birol Saygı, aç olmadan yemek yemenin  ‘akılsız beslenme’ olduğunu belirtiyor.  Saygı, “Akılsız açlık durumunda, duygularınızı yener ve dizginlerseniz sağlıklı olmanız kolaylaşır. Akılsız açlıkla başa çıkmak için, duygularınızı kontrol edecek, egzersiz ve meditasyon gibi sağlıklı yollar bulun. Daha bilinçli yemek yeme arayışınızda, size destek olabilecek arkadaşlarınızla bir araya gelin. Abur cuburları evinizin dışında tutun” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sinirlenince acıkıyor musunuz? Yorulunca yemek yiyerek mi dinlendiğinizi hissediyorsunuz? Alkol alınca mideniz mi kazınıyor? Bütün bu sorulara, ‘evet’ yanıtını veriyorsanız, ‘akılsız beslenmenin’ pençesine düşmüş olabilirsiniz. Beykoz Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Y. Birol Saygı, acıkmadan yemek yemenin insan sağlığını olumsuz etkilediğini söylüyor. Akılsız yemenin bir maliyeti olduğunu belirten Saygı, “Acıkmadan yemek yeme, kilo almaya ve kan şekeri gibi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu sağlıksız döngü, açlığın gerçek olup olmadığını anlamadıkça ve bu yeme istediğini durduracak alternatif yollar bulmadıkça devam eder” diyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">“Duygularınızı kontrol altına alın”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Profesör Saygı’ya göre, açlık hissettiğinizde önce gerçekten yemeğe ihtiyacınız olup olmadığını saptamalısınız. “Gerçek açlık sizi yavaşça vurur ve ertelemek kolay olabilir” diyen Saygı, “Duygusal veya akılsızca yeme çabucak ortaya çıkar ve belirli yiyecekleri istemenize neden olur. Yakınlarınızda yemek varsa kendinizi bilinçsizce tüketiyor bulabilirsiniz. Bu, sizin aşırı yemek yemenizi ve sonrasında da kendinizi suçlu hissetmenizi sağlar” diye konuşuyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Saygı, akılsız yemenin nasıl durdurulabileceğini ise şöyle anlatıyor: “Akılsız açlık durumunda, duygularınızı yener ve dizginlerseniz sağlıklı olmanız kolaylaşır. Egzersiz veya meditasyon gibi duygularınızı kontrol altında tutacak sağlıklı yollar bulmalısınız. Daha bilinçli yemek yeme arayışınızda, size destek olabilecek arkadaşlarınızla bir araya gelin. Abur cuburları evinizin dışında tutun.”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#e74c3c">İnsan acıkmadan neden yemek yer?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Stres fazla yemek yedirir: Uzun süreli stres vücudunuzu, “savaş veya kaç” sisteminizde rol oynayan bir hormon olan kortizol ile doldurur. Stres sizin için neredeyse sabit bir durumsa, bu kortizol seviyeleri yüksek kalır ve atıştırmalıklara ulaşmanızı sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yorgunluk açlığı tetikler: Yeterince dinlenemediğinizde, yemek yemeyi istemenize neden olan grelin hormonu seviyeleriniz yükselir. Bu arada, açlığı ve yeme arzusunu azaltan bir hormon olan leptin seviyeleriniz düşer. Bu iki hormon, açlık hissini kontrol eder. Sonuçta, vücudunuzun yiyeceğe ihtiyacı olmasa bile kendinizi aç hissedersiniz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sinirler gerilince mide kazınır: Yeme faaliyeti, insanın kendini sinirli hissettiğinde oluşan ekstra enerji için kullanışlı bir çıkış noktasıdır. Bu nedenle, yemek yeme, kişiyi tedirgin eden şeylerden uzaklaştırır. İnsan, hiç yemek yemeyerek de stresini yönetebilir. Bu, vücudunuz açlıktan öldüğünü düşündüğü için sisteminizi yavaşlatabilir. Sonunda yemek yediğinizde, aşırıya kaçma olasılığınız artar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kaygılar yeme bozukluğuna neden olur: Anksiyetenin yeme bozuklukları ile güçlü bir bağlantısı vardır. Aşırı yemek, endişelerinizi ve stresinizi yönetmenize yardımcı olmanın bir yolu olabilir. Genler, depresyon ve duygudurum bozuklukları, travma, bağımlılık ve istismar gibi faktörler, duygularınızı yönetmenin bir yolu olarak yemek yeme olasılığınızı artırabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akran baskısı yemek yemeye zorlar: Sosyal bir etkinliğin eğlencesine kapılıp aç olmadığınız halde kendinizi yemek yerken bulabilirsiniz. İnsan, toplulukla birlikte hareket etme zorunluluğu hisseder.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alkol, yemek konusundaki çekingenliği azaltır: İçki, insanın çekingenliğini azaltır. Bu da insanı daha rahat yemek yemeye iter.&nbsp; Araştırmalar, alkol tüketmenin beynin kendi kendini kontrol eden bölümünü etkilediğini ve lezzetli atıştırmalıklara direnmeyi zorlaştırdığı gösteriyor. Bu da kişinin yağ ve şekerle dolu, daha az sağlıklı şeyler yeme olasılığını artırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yemek reklamları tetikleyicidir: Araştırmalar, yiyeceklerle ilgili ve içinde yiyecek bulunan reklamların, kişiyi kısa sürede yemeğe yönlendirdiğini, hatta eline geçenleri hemen yedirdiğini gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Editöre Not: Yenilikçi vizyonu temsil eden, kalite odaklı, uluslararası yeni nesil bir üniversite olarak dikkat çeken Beykoz Üniversitesi’nin temeli İstanbul Kavacık’ta 2008 yılında Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu’nun kurulması ile atıldı. Türkiye Lojistik Araştırmaları ve Eğitimi Vakfı tarafından 2016 yılında kurulan üniversite’nin kurucu rektörlüğünü, halen üniversitenin Rektörü olan Prof. Dr. Mehmet Durman yaptı. Beykoz Üniversitesi bünyesinde bir lisansüstü programlar enstitüsü, dört fakülte, iki yüksekokul, iki meslek yüksekokulu bulunuyor. Üniversitede, “İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi” lisans eğitimi verirken, “Yabancı Diller Yüksekokulu ve Sivil Havacılık Yüksekokulu” ile “Meslek Yüksekokulu, Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu” da önlisans eğitimi veriyor. “Fark yaratan bir üniversite olma” hedefiyle akademik hayatta varlığını sürdüren Beykoz Üniversitesi’nin öğrenci sayısı 4 bin 900 iken, bugüne kadar verilen mezun sayısı 5 bini aştı. İstanbul Beykoz’daki beş yerleşkede eğitim-öğretime devam eden Beykoz Üniversitesi, 222 akademisyen ve 67 idari personel, uygulamalı ve kişiye özel eğitim programları ile öğrencilerini hayata ve hayallerindeki mesleğe hazırlıyor.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Apr 2021 10:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/insan-ac-olmadan-neden-yemek-yer-1617865869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bacakta Karıncalanma ve Uyuşmaya Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bacakta-karincalanma-ve-uyusmaya-dikkat-239</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bacakta-karincalanma-ve-uyusmaya-dikkat-239</guid>
                <description><![CDATA[Bacaklardaki karıncalanma ve uyuşma, damar sertliğinin habercisi olabilir. Damar sertliği ise kalp krizi başta olmak üzere kalp hastalıkları riskini önemli ölçüde artırır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Damar sertliği aslında küçük yaşlarda oluşmaya başlayan, yaşlandıkça artan ve zararları ancak yaşlandıkça görülebilen, sinsi gelişen kronik bir problem. Kalp ve Damar Cerrahı Op. Dr. Orçun Ünal, damar sertliğinin ülkemizde görülme oranı yüksek bir hastalık olduğunu söylüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Halk arasında damar sertliği olarak bilinen aterosklerozun, atardamarların esnekliğini kaybedip kalınlaşması ve sertleşmesi ile oluşan bir damar hastalığı olduğunu belirten Dr.Ünal, hastalık hakkında şu bilgileri veriyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hastalık halk arasında damar kireçlenmesi olarak da bilinir. Kan damarlarının iç kısımlardaki hücreler esnekliğini kaybedip, zayıflar veya kandaki yağlı maddeler birikinti yapar ve damar daralır. Damar sertliği en çok kalp ve bacağa giden damarları etkiler. Türkiye’deki tüm ölüm nedenlerinin yüzde 45’i bu hastalık yüzündendir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">BU BELİRTİLERE DİKKAT !</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Belirtiler aterosklerozun tuttuğu damara göre değişir. Bireylerin yaklaşık yarısında herhangi bir belirti görülmez. Kalbi besleyen koroner damarlar tıkanmaya başladığında göğüs ağrısı, şah damarlar tıkanırken geçici veya kalıcı felç, böbrek damarları tıkanırken yüksek kan basıncı, bacağa giden damarlarda damar sertliği olan bireylerde en sık görülen belirtiler, yürüme ile meydana gelen bacak ağrısı ve ileri vakalarda istirahatta bacak ağrısıdır. En sık görüldüğü yer bacakta baldır kaslarının olduğu diz altında bacağın arka kısmında olan kaslardır. Baldır kaslarındaki bu ağrı yalnızca yürüme veya koşma gibi egzersiz anlarında ortaya çıkar ve yürümeye ya da egzersize devam edildiği sürece ağrı giderek artar. Nihayetinde hasta giderek artan bu ağrıya dayanamayacak duruma gelir ve durmak zorunda kalır. Ardından istirahat ile birlikte ağrı çabucak kaybolur. İstirahat ağrısı, damar tıkanıklığının çok ileri düzeyde olduğu ve istirahatta dahi bacaklara yeterli kan ve oksijenin ulaştırılamadığı durumlarda meydana gelir. Ağrı tipik olarak ayakları etkiler ve genellikle ciddi bir ağrıdır. Bu ağrı özellikle geceleri hasta sırt üstü yattığı zamanlarda daha da artar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">DAMAR SERTLİĞİNDE GÖRÜLEN DİĞER BELİRTİLER</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">• Bacaklarda uyuşukluk,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">• Baldır kaslarında güçsüzlük,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">• Bacaklarda ve ayaklarda soğukluk, üşüme hissi,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">• Ayaklarda renk değişikliği (Havaya kaldırıldığı zaman soluklaşma ve indirildiğinde koyu kırmızı renk alması),</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">• Ayak sırtındaki tüylerin dökülmeye başlaması ve ayak tırnaklarının kalınlaşması,</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">• Ciddi damar tıkanıklığının olduğu ileri vakalarda ağrılı açık yaraların (ülser) oluşması veya özellikle ayak parmaklarından başlayarak ayak ve bacaklarda kangren durumunun meydana gelmesi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">DAMAR SERTLİĞİ NEDEN GELİŞİR?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Damar sertliği oluşumunda birçok risk faktörleri vardır, eğer bu risk faktörleri kontrol edilebilirse damar sertliği gelişimi geciktirilebilir. Ancak bazı risk faktörleri değiştirilemez. Ailesinde, birinci dereceden akrabalarında bu hastalık varsa, bu kişilerin daha dikkatli olup; değiştirilebilen faktörler açısından uyanık olmaları gerekir. Bunlar da diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, obezite, sigara ve strestir. Yani kişinin ailesinde erken yaşta kalp krizi geçiren varsa, kişi erkekse, yaşı ilerlemişse damar sertliği için risk altındadır ama bu riski değiştirmenin yolu da yoktur. Bu sadece daha dikkatli olunması için uyarıcı bir faktördür. Sigara içenlerin sigarayı bırakması, tansiyon yüksekliği olanların tansiyonlarının tedavi edilmesi, şeker hastalığı olanların ve kolesterol yüksekliği olanların hastalıklarının tedavi edilmesi sayesinde damar sertliği engellenebilir veya geciktirilebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TEDAVİ NASIL YAPILIR?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aterosklerozun tedavisinden amaç, hastalığın ilerlemesinin engellenmesi ve geriletilmesidir. Bu amaçla ateroskleroz gelişiminde rol alan risk faktörleri engellenmeli veya tedavi edilmelidir. Örneğin kan basıncının düzenlenmesi, gıdalarla alınan yağ ve kolesterolün azaltılması, kilo kaybı, sigarasız bir yaşam, şeker hastalığı var ise kan şekerinin kontrol altına alınması sağlanmalı ve ayrıca daha aktif ve hareketli bir yaşam teşvik edilmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Erken dönemde başvuran hastalarda, damar tıkanıklığını kontrol altına alacak ve kan dolaşımı destekleyecek ilaç tedavileri verilirken, hastalığın ileri aşamaları cerrahi tedavi gerektirir. Genellikle uygulanan ameliyatlar tıkalı damarın aşağısındaki bölgeye kanın taşınmasını sağlayacak yapay damar greftleri ya da hastanın kendi damarı yerleştirilmesi şeklindeki by-pass ameliyatlarıdır. Günümüz teknolojisiyle artık çok ince damarlara dahi anjiografi ile müdahale edilebilmektedir.”(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Apr 2021 11:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/bacakta-karincalanma-ve-uyusmaya-dikkat-1617698701.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Badem Yorgunluğa İyi Geliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/badem-yorgunluga-iyi-geliyor-238</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/badem-yorgunluga-iyi-geliyor-238</guid>
                <description><![CDATA[Kuruyemişlerin doymamış yağ açısından zengin olduklarını ve vücudumuza faydalı olduklarını biliyoruz. Peki toplumumuzda sık görülen kronik yorgunluğa iyi geldiğini ve yorgunluğun giderilmesini sağlayan besinin badem olduğunu biliyor muydunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücudun işlevi için elzem maddeler vardır. Bunlardan biri de magnezyumdur; Bademde yüksek miktarda bulunan magnezyum vücutta;</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Yorgunluğun giderilmesini sağlarken kas fonksiyonlarının düzenli çalışmasında etkilidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Kalsiyum – potasyum dengesini sağlar ve işlevini arttırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Elektrolit ve su dengesini sağlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Stres hormonlarımızdan olan kortizol seviyesini kontrol altında tutar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kolestrol dengeleyicidir</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Badem, düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) olarak adlandırılan kötü kolestrolü düşürerek kilo kontrolünü sağlamaya yardımcı olur bu da kardiyovasküler hastalıklara yakalanma oranımızı azaltır. Özellikle kalp damar rahatsızlığı olan kişiler günde 1 porsiyon ( 10-15 adet çiğ badem tüketmelidir.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İçerik bakımından zengindir</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yağ ve posa içeriği yüksek olan badem kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. İştah kontrolünün sağlanmasında etkili olduğu için kilo verme sürecinde çok sık tercih edilmektedir. Magnezyum eksikliği durumunda kan basıncı yükseldiği için badem içeriğindeki magnezyumun etkisiyle kan basıncını düşürerek olası yüksek tansiyon ve kalp krizi gibi durumlara engel olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yağ ve lif içeriği sayesinde ise çiğ badem kabızlık problemlerinin giderilmesinde de oldukça etkilidir. İçerdiği antioksidan ve posa sayesinde kansere karşı koruyucu besinler listesindedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her diyet türüne uygun bir besindir</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vegan yaşam tarzını benimseyen ya da süt ve yoğurt tüketmeyen bireylerin kalsiyum ve magnezyum eksikliğini gidererek kemik mineral yoğunluğunu güçlendirir. Bu yüzden vegan beslenme modelini uygulayan kişilerin günlük çiğ badem tüketimi oldukça önem taşır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Beyin ve kemik sağlığına katkıda bulunur</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yapılan çalışmalar bademin beyin ve kemik gelişimi konusunda da önemini vurgulamaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alzheimer ve Parkinson gibi nörolojik hastalıkların önlenmesine yardımcı bir besindir. İçerdiği kalsiyumdan dolayı kemik sağlığına yararlıdır. Bu sayede kadınlarda osteoporoz gibi ileri yaşlarda görülen sorunları önlerken, içerdiği fosfor ile kemik ve diş sağlığına katkıda bulunur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalp dostu yağlardandır</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Doymamış yağlar, protein ve potasyum kalp sağlığı için gerekli 3 ana maddedir. Bademin içeriğinde yer alan magnezyum kalp krizi, inme gibi çeşitli kalp rahatsızlıklarının önlenmesine yardımcı olup riskini azaltır. Kalp damar ve sağlığı için gerekli olan E vitamini ile olası risklere engel olur.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Apr 2021 10:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/badem-yorgunluga-iyi-geliyor-1617694395.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakanı Koca, Otizm Sempozyumuna Katıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/saglik-bakani-koca-otizm-sempozyumuna-katildi-223</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/saglik-bakani-koca-otizm-sempozyumuna-katildi-223</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Koca:“1 milyon 863 bin 096 çocuk otizm açısından tarandı”
“10 bin 87 çocuğun gelişimsel sorunları erken dönemde tespit edildi”
 “Tüm hizmet sağlayıcılarını tek çatı altında toplanması planlanıyor”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “54 bin 658 aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı video temelli otizm farkındalık eğitim aldı, 1 milyon 863 bin 096 çocuk otizm açısından tarandı, 53 bin 314 çocukta ise risk saptanarak randevu sistemine dâhil edilmeden “çocuk ergen ruh sağlığı” uzmanlarına yönlendirildi” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 2 Nisan Otizm Farkındalık Gününde Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen “Sağlıkta Zihinsel Özel Gereksinimler ve Otizm Sempozyumu”na video konferans yöntemiyle katılarak açılış konuşmasını gerçekleştirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlık Bakanı Koca, salgın şartlarında, normal şartlarda fazlaca zaman ayrılan konulara gerekli emeğin verilmesinde zorluk yaşandığını belirterek, “Yoğun çözüm talepleriyle karşılaştığımız oluyor. İş yükümüz bazı görevlerimizi ertelemeye bizi maalesef mecbur kılıyor. Tüm bunlara rağmen, bazı konular var ki, ertelenmeleri mümkün değildir. Yarın verilecek hizmet, şimdi verilecek hizmetin yerini tutmayacaktır. Sağlık politikamız, mevcut şatlarda bile bunu insani bulmamaktadır. Görevimizi mağduriyetleri önleyerek yürütmeliyiz. Söz konusu hastalıklar doğal seyirleri itibarı ile ihmale, ertelemeye tahammül göstermez. Müdahalenin geciktiği her gün, telafisi zor gerilemeler görülmesi, hastaların ve ailelerin ıstıraplarının artması ihtimali vardır” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocukların ve ailelerin yaşadığı çeşitli sorunların farkında olunduğunu aktaran Bakan Koca, “Ailelerin, çözüm konusunda somut adımlar atılması yönünde güçlü beklentileri olduğunu biliyoruz. Geçtiğimiz yıl Otizm, Zihinsel Özel Gereksinimler ve Nadir Hastalıklar Dairemizi kurarak bu alandaki sorunların çözümü konusundaki kararlılığımızı gösterdik. Bugün memnuniyetle ifade etmek isterim ki yaşadığımız olağanüstü pandemi sürecine ve dairemizin kurulması üzerinden bir yıl gibi son derece kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen ekibimiz tarafından birçok proje ve uygulama hayata geçirilmiş durumdadır. Bu alanda çalışacak ekibi kurduktan hemen sonra sorunları tespit ettik. Aileler ve Sivil Toplum Kuruluşları ile görüşmeleri gerçekleştirdik. Meclis Araştırma Komisyonu Raporu madde madde yeniden incelendi. Akademisyenler başta olmak üzere konunun taraflarıyla değerlendirmeler yaptık. Belirlenen sorun alanlarında 83 Akademisyenin katkı verdiği 9 ayrı Bilimsel Danışma Kurulu oluşturuldu. “Erişkinlikte verilecek hizmetler”, “Davranışsal müdahaleler ve aile eğitimleri” gibi alanlarda uluslararası düzeyde uzmanlarla bağlantı kurularak ortak projeler başlatıldı” şeklinde konuştu.Yapılan çalışmaların ilk meyvesini verdiğini kaydeden Bakan Koca, “Örneğin, dünya ülkelerine de model teşkil eden ‘Özel Çocuklar Destek Sistemi’ ile ‘Tele-Sağlık’ uygulamamızın aktif olduğu 8 aylık süreçte bin’e yakın aileye multidisipliner destek sağlandı. Ailelerden gelen değerlendirmeler, bu hizmetten memnuniyetin yüzde 90’lara ulaştığını gösteriyor. Uygulamanın kalıcı hale gelmesi için gerekli çabayı göstereceğiz” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2 Nisan, Dünya Otizm Farkındalık Günü’nün toplumsal destek açısından önemli olduğunun altını çizen Bakan Koca, Otizm ve diğer zihinsel özel gereksinimli durumlarda iki kritik hususun erken tanı ve erken müdahale olduğunu söyledi.2015 yılında Erzurum’da pilot uygulamalarına başlanan tarama çalışmalarının ise ülke geneline yaygınlaştırıldığını anlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlık Bakanı Koca, “Geçen süre zarfında 54 bin 658 aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı video temelli otizm farkındalık eğitim aldı. 1 milyon 863 bin 096 çocuğun otizm açısından tarandı. 53 bin 314 çocukta ise risk saptanarak randevu sistemine dâhil edilmeden “çocuk ergen ruh sağlığı” uzmanlarına yönlendirildi” dedi.Ayrıca 10 bin 87 çocuğun gelişimsel sorunlarının erken dönemde tespit edildiğini belirten Bakan Koca, “Bu çocuklarımız dünyada benzer sorunlar yaşayan akranlarından çok daha erken yaşta destek birimlerine yönlendirildi. Bu sistemin oluşması ve sürdürülmesinde emeği geçen akademisyenler, aile hekimlerimiz, aile sağlığı çalışanlarımız ve çocuk ergen ruh sağlığı uzmanlarımıza bu vesileyle tekrar teşekkür etmek istiyorum” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocuk gelişim uzmanı, psikolog, dil ve konuşma terapisti, ergoterapist, sosyal çalışma uzmanı, eğitim danışmanı, spor danışmanı ve hemşire gibi tüm hizmet sağlayıcılarının tek çatı altında toplanmasının planlandığını söyleyen Bakan Koca şunları kaydetti:“İki yıldır pilot uygulama yaptığımız Trabzon’dan sonra, İstanbul ve Ankara’da da farklı yaklaşımların uygulanmasına olanak sağlayacak yeni merkezlerin açılış hazırlığındayız. İzmir’deki merkezimiz için de hazırlıkları son aşamaya getirdik. Kademeli olarak hizmete sokacağımız bu birimlerimizden elde edeceğimiz verilerden yola çıkarak diğer illerimizde ilin yapısı ve ihtiyacına en uygun merkezi kurmayı ve bu hizmetimizi tüm ülkeye yaymayı hedefliyoruz. Bir yıl kadar önce hedef olarak belirlediğimiz ‘bireysel hizmet danışmanlığı’ modeli konusunda da çalışmalarımız ciddi mesafe kat etti. Anlattıklarımdan eminim ki, şu sonuca varmış durumdasınız: Hastalarımıza kılavuzluk edecek son derece özel danışmanlık sistemi olarak tanımlanması gereken, hastalarımız ve ailelerinin aldığı hizmetinin kalitesini üst düzeye taşıyacak olan bu uygulamanın alt yapısı hazırdır. Bu altyapının bir parçası insani altyapı, eğitimli ve duyarlı insan gücüdür. Diğer parçası ise sistemin fiziki ve teknik kısmıdır” (İHA)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Apr 2021 12:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/saglik-bakani-koca-otizm-sempozyumuna-katildi-1617356001.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de Biontech Aşılaması Başladı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/turkiyede-biontech-asilamasi-basladi-222</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/turkiyede-biontech-asilamasi-basladi-222</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de başarılı bir şekilde yürütülen aşı çalışmalarına BionTech aşısı da dahil oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye’ye getirilen 2.8 milyon doz BionTech aşısı Sağlık Bakanlığı depolarına yerleştirilmişti. Türkiye’de başarılı bir şekilde yürütülen aşı çalışmalarına BionTech aşısı da dahil oldu. Analiz çalışmalarının ardından uygulanmaya başlanan aşı Nisan’da 4.5 milyon doza ulaşacak. Ayrıca 30 milyon doz için firma ile opsiyonlu olarak anlaşma da sağlandı. Firmanın üretim kapasitesinin artmasıyla aşının ülkemize getirilme çalışmaları devam edecek. Aşılar, Sağlık Bakanlığı depolarında saklama koşullarına uygun olarak tasarlanan özel odalarda eksi 80 derecede muhafaza ediliyor. Aşılar, il depolarında kuru buz dolu kolilerde 5-15 gün oda sıcaklığında veya eksi 20 derecede 14 gün saklanabiliyor. Aşı uygulama merkezlerine 120 saat içerisinde uygulanabilecek doz sayısı kadar flakon sevk edildi. Aşı uygulama merkezi teslim aldığı aşıları 2 ile 8 derecede arasındaki aşı dolabında saklayabilecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kalp hastası olduğunu ve aşı olduğu için çok mutlu olduğunu ileten Ayşe Dinç, “Kalp hastasıyım olmam gerekiyordu. Onaylanır onaylanmaz geldim. Daha güvende hissediyorum kendimi. Tavsiye ederim, en azından kendilerini hastalığa karşı koruma altına almış olurlar” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Emekli öğretmen olduğunu belirten Sibel Doğan, "İlk günüm yaşım ne zaman tuttuysa o zaman başvurumu yaptım. İlk Biontech aşıları bugün yapılıyormuş. Onu oldum mutluyum bir an önce antikora ulaşmak için. Avrupa Birliği ile ilgili bir şey olursa ilerleyen süreçte bana daha fazla bir avantaj olacağını düşünerek bu aşıyı oldum. Herkes de bence en kısa zamanda aşısını olsun. Toplumumuzu bir an önce toparlayarak kurtaralım" diye konuştu.(İHA)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Apr 2021 12:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/turkiyede-biontech-asilamasi-basladi-1617355594.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KORONAVİRÜS NEDENİYLE HAREKETSİZ KALANLAR DİKKAT!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/koronavirus-nedeniyle-hareketsiz-kalanlar-dikkat-216</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/koronavirus-nedeniyle-hareketsiz-kalanlar-dikkat-216</guid>
                <description><![CDATA[Ķoronavirus nedeniyle evde hareketsiz kalan bireylerde bacaklarda toplar damarların tıkanması anlamına gelen "Akut Derin Ven Trombozu"nda (Akut DVT) artış görülmeye başladığını vurgulayan Ankara Özel 100. Yıl Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Alper Bozkurt; “Özellikle hareketsiz yaşam tarzı olan kişiler,  sigara içenler, yoğun bakımda uzun süre yatan aynı zamanda hareket kısıtlılığı olan hastalar,  uzun yolculuk (Uzun süren otobüs yolculuğu) yapan bireyler, onkoloji hastaları, genetik olarak pıhtılaşma bozukluğu olan hastaların risk altında olduğunun" altını çizdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Radyoloji Uzmanı Dr.Alper Bozkurt;"Ani Bacak Derin Toplar Damar Pıhtılaşması" yani tıp dilinde "Akut DVT"; çoğunlukla alt ekstremitelerdeki toplar damar yani bacaklarımızdaki toplar damarların ani bir şekilde kan pıhtısı (trombüs) ile tıkanmasıdır. Bu durum kişilerin yaşamını tehdit edebileceği gibi, yaşam kalitesini ve psiko-sosyal durumunu da olumsuz etkileyebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ani bir şekilde bacakta şişlik ve ağrı oluşması, bacaktaki şişlik sebebiyle çap artışı, hareket esnasında ağrı ve hassasiyet gelişirse ve yürürken veya ayakta sabit dururken bu şikayetler daha da artarsa en kısa zamanda hekime müracaat edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Bozkurt; 100. Yıl Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümünde en gelişmiş teknolojik cihazlarımız ile&nbsp; erkenden teşhis ve tedavi hizmeti vermekteyiz." dedi</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akut Derin Ven Trombozu Teşhisi Nasıl Konulur ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akut DVT şikayeti olanların Kalp Damar Cerrahına muayenesi şarttır. Muayene ile birlikte şişlik olan alt ekstremite yani bacak toplar damarlarının Renkli Doppler Ultrason’da damar içindeki pıhtının görüntülenmesi ile kesin tanı konmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akut Derin Ven Trombozu'nun Tedavisi Nedir ?</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Radyoloji Uzmanı Dr.Alper Bozkurt,'' Akut DVT çoğunlukla önlenebilen ve erken teşhis ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide yeni pıhtının oluşmasını engellemek ve oluşmuş olan pıhtının damar içerisinde çözülmesini-çıkartılmasını sağlamak tedavinin en temel prensibidir. Özellikle ilk birkaç gün, 1 haftada oluşmuş olan pıhtı tespit edilebilirse damar içi trombolitik yani ‘’pıhtı eritici’’ ilaçlarla pıhtı eritilebilir ve mekanik trombektomi yöntemi ile girişimsel radyoloji ünitemizde tıkalı damar açılabilir." diyerek erken teşhisin altını çizdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Akut Derin Ven Trombozu'dan Korunma Önerileri</span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hareketli bir yaşam tarzı benimsenebilir. Günlük yaşamımızda egzersizler, yürüyüş, yüzme gibi hafif sportif aktiviteler yapılabilir. Vücut kitle indeksimizi normal sınırlarda tutmalı, varsa fazla kilolarımızdan kurtulmalıdır. Sigara ve diğer tütün ürünlerini kullanmamalı, kullanıyorsak bırakmanın yolları aranmalıdır.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:18px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr.Alper Bozkurt; Akut Derin Ven Trombozu hayatı tehdit eden bir hastalık olduğunun ve özellikle Covid-19 Pandemi şartlarında ev içi egzersizler yapmanın önemini vurgulayarak, her şeye rağmen bu hastalık "Önlenebilir ve Tedavi Edilebilir." dedi.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Apr 2021 12:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/04/koronavirus-nedeniyle-hareketsiz-kalanlar-dikkat-1617270013.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beslenmenin Alerji Üzerine Çarpıcı Etkisi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/beslenmenin-alerji-uzerine-carpici-etkisi-200</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/beslenmenin-alerji-uzerine-carpici-etkisi-200</guid>
                <description><![CDATA[Alerjik hastalıkların sıklığı son yıllarda giderek artmaktadır.Bu günümüzde modern tıp açısından ciddi bir sağlık sorunu dur, sıklığı yetişkinlerde %10 ile 30 çocuklarda %40 civarında olduğu tahmin edilmektedir.Alerji semptomları hastaların yaşam kalitesini, uyku kalitesini, duygu durumunu, öğrenme başarısını ve Akademik başarısını etkilemektedir,]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alerji tedavisinde günümüzde alerjenden korunmanın dışında alerji ilaçları ile yapılmaktadır ancak bu ilaçların istenmeyen bazı yan etkileri vardır bu yan etkiler kişinin yaşam kalitesini etkileyebilir.Bu durum araştırmacıları yeni yöntemler bulmaya yöneltmiş. Beslenmenin alerji ile yüksek oranda birliktelik gösterdiği saptanmış. Beslenmeye eklenen probiyotik takviyesinin anti inflamatuvar yanıt oluşturarak alerji sıklığını azalttığı gösterilmiş, yine probiyotiklerin kullanılması alerjik rinit hastalarında dengeli bir bağırsak florası oluşturmasına katkıda bulunarak solunan ve besinler ile alınan gıdalardaki alerjiye verilen tepkinin azalmasını sağlamıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bağırsak florası üzerine etkileri ve alerjik Yanıtı azaltması sebebiyle probiyotikler modern bir tedavi yöntemi olup alerjiyi önlemek ve tedavi etmek için güncel bir yöntemdir. Probiyotiklere ek olarak gıdalardaki şeker miktarının veya şekerli gıdaların fazla tüketilmesinin alerjik rinit sıklığını artırdığı gösterilmiş, yine işlenmiş unlu mamüllerin fazla tüketilmesinin alerji sıklığını belirgin şekilde artırdığı gösterilmiştir.Özellikle tahıllardaki gulutenin alerji de belirgin rol aldığı gösterilmiş. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yine beslenmedeki işlenmiş hazır gıdaların, tahılların şekerlerin azaltılması veya kesilmesi vücudun inflamatuvar yanıtlarında azalmalar sağlayarak belirgin bir alerji kontrolü sağlamaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Alerji yapan nedenin deri testi ile saptanmasından sonra Bu kişinin hayatında bir takım değişiklikler yapmak gerekebilir, ev ortamının düzenlenmesi, Çalışma ortamının ve kıyafetlerin düzenlenmesi ve elbette beslenmesinin düzenlenmesi gibi...Alerjiden korunmak da bir tedavi yöntemidir, korunma ve beslenme önlemlerini almamızı rağmen hala alerjik şikayetleri devam eden hastalarda ilaç tedavilerinin olumsuz etkilerinden kaçınmak için başka tedavi araçları devreye girmektedir.Örneğin bunlardan bir tanesi Fototerapi,&nbsp; fototerapi ile burun etleri Işın vasıtası ile yakılarak burun içerisindeki alerjik reaksiyon azaltılmaktadır.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Mar 2021 13:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/03/beslenmenin-alerji-uzerine-carpici-etkisi-1617014642.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koronavirüs Şeker Hastalarını Nasıl Etkiler?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/koronavirus-seker-hastalarini-nasil-etkiler-188</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/koronavirus-seker-hastalarini-nasil-etkiler-188</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Diyabet yani şeker hastalığı dünyada ve ülkemizde salgın hastalık gibi yayılmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Toplumumuzda yapılan çalışmalarda yüzde 15 oranında diyabet olduğu saptanmıştır. Bunlara ek olarak yüzde 10 oranında diyabet kadar prediyabet hastamızda bu rakama eklenince %25e yakın oranda kan şekeri yüksekliği ile giden klinik durum olduğu ortaya konulmuştur’’ dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyabet Hastalarına Koronavirüs Uyarısı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’bugünlerde her gün Covid-19 enfeksiyonu sebebi ile kaç kişinin öldüğü kaç kişinin yoğun bakımda olduğu her gün ilan edilmektedir. Günümüzde her 6 saniyede bir kişi diyabet ve komplikasyonları sebebi ile hayatını kaybetmektedir. Bu her gün 1500 kişinin dünyada diyabet sebebi ile ölmesi anlamına gelir. Buna ek olarak her gün diyalize başlayan hastaların yüzde 50 si diyabet yüzünden, ayak ampütasyonlarının yüzde 50 si diyabet yüzünden, kalp krizlerinin yüzde 50 si diyabet yüzünden ortaya çıkmaktadır. Bu rakamlar düşünüldüğünde diyabet ile mücadelede acaba yeterli özen ve dikkati gösteriyor muyuz sorusu gündeme gelmektedir’’ şeklinde açıklamada bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’Bu soruya kısaca hayır diyebiliriz ama bunu bilimsel olarak şöyle ifade edebiliriz. Diyabetin komplikasyonlarından önlemenin ve korumanın en önemli yolu iyi kan şekeri regülasyonudur. Açlık ve tokluk kan şekerlerinin iyi olması ve bunun sonucunda HbA1c denilen 3 aylık ortalamanın iyi olması diyabet hastalarında diyabet kontrolü açısından bize yol gösterici olacaktır’’ dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyabet Hastalığı İçin Toplum Olarak Önlem Alınması Şart</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">HbA1c seviyesi toplumumuzdaki diyabet hastalarında ne kadar düşük ise kan şekeri kontrolünde ve diyabet kontrolünde o denli iyiyiz demektir. Ama araştırmalar maalesef böyle demiyor. En iyi merkezlerde takip olunan hastalar bile hedefe ulaşma açısından çok kötü durumdalar. Ülkemizdeki diyabetik hastaların ortalama HbA1c oranı %8,3-8.8 arasında değişmektedir. HbA1c seviyesi %7’nin altındaki rakam ise %25 civarındadır. Birçok yeni ilaç, insülin gibi tedaviler olmasına rağmen hastalarımızdaki tedavi başarısı çok iyi görünmemektedir. Aslında bu oran sadece bizim ülkemiz için değil birçok gelişmiş ülkede bile benzerdir.&nbsp; Şu bir gerçektir ki kan şekerlerini iyi kontrol edebildiğimiz diyabet hastalarında göz, böbrek, kalp ve diyabet ayak gibi önemli komplikasyonlar daha az görülecektir. O yüzden toplum olarak diyabet hastalarının daha bilinçli olabilmesi için toplu bir seferberliğe ihtiyaç vardır. Bireysel çabalardan çok ulusal düzeyde planlamalar ve önlemler alınmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyabetin Genç Yaşlarda Görülmesinin Sebebi Obezite</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diğer önemli bir sorunda artık toplumumuzda tip 2 diyabet görülme yaşı 25’li yaşlara kadar gerilemiştir. Eskiden yaşlılarda görülen bir hastalık diye anlattığımız tip 2 Diyabetin bu denli erken dönemlerde görülmeye başlamasının en önemli nedeni obezitenin artmış olmasıdır. Obezitenin de en önemli sebebi beslenme bozukluğu ve hareketin azalmış olmasıdır. Bu yüzden sağlıklı beslenme ve hareketli bir yaşamın olmasının gerekliliği çok erken dönemlerde ilkokul ve ortaokuldan itibaren bireylerin beyinlerine işleyecek sosyal projelerin mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Doç. Dr. Yusuf Aydın, ‘’konu ile ilgili tedbirler alınmaz ise 2025 yılında her 4 kişiden birinin diyabet olacağı endişe her geçen gün bende oluşmaktadır. Sağlıklı toplumlar sağlıklı bireylerle ortaya çıkar. Sağlıklı bireylerde sağlı beslenen ve sağlıklı hareket eden kişilerden gelişir. Diyabeti önlemek ve diyabetle mücadelede mutlaka ulusal bir program içine girilmesi şarttır’’ dedi.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Mar 2021 10:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/03/koronavirus-seker-hastalarini-nasil-etkiler-1616744879.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kilo Probleminde İştah Kontrolü Nasıl Olur ?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kilo-probleminde-istah-kontrolu-nasil-olur-181</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kilo-probleminde-istah-kontrolu-nasil-olur-181</guid>
                <description><![CDATA[Obezite Cerrahi Uzmanı Doç.Dr. İbrahim Sakçak konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Genellikle gençleştirici etkisiyle bilinen botoks, son zamanlarda bir zayıflama yöntemi olarak da adını duyurmaya başladı. İlk olarak Avrupa ve Amerika’da yaygınlaşan mide botoksu, artık ülkemizde de rağbet görüyor.Mide botoksu ’nun endoskopik olarak uygulandığını belirten Doç.Dr. İbrahim Sakçak “Günümüzde toplumun % 35’i obezite sorunu yaşamaktadır. Çağın hastalığı olarak adlandırılan obezitenin tedavisinde arayışlar sürekli olarak devam etmektedir. Önceki yıllarda Mide kelepçesi (Gastric Banding) ile hızlanan obezitenin girişimsel tedavi yöntemleri daha sonraki yıllarda Sleeve Gastrektomi (Tüp Mide), Mide By Pass ve Mide Balonu uygulaması gibi yöntemlerle sürekli çeşitlilik ve gelişim gösterdi. Bu bağlamda son yıllarda adı daha çok duyulmaya başlayan bir yöntem ise mide botoksu ’dur. Mide botoksu, midenin iç yüzeyinde 15-20 farklı noktasına 500 ile 1000 ünite arasında değişen oranlarda botoks uygulanmaktadır. Obezite tedavisinde yeni bir çığır açan botoks uygulaması 20 dk gibi kısa bir sürede gerçekleşmekte ve hastanede yatış gerekmemektedir. Botoks uygulaması ameliyat yöntemlerine göre uygulanması daha kolay, daha risksizdir. İş ve güçten uzak kalınmadan 3-4 saat ayrılarak gerçekleştirilebilir. Etkisi 3-4 gün sonra başlayan mide botoks’ unun 4-6 ay süreyle iştahta azalma ve tokluk hissinde artma sağladığı bilinmektedir. Mide botoksu uygulaması gerektiğinde istenirse 3-4 kez aralıklı olarak tekrarlanabilir. Herhangi bir iz bırakmaz.” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mide botoksu ‘nun obezite ve fazla kilolar için uygulanan cerrahi yöntemlere göre yan etkisi ve komplikasyonları yok denecek kadar az olduğunu belirten Sakçak, “Endoskopik olarak yapılan mide botoksu uygulaması; genellikle sorunsuz olarak gerçekleşmektedir. Mide botoksu uygulamasının bilinen ciddi bir komplikasyonu yoktur. Çünkü midede kesme işlemi veya herhangi bir cerrahi işlem yapılmamaktadır. Mide botoksu endoskopi yapılmasına engel bir sağlık sorunu olmayan en az 18 en fazla 70 yaşındaki kişilere yapılabilir. Mide botoksu uygulandıktan 3-4 gün sonra etki etmeye başlar. Etkisi iştahta azalma ve uzun süre tokluk hissi sağlamasıyla fark edilir. Bir ayın sonunda etkisi zirveye çıkar ve 4-6 ay sonra kaybolur. Mide botoksu ile kişinin boy, kilo, yaş ve diyet uyumu gibi faktörlere bağlı olarak değişmekle birlikte süreç sonunda 8-20 kilo verilebilmektedir.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzun yıllara dayanan endoskopi tecrübesini fazla kilolar için etkili bir uygulama olan mide botoksu ile geliştiren Doç.Dr. İbrahim Sakçak ‘’ bir seferlik uygulama ile etkili kilo kaybı sağlanabilmektedir. Mide botoksu&nbsp; yapılan kişiler: klinik diyetisyeni ile düzenli olarak takip edilmektedir. Süreç boyunca sağlıklı ve dengeli kilo vermenin yöntemleri anlatılmakta, vücut analizi yapılarak yağ ve sıvı kaybı ölçülmekte, gerektiğinde kan tahlilleri yapılarak en iyi sonuca ulaşılmaya çalışılmaktadır’’ dedi.(Basın Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Mar 2021 15:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/03/kilo-probleminde-istah-kontrolu-nasil-olur-1616590488.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamilelikte Kalp Sağlığına Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-kalp-sagligina-dikkat-131</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/hamilelikte-kalp-sagligina-dikkat-131</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve Damar Cerrahı Op.Dr.Orçun Ünal konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gebelik kadının hayatında yaşadığı en önemli deneyimlerden birisidir. Hem duygusal hem de fizyolojik olarak pek çok değişikliği beraberinde getirir. Kalp ve dolaşım sistemi de gebelik nedeniyle oluşan büyük değişikliklerden büyük ölçüde etkilenir.Oluşan değişikliklerin amacı hızla büyüyen bebeğin gereksinimlerini karşılamak ve anneyi doğum sırasındaki olası kan kaybına daha dirençli hale getirmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşte bu değişiklikler;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">- Kan hacminde artış: Gebelikte ortaya çıkan en önemli değişikliktir.Gebeliğin erken döneminden 20. haftaya kadar daha hızlı olmak üzere gebeliğin sonuna dek kan hacmi hızlı bir artış gösterir. Kanın plazma olarak adlandırdığımız sıvı kısmı kan hücrelerine göre daha fazla artış gösterdiğinden ‘kanın sulanması’ndan söz etmek mümkündür.Kan hacmindeki artış anneyi doğum sırasında oluşabilecek kan kaybından korumaya yöneliktir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">- Kalp debisinde artış: Anneye ait böbrek,karaciğer,akciğer,kas iskelet sistemi ve dölyatağı’nda (uterusta) ortaya çıkan kanlanma artışına olanak sağlayabilmek için gebeliğin 8./10.haftalarından itibaren kalp debisi artmaya başlar.Kan hacminin artmasına bağlı olarak kalbin dakikada pompaladığı kan hacminde de belirgin artışa neden olur.Kalbin atım hacminde yaklaşık %30-50 oranında bir artış görülür. Gebelik ilerledikçe kalp debisi yan yatarken artar, sırt üstü yatarken düşer. Bu durum, sırtüstü yatarken büyümüş olan rahmin omurganın hemen önünde yer alan ana toplardamara baskı yaparak kalbe dönen kan akımını azaltmasından kaynaklanır.Bu nedenle özellikle son aylarda gebelere sırtüstü yatış önerilmez.İstirahat kalp hızı gebelikte ortalama olarak 10-20/dakika artar. Çoğul gebeliklerde kalp hızı artışı daha fazla olabilir. Yan yatarken kalp hızında azalma görülmesi mümkündür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">- Kan basıncı değişiklikleri: Gebeliğin ilk trimestresinde kan basıncı düşer.(Trimester:Gebelik süresi birinci,ikinci ve üçüncü (ilk,orta ve son) trimester olarak üç döneme ayrılır) Kan basıncında düşme eğilimi ikinci trimesterin ortasına kadar devam eder ve son üç ayda gebelik öncesi değerlere dönüş görülür.Özellikle gebeliğin son trimestresinde su ve tuz tutulumu vücuttaki sıvı artışının bir nedenidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;-Kalp Ritim bozuklukları: Ritim bozukluğu, çocukluktan itibaren var olan altyapıyı tetikleyen; aşırı stres, yoğun efor, korku ve gerilim gibi nedenlerle ortaya çıkabildiği gibi, özellikle kadınlar, daha çok hormonal sebeplere bağlı olarak ritim bozukluğu sorunu ile karşı karşıyadır. Gebelik döneminde gebeliğin verdiği stres ve yük nedeniyle bazı ritim bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu aritmilerde betabloker ilaçlar kullanılmaktadır. Bu grup ilaçlar, yan etkileri diğer ilaçların yan etkileri göz önüne alındığında, güvenilirdir. Radikal olan ve tedavi edilemeyen ritim bozukluklarında kullanılan öteki antiaritmik ilaçlar gebelik sırasında kesilmektedir. Bu ilaçlar daha az yan etkisi olan diğer ilaçlarla değiştirmek zorunda kalınabilir. Hamilelik döneminde özellikle bradikardiler, yani kalbin yavaş çalıştığı durumlar çok önemlidir. Normal yaşamda tolere edilebilen bazı kalp hızları (45-50) hamilelik döneminde bebeğin beslenmesini olumsuz etkilemekte, düşük kalp hızları bebek için tehlike oluşturmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gebelik öncesinde var olan kalp hastalığı olan anne adaylarının gebelikleri sırasında yakından izlenmeleri gerekir.Kardiyolog ve kadın doğum uzmanlarının birlikte çalışması gereken gebeliğin sonunda özellikle doğum sırasında oluşan ani değişikliklerin olası olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi için gerekli tedbirlerin alınması gerekir.(Haber Bülteni)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Mar 2021 12:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2021/03/hamilelikte-kalp-sagligina-dikkat-1615887631.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakanlığı açıkladı! Koronavirüse karşı yeni tedbirler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/saglik-bakanligi-acikladi-koronaviruse-karsi-yeni-tedbirler-77</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/saglik-bakanligi-acikladi-koronaviruse-karsi-yeni-tedbirler-77</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, kesin ya da olası yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ölümlerinde kararın, mümkün olduğunca muayeneyle verilmeye çalışılmasını, otopsi yapılmamasını önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kesin veya olası Kovid-19 ölümlerinde, akciğer ve diğer organlarında virüs bulunabildiğine işaret edilerek, otopsilerin mümkünse negatif basınçlı salonlarda, mümkün değilse iyi havalanan bir odada gerekli koruma önlemleri alınarak yapılması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Bakanlığın hazırladığı enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında, Kovid-19 hastalığının seyri ve bilimsel gelişmeleri takiben, otopsilerde alınması gereken tedbirler de güncellendi.</p>

<p><strong>İŞTE 8 MADDELİK TEDBİR</strong><br />
<br />
"Kesin ya da olası Kovid-19 ölümlerinde mümkün olduğunca ölü muayenesi ile karar verilmeye çalışılması, otopsi yapılmaması önerilir" ifadesinin yer aldığı tedbirler, şöyle sıralandı:</p>

<p>"- Kesin veya olası Kovid-19 nedeniyle ölenlerin akciğer ve diğer organlarında virüs bulunabilir. Otopside yoğun aerosol (bir katının veya bir sıvının gaz ortamı içerisinde dağılması) oluşturan işlemler yapılması nedeniyle kesin ya da olası Kovid-19 otopsileri mümkünse negatif basınçlı salonlarda, mümkün değilse iyi havalanan bir odada gerekli koruma önlemleri alınarak yapılmalı.</p>

<ul>
	<li>
	<p>Otopside mümkün olan en az sayıda kişi görev almalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Otopsiyi yapan kişi, su geçirmez önlük, N95 ve FFP2 maske, gözlük, yüz siperliği, çift eldiven maskeleri içeren kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanmalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Ceset torbasının dışı çamaşır suyu ile dezenfekte edilmeli.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Otopsi sırasında kullanılan malzemeler otopsiden hemen sonra mutlaka temizlenmeli ve steril edilmeli.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Otopsinin yapıldığı çevresel yüzeyler önce su ve deterjanla temizlenmeli. Temizlik sonrası en az 10'da bir oranında sulandırılmış çamaşır suyuyla ya da yüzde 70 alkol, yüzeyde en az 1 dakika tutularak dezenfekte edilmeli. Hastanelerde kullanılan yüzey dezenfektanları ya da klor tablet, ürün talimatlarına uygun olarak kullanılabilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Personel, dezenfeksiyon solüsyonlarını hazırlarken ve kullanırken solunum ve göz koruması dahil uygun kişisel koruyucu ekipman kullanmalı.</p>
	</li>
	<li>Otopside ortaya çıkan atıklar, tıbbi atık yönetmeliğine uygun bertaraf edilmeli."</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2020/04/saglik-bakanligi-acikladi-koronaviruse-karsi-yeni-tedbirler-1587809737.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Burak Akkul koronavirüs süresince neler yaşadığını anlattı: Suyun tadını bile alamıyordum</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/burak-akkul-koronavirus-suresince-neler-yasadigini-anlatti-suyun-tadini-bile-alamiyordum-75</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/burak-akkul-koronavirus-suresince-neler-yasadigini-anlatti-suyun-tadini-bile-alamiyordum-75</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de koronavirüs teşhisi konulan ilk 20 hastadan biri olan, 20 günlük yoğun bakım ve uyutulma tedavisinin ardından sağlığına kavuşan “Çok Gezenti” programının sunucusu Burak Akkul ve eşi Seda Akkul, yaşadıkları zorlu süreci anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>'Çok Gezenti' programının sunucusu Burak Akkul ile eşi Seda Akkul, Youtube kanalı İnsan'a yaşadığı zorlu süreci anlattı, salgınla mücadele eden hastalara seslendi. Uyutulmadan önce eşiyle telefonda duygusal bir konuşma yaptığını söyleyen Akkul, "Seda, 'Geri döneceğine söz veriyor musun?' dedi. Söz verdim. Rahatladım ve 'Beni uyutun' dedim" dedi.</p>

<p><strong>Koronavirüs test sonucunuzu öğrendiğiniz an neler hissettiniz?&nbsp;</strong></p>

<p>Burak Akkul: Merhaba. Koronavirüs test sonucunu hastaneye yattıktan sonra 4-5 gün bekledim. Biraz da mesleğim gereği sosyal medyayı aktif kullandığım için video paylaştım, o sıralar da dünyada bu test nasıl yapılır, sonuç kaç gün içinde gelir bilinmiyordu. Ben de bir hasta paniğiyle tabii, sosyal medyaya “Test sonucum daha gelmedi ama pozitif olduğundan şüpheleniyorum” diye bir video koydum. O günün hemen akşamı hatta 2-3 saat sonra, doktorum Mehmet Altıntaş “Burak Bey korona pozitifsiniz diye odama girdi” Ondan sonra tabii bir uyutulma süreci olacağı bana söylendi. Yine duruma yabancılıktan dolayı bir korku hâsıl oldu. Nasıl olur? Uyutulmak ne demek? Kaç gün uyutulacağım? diye bir panik süreci oldu. Sonrasında eşim Seda’yı arattım. Anestezi doktoru, ben, o konuştuk. Benim biraz tabii ağlamalı bir telefonumdan sonra Seda bana dedi ki: “Geri döneceğine söz ver. Söz veriyor musun?” Ben de “Söz veriyorum” dedim. Orada bir rahatlama oldu ve “Beni uyutun” dedim. Uyutulma süreci başladı.</p>

<p><strong>Uyutulma sürecinizden sonra neler yaşandı? Çin’den gelen ilaçlar üzerinizde kullanıldı mı?</strong></p>

<p>Burak Akkul: Uyutulma anından sonrasını tabiki ben bilmiyorum. Zorlu bir süreçmiş. Daha sonra bazı yayınlarda da hocalarımızla, profesörlerle konuştuktan sonra anladım. Korona tedavisinin yoğun bakım ve entübe ve benim gibi 20 günü bulan entübe aşamaları varmış. En zor tedavi edilen yüzde 3’lük kesim içindeymişim. Direncim fazlaymış. Bir ara stabil olmuş durum bir ara kötüye gidiyor denmiş.&nbsp;</p>

<p>Seda Akkul: Kritik olan anları da oldu. İlk 10 günü özellikle daha riskli ve kritik bir şekilde devam etti, seyretti. Sonrasında, tam o sıralarda Çin’den bir ilaç geldi. Hem Çin’den gelen ilaç hem de diğer destekleyici ilaçlar, Bilim Kurulu’nun önerdiği, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği ve Bilim Kurulu’nun da ülkemizde kullanmaya başladığı ilaçlar tüm hastalarla beraber Burak’ta da denendi. İlk hastalardan biri, ilk 20 teşhisten biri Burak olduğu için ve uyutulan ilk hastalardan biri olduğu için de Çin’den gelen ilacın denendiği ilk kişilerden biri Burak oldu.</p>

<p>Burak Akkul: Ve 20 günün sonunda da yavaş yavaş uyandırılma süreci başlanmış, oksijen, nefes ve kan değerlerim düzelince.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2020/04/burak-akkul-koronavirus-suresince-neler-yasadigini-anlatti-suyun-tadini-bile-alamiyordum-1587809474.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Işıltılı ve canlı gözler için göz kapağı estetiği</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-73</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-73</guid>
                <description><![CDATA[Olduğumuzdan daha üzgün ve yorgun görünmemize neden olan göz kapağı sarkması, günümüzde çok basit bir operasyonla giderilerek ışıltılı bir görünüm sağlayabiliyor. Zaman içerisinde sarkarak görüş alanının daralmasına kadar uzanan bazı sıkıntılara yol açan göz kapağına uygulanan blefaroplasti hakkında faydalı bilgiler veren Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Türkyılmaz, süreçle ilgili merak edilenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanmayla birlikte gözaltında oluşan kırışıklıklar ve torbalanmalar estetik açıdan görünümü bozmaktadır. Göz çevresinde oluşan kırışıklıkların ve torbalanmaların giderilmesi amacıyla yapılan göz kapağı estetiği ameliyatı son derece küçük bir ameliyat olmasına rağmen yüzün genç görünmesini sağlamaktadır.</p>

<p><strong>YAZ MEVSİMİ İLE BİRLİKTE YENİLENMEK İÇİN BLEFAROPLASTİ</strong></p>

<p>İçinde bulunduğumuz karantina günlerinde ameliyatlar sosyal mesafe ve tedbir maksatlı gerçekleştirilemiyor olsa da, sonrasında tercih edeceğiniz bu uygulama ile güneşin nimetlerinden daha çok faydalanmak mümkün.</p>

<p>Göz çevresindeki fazla deri ve yağ dokularının çıkarılarak, bölgenin gerginleştirilmesine dayanan bu operasyonla daha estetik bir görünüm elde edilirken, yorgun ifadenin kaybolması ve kaybedilen görüş açısının yeniden kazanılması sağlanıyor. Botoks tedavisi ile aynı anda yapıldığında daha verimli sonuçlar verebilen blefaroplasti sonrası kişi bir hafta sonra hastalar normal iş yaşantısına dönebilmesi mümkün olmaktadır.</p>

<p><strong>OPERASYON SONRASI NELERE DİKKAT EDİLMELİ?</strong></p>

<p>Blefaroplasti operasyonu sonrası birkaç gün sürebilecek ve hafif şiddette ağrıların olması normaldir. Bunun önüne geçebilmek için doktorunuzun size verdiği ağrı kesicileri kullanmanız yeterlidir. En sık merak edilen “şişlik ve morarmalar ne zaman geçer” sorusunun cevabı ise en fazla bir haftadır.</p>

<p>Eğer estetik dikiş yerine normal dikiş kullanıldıysa bunlar operasyon sonrası beşinci günde alınmaktadır. Ortalama 3 ila 7 gün arasında bir dinlenme sürecinden sonra günlük hayatına tamamen dönebilen kişi, 2 hafta sonra hafif sporlar yapılabilirken, ağır ya da yüze darbe alma riski olan sporlar içinse bir ay beklemelidir.</p>

<p><strong>Op. Dr. Burak Türkyılmaz</strong><br />
<strong>Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2020/04/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-1587809088.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte gözaltı morluklarını ve sivilceleri yok eden o mucizevi ürün...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-72</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-72</guid>
                <description><![CDATA[Kadınlar için cilt bakımı çok önemlidir. Sağlıklı bir cilde sahip olmak için cildimizi temiz tutmalı, düzenli bakım yapmalıyız. Cilt temizliği ve bakımında en önemli yardımcılarımızdan birisi de gül suyudur. Doğal yapısı ve hoş kokusuyla kadınların tercih ettiği gül suyunun cilde faydalarını bu yazımızda birlikte inceleyelim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gül suyu; taze gül yapraklarının damıtılması ile elde edilir. Cilt sağlığı üzerinde etkili olan gül suyunun ağız ve diş sağlığı, saç bakımı, yara ve kesiklerin tedavisi gibi birçok alanda da kullanımı bulunuyor. A, C, D, E ve B13 vitaminleri yönünden zengin bir içeriğe sahip olan gül suyu hücre yenilenmesinde etkili, yaşlanma karşıtı doğal bir üründür. Gül suyunun kullanımı Roma İmparatorluğu dönemi öncesine kadar uzanıyor, Kleopatra'nın yüz temizliği ve vücut banyosunda gül suyu ve gül yaprakları kullandığı biliniyor.</p>

<h2>GÜL SUYUNUN CİLDE FAYDALARI</h2>

<ul>
	<li>Cildi nemlendirir. Cildi kurutmadan gözeneklere yerleşerek tazelenmesine yardımcı olur. Bu yönüyle doğal bir tonik yerine geçer.</li>
	<li>C vitamini yönünden zengindir, cildi besleyip erken yaşlanmasına engel olur.</li>
	<li>Mat görünümü giderir, cildin parlak görünüme kavuşmasına yardımcı olur.</li>
	<li>Mantar, egzama gibi cilt hastalıklarına karşı yatıştırıcı etkiye sahiptir. Kaşıntıyı giderir, cildi rahatlatır.</li>
	<li>Düzenli kullanımda sivilce ve akne oluşumunu engeller.</li>
	<li>İltihap gidericidir, bakteriyel enfeksiyonlara iyi gelir.</li>
	<li>Cilt lekeleri üzerinde de etkilidir, düzenli kullanımda lekelerin rengini açarak cilt tonunu eşitler.</li>
	<li>Cildin Ph dengesini korur.</li>
	<li>Gözaltındaki morlukların rengini giderir.</li>
	<li>Saç köklerini güçlendirir, saç dökülmesini engeller. Saçların daha yumuşak olmasını sağlar.&nbsp;</li>
	<li>Kesik, yanık izlerinin tedavisinde etkilidir. Yaraların iyileşmesine yardımcı olur.</li>
	<li>Ağız ve diş sağlığında da tercih edilebilir. Hem ağızda hoş koku bırakır hem de ağız içi yaralara karşı etkilidir.</li>
	<li>Makyaj temizliğinde kullanılabilir. Bir parça pamuğa gül suyu dökerek günlük makyajınızı nazikçe temizleyebilirsiniz.</li>
	<li>Tıraş sonrasında cildi rahatlatmak, tahrişi ve kızarıklığı gidermek amacıyla kullanılabilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2020/04/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-1587808939.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eklem ağrılarına ne iyi gelir? Pek çok kişi bilmiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-69</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-69</guid>
                <description><![CDATA[Dünya nüfusunun yüzde 88’i ağrıdan şikayet ediyor. Bel ve sırt ağrısından yakınanların oranı ise yüzde 94. Uzun süre hareketsiz kalma, yaşanan kilo sorunları, ağır egzersizler, sedanter yaşam ve çeşitli hastalıklar sebebiyle kemik, eklem, bel, boyun ve kas ağrıları çok sık yaşanıyor. Tedavi edilmediğinde ise yaşam kalitesini büyük ölçüde olumsuz etkiliyor. Ancak ağrı çekenlerin çoğu bu sorunla nasıl başa çıkabileceğini bilmiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu sorunların her yaşta ve cinsiyette ortaya çıkabileceğini vurgulayarak, “Eklem ve kas ağrılarının tedavisinde topikal (jel formunda) uygulamaların emilim hızı sistemik ürünlere kıyasla daha fazla. Etkinliği klinik çalışmalarla onaylanmış lokal fitoterapi ürünleri ağrı, ödem ve iltihabın giderilmesinde etkili olabilecektir” dedi.</p>

<p>Dünyada en sık görülen sağlık sorunların başında bel ve eklem ağrıları geliyor. Gün içinde hareketsiz kalma, bilgisayar başında uzun süre oturma, ağır egzersizler ve zorlaşan yaşam koşulları ile birlikte bel, boyun ağrıları başta olmak üzere eklem ağrıları giderek artıyor. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bu ağrıların karşısında çoğu kişi ne yapacağını bilmiyor. Ancak bu ağrılar tedavi edilmediğinde günlük yaşantının rutinlerini yerine getirme ya da sevdiğimiz bir aktiviteden bizi alıkoyarak sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu ağrı ve fonksiyon kayıplarının giderilmesinde fitoterapi ürünlerinin kullanılmasını önerdi. Boswellia serrata (Akgünlük), Celasturus paniculatus, zencefil, karabiber, lavanta özütlerinin ağrı ve ödem giderici etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Erdem Yeşilada şu bilgileri verdi:</p>

<p>Türkiye’de Akgünlük olarak bilinen Boswellia serrata bitkisinin özütleri dünyadaki en iyi iltihap önleyici, ödem ve şişlik gidericidir. Bu özütler jel formunda bir üründe kullanıldığında etkisi 2 ile 6 kat artıyor. Hindistan’da yetişen Celasturus paniculatus bitkisinin özütleri ağrı kesicidir. Zencefil, karabiber, lavanta özütlerinin de yine ağrı kesici, ödem ve şişlik giderici etkileri bilinmektedir. İçeriğinde bu özütler bulunan topikal (sürülebilir) fitoterapi ürünlerinin ağrı ve şişlikler üzerindeki etkinliği klinik deneylerle kanıtlanmıştır.”</p>

<h2>HAREKET KABİLİYETİNİN ARTIRILMASI İÇİN TOPİKAL ÜRÜNLER KULLANIN</h2>

<p>Sedanter yaşamı olanlar, sürekli bilgisayar başında oturanlar, hareketsizlikten eklem tutukluğu yaşayanlar, ağır spor sonrası eklem ağrısı şişliği hissedenler, osteoartrit hastaları, bel ve boyun ağrısı yaşayanlarda hızlı etki gösteren topikal fitoterapi ürünleri kullanılması yararlı olabilmektedir. Boswellia serrata, Celasturus paniculatus, zencefil, karabiber, lavanta içeren topikal yani yağ formüllü ve hızlı emilim sağlayan ürünlerle hareket kabiliyetinde iyileşmeyi, eklem esnekliğinde artışı, ağrı ve şişlikte azalmayı daha hızlı ve etkili sağlayabilirsiniz.</p>

<h3>ETKİN TEDAVİ İÇİN FİTOTERAPİ ÜRÜNLERİNİ TERCİH EDİN</h3>

<p>Prof. Dr. Erdem Yeşilada bitkilerle tedavi konusunda şu noktalara dikkat çekiyor: Herkes bitkilerin sağlık için kullanımıyla ilgili bilgiler veriyor ama bunların hepsi doğru değil. Biz bitkiler üzerinde sadece in vitro (test tüpleri ile yapılan) deneysel çalışmalara güvenmeyiz. Çünkü vücuda girdikten sonra mide ve bağırsakta değişime uğrar, farklı moleküllere dönüşür. Bu maddelerin hepsini akılcı kullanmak gerekiyor. İnsanlar panik yapmadan doğru tavsiyeleri uygulamalı. Güncel tedavi yaklaşımında aktarlardan alınan bitkilerle doğru tedaviyi uygulamanız mümkün olmaz. Bu nedenle bitkilerden elde edilen çağdaş üretim koşullarına uyularak hazırlanan standardize edilmiş fitoterapi ürünleri ile etkin bir tedaviye cevabı sağlanabilir. Standart bitki ekstreleri ile istenilen doz ayarı yapılabilir, daha yüksek oranda etkili içeriğin istenilen miktarda verilmesi sağlanır, standart ekstrelerle her uygulamada istenilen kan seviyesine erişilir. Bu suretle etkin bir tedavi cevabı sağlanabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 12:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2020/04/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-1587808387.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda normalleşme başlayacak mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bayramda-normallesme-baslayacak-mi-61</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bayramda-normallesme-baslayacak-mi-61</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, gazeteci Candaş Tolga Işık'a önemli açıklamalarda bulundu. Koca, “Şu anki iyiye gidişat bizi gevşetmesin, bu tablo tamamen hareketlilikle orantılı. Hareketliliği bir süre daha en azından Ramazan ayı boyunca kontrol altında tutmak zorundayız, gevşediğimiz an tablo kötüye gider." dedi. Koca, "Bayramda normalleşme başlayacak mı?" sorusuna "Birkaç haftanın seyrine bakıp bu kararı vereceğiz ama gönlüm bunu yapmaktan yana değil.” diye yanıt verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci Candaş Tolga Işık, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Az önce Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'yla konuştum. Bakan, salgında şu anki gidişattan 65 yaş üzeri vatandaşların taleplerine, okulların açılmasından bayramda normale dönülmesine kadar çok önemli açıklamalar yaptı." diyerek Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın açıklamalarını paylaştı.</p>

<p><strong><em>İşte Sağlık Bakanı Koca'nın açıklamaları:&nbsp;</em></strong></p>

<p><strong>TABLO NEDEN İYİYE GİDİYOR?</strong></p>

<p>“Şu anki iyiye gidişat bizi gevşetmesin, bu tablo tamamen hareketlilikle orantılı. Hareketliliği bir süre daha en azından Ramazan ayı boyunca kontrol altında tutmak zorundayız, gevşediğimiz an tablo kötüye gider."</p>

<p><strong>BAYRAMDA NORMALLEŞME BAŞLAYACAK MI?</strong></p>

<p>“3 günlük Ramazan bayramında normale dönüşün başlatılması bizim tercih ettiğimiz bir şey değil. Bilim Kurulu da bayramı geçirmekten yana. Birkaç haftanın seyrine bakıp bu kararı vereceğiz ama gönlüm bunu yapmaktan yana değil.”</p>

<p><strong>OKULLAR AÇILACAK MI?</strong></p>

<p>“Okulların tamamen açılmasından ziyade Milli Eğitim Bakanlığımız’la birlikte bu sene son sınıflara ve sınavların yapılmasına dair bir planlama yapıyoruz. 15 Mayıs sonrası seyre bakarak AVM’lere yönelik de böyle kademeli bir adım atılabilir.”</p>

<p><strong>65 YAŞ ÜSTÜ NE ZAMAN SOKAĞA ÇIKABİLECEK?</strong></p>

<p>“65 yaş üzeri vatandaşlarımız haklı ama ne olur bize güvensinler. Şu an vefat sayılarımız onları korumaya alabildiğimiz için daha düşük. Ramazanda dayansınlar. Bayramda ya da hemen sonrasında ilk önce onlara özel bir karar alabiliriz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2020/04/bayramda-normallesme-baslayacak-mi-1587806467.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Crohn hastalığı nedir? Crohn tedavisi nasıl olur? Crohn belirtileri nelerdir? Crohn tedavisinde ilaçların rolü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-52</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-52</guid>
                <description><![CDATA[Sindirim sisteminin başından sonuna bütün noktalarını tutabilen ve belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılması dolayısıyla çok geç teşhis edilebilen bir hastalık Crohn. Daha çok bağırsaklarda görülse de gözler, damarlar ve cilt gibi akla gelmeyecek birçok noktada sorunlara yol açan bu hastalığın en tipik belirtileri ise genellikle şiddetli seyreden karın ağrısı ve kilo kaybı. Dalgalı bir seyir izlesede Crohn tedavisinin gelişen ilaçlar sayesinde artık çok daha kolay olduğunu söyleyebiliriz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle ince ve kalın bağırsakta görülen bir hastalığın izlerine ağız boşluğunda da rastlanabilir mi? Ya da cildinizde yaşadığınız bir sorunun nedeni bir sindirim sistemi hastalığı olabilir mi? Eğer hastalık ‘Crohn’ ise cevabımız, ‘evet’. Sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen ve tuttuğu bölümde kalınlaşma ile ülserlere yol açan iltihabi bir bağırsak hastalığı olan Crohn sadece sindirim sistemini tahrip etmiyor; bağırsak dışı pek çok sistem ve organı da tutabiliyor. Crohn hastalarının en çok korktukları şeylerden biri ise dalgalı bir seyir izleyen bu hastalığın alevlendiği dönemde hastanede tedavi gerektirecek kadar şiddetlenmesi. Neyse ki bu kadar ciddi sorunlar yaratan Crohn’la ilgili geliştirilen yeni ilaçlar tedavide gün geçtikçe daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. Hastalığın etkileri dolayısıyla sosyal hayatları ciddi oranda kısıtlanan ve hayat kaliteleri oldukça düşen Crohn hastaları artık daha etkin tedavilerden faydalanabiliyorlar.</p>

<p>“Bu yeni ilaçların belki de en önemli artılarından biri, uzun dönem kortizona ve buna bağlı yan etkilere maruz kalmadan tedavi imkanı sağlayabilmeleri” diyen Acıbadem Fulya Hastanesi Crohn ve Kolit Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu hastalığın tipik özellikleri hakkında bilgiler paylaştı.</p>

<h2>CROHN BELİRTİLERİ: YEMEK SONRASINDA KARIN AĞRISI BAŞLIYORSA...</h2>

<p>Hastalığın en tipik belirtisi genellikle yemek sonrasında ortaya çıkan karın ağrısı. Çoğunlukla göbek çevresi ve altında gelişen karın ağrısının yanı sıra ishal de Crohn’un en sık rastlanan belirtilerinden biri. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu, “Eğer bağırsakta ciddi derecede daralma oluşmuşsa bu kez de karında şişkinlik, ağrı, kusma veya kabızlık da görülebiliyor” diyor. Hastalığın kalın bağırsakta tutulum yapması durumunda ise dışkıyla birlikte kan gelmesi başka bir belirti olarak ortaya çıkıyor. Hastalığın alevlendiği dönemde yorgunluk, halsizlik, yüksek ateş, iştahsızlık, istemsiz kilo kaybı; anal bölge tutulumunda anüs çevresinde çatlak, iltihaplı akıntı yapan fistüller ve apseler görülebiliyor.</p>

<h3>CROHN HASTALIĞINDA TETİKLEYİCİ FAKTÖRLERE DİKKAT</h3>

<p>Crohn halen gizemini koruyan bir hastalık olmakla birlikte ortaya çıkmasında genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor. Ailesinde Crohn öyküsü olan bir kişide hastalığın görülme riski daha fazla. Ayrıca sigara burada da çok olumsuz bir etkiye sahip. Tedaviye başlayan hastanın sigara içiyorsa sigarayı bırakması şart. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu bunun dışında gıdalarla alınan bazı bakteri, bakteri toksinleri ve virüslerin hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabildiğini belirterek “Ayrıca hastalığı alevlendirebilen aspirin, antibiyotik ve bazı ağrı kesicilerin alınmasına da dikkat edilmesi gerekiyor” uyarısında bulunuyor.</p>

<h4>CROHN HASTALIĞINDA DENGELİ BESLENME DAHA ÖNEMLİ HALE GELİYOR</h4>

<p>Bağırsaklarda emilimi bozan, iştahsızlık ve ishal gibi nedenlerle sıvı, mineral, vitamin, elektrolit oranlarında ciddi kayıplara neden olabilen Crohn, hastaların dengeli beslenmeye fazla dikkat etmelerini gerektiren bir hastalık. İshal döneminde çok posalı yememek ve lifli besinleri azaltmak hastaları rahatlatabilecek bir diğer önlem. Bağırsak kanseri riskini artıran işlenmiş gıdalar ve etler ya da yanmış yağlardan kaçınmak da şart. Yine de iyi haber şu ki: Crohn hastalarının katı bir diyet yapmalarına gerek yok!</p>

<h5>CROHN TEDAVİSİNİN İLK BASAMAĞI İLAÇLAR</h5>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu tedavinin, hafif veya ağır seyirleri olan Crohn hastalığının şiddetine ve en yoğun olarak hangi bölgede yerleştiğine göre belirlendiğini belirterek şunları söylüyor: “Tedavide ilk basamağımız ilaçlar. Son yıllarda kullanıma giren Anti-TNF, Anti-integrin ajanlar gibi biyolojik tedavilerle başarı şansımız artmış durumda. Hastalarda daha önceleri kortizon tedavileriyle göremediğimiz endoskopik düzelmeyi saptayabiliyoruz. Yan etki profili bu ilaçlarla, kortizonlu tedavilere göre çok daha az oluyor. Sonuç alamazsak ve gerçekten gerekliyse cerrahi tedaviye başvuruyoruz. Hastalığa neden olan etken ya da etkenler dünyada henüz tam olarak gösterilememiş olsa bile yeni tedavilerle hasta çok daha kaliteli bir yaşam sürebiliyor”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Dec 2019 11:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2019/12/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-1575536184.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde atopik dermatite karşı etkili öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-44</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-44</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde en sık görülen kronik bir deri hastalığı olan Atopik dermatit (Atopik Egzama) ilk belirtilerini bebeklik döneminde göstermesiyle biliniyor. Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, kızarıklık ve kaşıntı gibi egzamanın tetikleyici unsurlarına dikkat çekerek, bebeklerin cildini korumak için önemli ipuçları veriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bebeklerde sıkça karşılaşılan Atopik dermatit (Atopik Egzama) kalıtsal olduğu bilinen bir egzama türüdür. Ebeveynlerin ikisinde birden atopik egzama varsa bu rahatsızlığın bebeklerde de görülme ihtimali yüzde 50’nin üzerine çıkmaktadır. Bazı tetikleyici unsurlarla şiddeti artabilen bu deri rahatsızlığının ilk belirtileri bebeklerde bir yaşını doldurmadan görülebiliyor. Prima Uzman Kurulu Üyesi Dermatolog Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, bebeklerin cildini egzamanın olumsuz etkilerinden ve ataklarından korumak için pratik önerilerde bulunuyor.</p>

<p><strong>İLK BELİRTİLERE DİKKAT EDİN</strong></p>

<p>İlk belirtiler, bebeklerde genellikle yanaklarda palyaço makyajını andırır biçimde kırmızı, hafif şiş, üzeri kuru ve ince kepekli yamalar şeklinde kendini gösterir. Atak dönemlerinde daha fazla şişme ve sulanma görülebildiği gibi kaşıntı da olabilir. Şiddetli ataklarda ise kollar, bacaklar ve gövdede de benzer kızarıklıklar ve kaşıntılı belirtiler ortaya çıkar. Bu alanlar özen gösterilmediğinde kolayca mikrop kapabilir ve bu da kaşıntının ve egzamanın şiddetini artırmasına neden olur.</p>

<p><strong>BEBEKLERİN BANYOSU SIK YAPILMALI AMA KISA SÜRMELİ</strong></p>

<p>Atopik dermatiti tetikleyen nedenler arasında bebeklerin cildini aşırı sabunlama, keseleme, alkol içeren kolonya benzeri ürünlerin kullanımı ve bebeğin fazla terlemesi sayılabilir. Ancak Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, en sık görülen ve kolayca gözden kaçabilen nedenlerden birisinin de yünlü giysiler olduğuna dikkat çekiyor. Giysilerdeki yün liflerinin çok fazla tahrişe neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydemir, bu liflerin kaşıntıyı da artırabileceğini belirtiyor. Sentetik giysiler de bebekleri terleterek, kaşıntıyı artıracağından bebek kıyafetlerinde pamuklu kumaşların tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<p>Bebeklerin cildinin çok kuru olması da kaşıntıyı tetikleyebiliyor. Bebeklerin yıkanma sıklığı konusunda değişik görüşler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, ebeveynlere bebeklerini sık (her gün gibi) ve ılık suyla yıkamalarını öneriyor. Bebek kurulandıktan sonra, 2-3 dakika içerisinde cildine iyi bir vücut nemlendiricisi sürülmesi de bebeklerin cildinin kuru kalmamasını sağlayarak kaşıntıyı önlüyor. Ancak banyo uygulamasının kısa sürmesi, bebeğin yıkandığı suyun ılık olması ve bebekleri sabunlama işleminin de uzun tutulmaması gerekiyor.</p>

<p>Egzamanın şiddetlenmesinde yiyeceklerin etkisi de çok tartışılan konuların başında geliyor. Bebeklerin ilk 2 yaş aralığında yediklerinin egzama üzerinde sınırlı etkileri olsa da, annelerin bebeklerinin yediklerine nasıl tepkiler verdiğini gözlemlemesi öneriliyor.</p>

<p><strong>BEBEKLERİN BEZ BÖLGESİ KURU OLMALI</strong></p>

<p>Bebeklerde cildin idrar ya da dışkıyla teması tahrişi artıracağı için yeni geliştirilen, emici kanal teknolojisine sahip, nefes alabilen bebek bezlerinin kullanımı da problemin etkilerini azaltıyor. Sıvıyı emen ve hapseden, daha fazla kuruluk sağlayan bebek bezleri bez bölgesini kuru tutarak tahrişi önlüyor.</p>

<p><strong>DERMATOLOG TAVSİYESİ ALINMALI</strong></p>

<p>Atak dönemlerinde tedavi için muhakkak bir dermatoloğa başvurulması öneriliyor. Ailelere internetten edindikleri bilgilerle ya da eş dost önerileriyle ilaç kullanmamalarını, özellikle de bir dermatolog denetimi olmadan asla kortizon içeren ürünler denememelerini öneren Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, egzamanın genellikle 2 yaşın sonuna doğru kendiliğinden kaybolduğunu daha sonra ise şekil değiştirerek devam edebildiğini veya tamamen yok olabildiğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2019 13:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2019/12/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-1575544034.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşten eve döndüğünüzde lenslerinizi çıkarın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-43</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-43</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde kontakt lens kullananların sayısı giderek artıyor. Gerek renkli göze sahip olabilmek adına, gerekse de göz bozukluğu nedeniyle kullanılan kontakt lensler bazı basit kurallara dikkat edilmediğinde ciddi sorunlara yol açıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kontakt lensler; göz bozukluğu olan, gözlük takmak istemeyen, gözleri lazere uygun olmayan hastalar tarafından sık tercih ediliyor. “Kontakt lensler; yerinde ve kurallarına uyulması şartıyla bizlerin de sıklıkla reçete ettiği yardımcı görme aparatlarıdır” diyen Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, kurallara dikkat etmediğimizde kontakt lenslerin faydadan çok zarar verebileceği konusunda uyardı.</p>

<p>Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, kontakt lens kullanımı ile ilgili tavsiyelerde bulundu:</p>

<p><strong>1- Lensleri kısa süreli kullanmalıyız</strong></p>

<p>Oksijen geçirgenlikleri ne kadar yüksek olursa olsun; kontakt lensli bir göz, normal bir göze göre daha az oksijenlenir. Bu nedenle lenslerimizi mümkün olduğunca kısa süreli kullanmalıyız. Örneğin okuldan veya işten eve döndüğümüzde lenslerimizi çıkarmalı, gözlük kullanmalıyız.</p>

<p><strong>2- Lenslerimizin hijyenine dikkat etmeliyiz</strong></p>

<p>Lenslerimizin hijyeni konusunda da oldukça dikkatli olmamız gerektiğini dile getiren Dr. Fatih Atmaca, “Lenslerimizi takarken ve çıkarırken önce ellerimizi yıkamalıyız. Lenslerimizi çıkardıktan sonra temiz lens kutumuza solüsyonumuzu yenileyerek koymalıyız” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>3- Lenslerle asla uyumamalıyız</strong></p>

<p>Lenslerimizle asla ve asla uyumamamız gerekiyor. Hastalarımıza bunu söylediğimizde bazen ‘Ama hocam böyle yapan arkadaşlarımız var ve bir şey olmuyor’ cevabını alabiliyoruz. Benim bu durumda verdiğim cevap şu oluyor: “Bir gün bir şey olmaz, bin gün bir şey olmaz. Bin birinci gün iltihap kapabilirsiniz.” İşin kötü tarafı kontakt lens kullanımına bağlı başta keratit dediğimiz enfeksiyonlar (lensi üzerine taktığımız gözümüzün saydan ön tabakasının iltihabı) kalıcı görme kaybına neden olacak kadar ciddi bir hal alıyor. Uyumadan önce nasıl ki ayakkabımızı, çorabımızı çıkarma ihtiyacı hissediyorsak, lenslerimizi de çıkarmadan uyumamalıyız. Unutmayalım ki göz bebeklerimiz ayak tabanımızdan çok daha hassas.</p>

<p><strong>4- Lenslerle havuza girmemeliyiz</strong></p>

<p>Bir diğer yanlışın ise aylık lenslerin bir ay gözde kalabileceği düşüncesi olduğuna dikkat çeken Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, “Bu kesinlikle yanlıştır. Aylık lens yoktur; sabah takıp akşam çıkarmak kaydı ile bir ay kullanabileceğiniz lensler vardır. Lensleriniz ile asla havuza girmeyin. Havuzdaki klor, koruyucu maddeler, boyar maddeler ve diğer havuz kullanıcılarının vücut sıvıları kontakt lensinize yapışır ve siz havuzdan çıksanız dahi lensler gözünüzde kaldığı sürece gözünüz bu zararlı ve kirli maddelere maruz kalmaya devam eder. Unutmayalım ki keratit dediğimiz ciddi göz enfeksiyonu ile karşılaştığımız her iki hastadan biri düzensiz kontakt lens kullanıcısı. Bu nedenle lens kullanırken dikkatli olmalı, azı karar çoğu zarar özdeyişini akılda tutmalıyız” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2019 13:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2019/12/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-1575544084.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haftada 3 gün tüketin yeter... Ciğerlerinizi ilk günkü haline getiriyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-31</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-31</guid>
                <description><![CDATA[Eşek dikeni nedir, eşek dikeninin faydaları nelerdir? sorusunun cevapları son günlerde çok fazla merak ediliyor. Eşek dikeni akız, kansa ve kenger gibi çeşitli isimlerle anılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>EŞEK DİKENİ NEDİR?</strong></p>

<p>Eşek dikeni papatyagiller familyasındandır. 1 veya 2 yıl yaşayabilen bu&nbsp;bitki&nbsp;çorak arazi ve tarlalarda yetişmektedir. İnce ve çengelli olan kenger bitkisi temmuz ve ağustos aylarında iyice çiçeklenmektedir. Temmuz ve ağustos aylarında eşek dikeninin rengi erguvan ve beyaz rengini almaktadır. Eşek dikeninin çiçekleri yaşken güzel kokuludur ancak kuruduklarında kokusu tamamen kaybolur.</p>

<p>Diyarbakır yöresinde kenger yemeği olarak pişen eşek dikeni yöre halkı tarafından severek pişiriliyor. İçine kuzu eti koyularak kavrulan eşek dikeninin yemeğine kenger meftunesi deniliyor. lezzetti ve son derece sağlıklı olan bir bitki olan eşek dikeni nedir, nerelerde yetişir? Eşek dikeninin faydaları nelerdir? sorularının cevapları haberimizde...</p>

<p><strong>EŞEK DİKENİ NERELERDE YETİŞİR?</strong></p>

<p>Kırmızı ve mor renkte çiçekler açan eşek dikeni, ülkemizin neredeyse çorak olan hemen hemen her arazisinde yetişir. Eşek dikeninin Türkiye 'de yetiştiği yerler, Ege bölgesi, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgesidir. Eşek dikeni nadir olarak Ege ve Akdeniz bölgesinde de yetişmektedir.</p>

<p>Eşek dikeninin ege bölgesinde kenger ismiyle kahvesi yapılmaktadır. Eşek dikeninin en çok zeytinyağlı yemeklerinin yapıldığı yer ege bölgesidir. Aynı zamanda eşek dikeninin&nbsp;Diyarbakır'da kenger meftunesi adında kuzu etli kavurması yapılmaktadır.</p>

<p>Eşek dikeninin sağlık açısından bir çok faydası bulunmaktadır. Lezzetli bir şekilde yemeklerinin yapıldığı eşek dikeninin faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz:</p>

<p><strong>MİGRENİ TEDAVİ EDER</strong></p>

<p>Eşek dikeninin kramp çözücü özelliği bulunmaktadır. Bu özelliği sayesinde migren ve çeşitli baş ağrıları tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir.</p>

<p><strong>SİNDİRİM İSTEMİNE İYİ GELİR</strong></p>

<p>Eşek dikeni zengin lif oranı sayesinde sindirim sistemini iyileştirmektedir. Aynı zamanda sinir sistemini onararak vücuttaki kanı temizlemeye yardımcı olmaktadır.</p>

<p><strong>KARACİĞER YAĞLANMASI OLANLAR YEMEĞİNİ YAPIP YİYEBİLİR</strong></p>

<p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p>

<p><strong>KARACİĞER YAĞLANMASI OLANLAR YEMEĞİNİ YAPIP YİYEBİLİR</strong></p>

<p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Sep 2019 11:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2019/12/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-1575544198.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu besin meğer karaciğeri bitiriyormuş!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-26</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-26</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme alışkanlıkları, karaciğer sağlığını doğrudan etkiliyor. Yağlı gıdaların yanı sıra, şekerli ve tuzlu yiyecekler de karaciğer sağlığına zarar veriyor. Lif oranı yüksek olan yiyeceklerin karaciğerin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olabileceğini belirten uzmanlar, paketli atıştırmalıkların zararları konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme alışkanlıkları,&nbsp;karaciğer&nbsp;sağlığını doğrudan etkiliyor. Yağlı gıdaların yanı sıra, şekerli ve tuzlu yiyecekler de karaciğer sağlığına zarar veriyor. Lif oranı yüksek olan yiyeceklerin karaciğerin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olabileceğini belirten uzmanlar, paketli atıştırmalıkların zararları konusunda uyarıyor.</p>

<p><strong>PAKETLENMİŞ ABUR-CUBUR YİYECEKLERİ SINIRLAYIN!</strong></p>

<p>"Cips ve unlu mamuller ile ilgili problem genellikle şeker, tuz ve yağ ile doldurulmuş olmalarıdır" diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü, "Çalışmak için yanınızda sağlıklı atıştırmalık bulundurun. 10-12 adet yer fıstığını robottan çekip, doğal bir fıstık ezmesi elde edip yanında bir dilim elma ile yiyebilirsiniz. Ya da kuru kayısı veya hurma arasına ceviz yerleştirerek mini sağlıklı atıştırmalık sandviçler elde edebilirsiniz. Bu tarifler, tatlı krizlerinize de birebir" önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>PATATES KIZARTMASI VE HAMBURGER SİROZA YOL AÇIYOR!</strong></p>

<p>Patates kızartması ve hamburgerin&nbsp;karaciğer&nbsp;sağlığını tehdit eden gıdalardan olduğunu belirten Örkcü, "Doymuş yağ oranı yüksek yiyecekleri çok fazla yemek, karaciğerinizin işini yapmasını zorlaştırabilir. Zamanla siroz olarak bilinen karaciğerde iz kalmasına yol açabilecek iltihaplanmalara neden olabilir." dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>ŞEKERİ AZALTIN!</strong></p>

<p>Çok fazla tatlı tüketiminin karaciğere zarar verebileceğini ifade eden Özden Örkcü, "Çünkü karaciğerin işinin bir parçası şekeri yağa dönüştürmek. Eğer aşırıya kaçarsanız, karaciğeriniz çok fazla yağ yapar. Uzun vadede, yağlı&nbsp;karaciğer&nbsp;hastalığı gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz." dedi.</p>

<p><strong>SUYUN YARARLARINA ŞAŞIRACAKSINIZ!</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü, "Karaciğeriniz için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri sağlıklı kilonuzu korumaktır. Gazlı içecekler veya sporcu içecekleri gibi şekerli içecekler yerine içme suyu alışkanlığı edinin. Her gün kaç kalori kazanacağınıza şaşıracaksınız" diyerek, önerilerini şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>TUZUN ÜZERİNE BİR KAPAK KOYUN</strong></p>

<p>Vücudunuzun biraz tuza ihtiyacı var; fakat yapılan araştırmalar, sodyumdan yüksek bir diyetin&nbsp;karaciğer&nbsp;izinin ilk aşaması olan fibrozise yol açabileceğini öne sürmektedir. Tuzu kesmek için ise yapabileceğiniz bazı kolay şeyler var. Pastırma ya da şarküteri gibi işlenmiş yiyeceklerden kaçının. Konserve sebzeler yerine taze seçin.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2019 11:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2019/03/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-1552812276.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış Aylarında 5 Tavsiyeye Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-17</link>
                <guid>https://www.aksaray68haber.com.tr/haber/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-17</guid>
                <description><![CDATA[Kış deyince ilk olarak hemen akla bitmeyen soğuklar, erken kararan hava ve uzun süreli hastalıklar geliyor… ‘’Bu kış hasta olacak mıyım?’’ tedirginliğini bazı dönemlerde çoğumuz yaşıyoruz. Esasen kışın soğuk günlerine karşı sağlıklı olabilmek ve kışın büyüleyici güzelliğini yaşayabilmek çok kolay! İşte size soğuk kış günlerine karşı koyabilmenize yardım sağlayacak bazı öneriler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Bağışıklık sisteminize güç veren gıdaları tercih edin</strong></p>
</div>

<div>
<div>
<p>Kış mevsiminin zorluklarına göğüs germenin yolu beslenme alışkanlıklarınızı mevsime göre ayarlamaktan geçiyor. Dengeli bir beslenme düzeni, kış mevsiminin zorluklarını atlatmanızda yardımcı olacak. Soğuk kış günlerine karşı bağışıklık sisteminizi güçlendirecek besinleri tercih edin ve sıvı tüketimini ihmal etmeyin.</p>
</div>
</div>

<p><img src="http://tags.bluekai.com/site/41218?limit=1&amp;phint=event%3Dnative&amp;phint=brand%3Dlipton_milliyet" style="height:1px; width:1px" /><strong>Kışın da bol sıvı tüketimine dikkat!</strong></p>

<div>Çoğu kişi yaz mevsiminin kavurucu, sıcak günlerinde su içmeyi ihmal etmezken; kış aylarının soğuk günlerinde sıvı tüketimini göz ardı edebiliyor. Oysa vücudun yüzde 60’ının sudan oluştuğunu göz önünde bulundurursak; beden sağlığımız için her mevsim aynı oranda düzenli sıvı tüketimine ihtiyaç duymaktayız. Su, vücudun tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli. Kış mevsiminde de beden sağlığınız için sıvı tüketimine gereken önemi vermeyi unutmayın.</div>

<div>
<div>
<p><strong>Kış meyvelerinin tadını çıkarın</strong></p>
</div>

<div>Sofranızda kış meyvelerine daha fazla yer açmanız; vücudunuz için gerekli besin materyallerini daha rahat almanızı sağlar. Soğuk kış günlerinin beraberinde getirebileceği hastalıklara karşı durabilmeniz elma, portakal, mandalina gibi kış meyvelerinin yardımıyla olacak. Hem lezzet açısından zengin hem de besin ve vitamin deposu olan kış meyvelerine sofranızda daha fazla yer açın.</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Sep 2019 14:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.aksaray68haber.com.tr/images/haberler/2019/03/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-1552736314.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
