Reklam
Köşe Yazısı

Yüzde 10 = Yüzde 90’a

Dünya ülkelerinin tamamında basit bir hesapla halkın yüzde 20’lik bir kısmı sosyal ve ekonomik anlamda kalburüstü denilen grupta yer alırlar ve bu insanlar için bazı hesapların hayatlarında yeri yoktur. Bu insanlar pazarda, markette domates biber hesabı yapmaz, Et, süt alırken en iyisini ve kaliteli

nazmicaliskan Nazmi 25 August 2026, 06:353 dk okuma

Dünya ülkelerinin tamamında basit bir hesapla halkın yüzde 20’lik bir kısmı sosyal ve ekonomik anlamda kalburüstü denilen grupta yer alırlar ve bu insanlar için bazı hesapların hayatlarında yeri yoktur.

Bu insanlar pazarda, markette domates biber hesabı yapmaz,

Et, süt alırken en iyisini ve kalitelisini tercih eder ve ödedikleri bedeller bütçelerini sarsmaz,

Araçlarının yaktıkları yakıtla ilgili bir hesap içerisine girmezler,

Pahalı kıyafetler giyer en pahalı yerlerde marka takıntıları aslında onların kendi camialarındaki itibar göstergesidir.

Yani dünyanın her yerinde yüzde 20 ile geriye kalan yüzde 80’lik halk kitlesi arasında 180 derecelik bir fark vardır.

Bu fark her ne yazık ki artık bizim ülkemizde yüzde 10’lara kadar geriledi.

Elit tabaka ile geri kalan tabaka arasındaki tüm yaşam standartlarındaki makaslar here geçen yıl daha da açılmaya devam ediliyor.

İşte bizim ülkemizde de insanların refahları, yaşam kaliteleri konusunda yüzde 10’luk şanslı tabakanın hayatları yüzde 90’ın gözüne sokularak “Sizler de rahat yaşıyorsunuz” algısı oluşturuluyor.

Aksaray özelinden pay alırsak;

Aksaray’da yaklaşık 450 bin kişi ikamet ediyor ve il dışından giriş çıkış yapanlarla beraber bu sayının yıllık ortalaması 500 bin rakamına ulaşıyor.

Bu ilde yaşayan 500 bin insanın 50 bini ile geriye kalan 450 binin yaşadığı hayatın aynı olduğu iddiası ile yeni tartışmalar yaratılıyor.

Şöyle ki;

“Maaşımız yetmiyor, istediğimizi alıp satamıyoruz, tarım ülkesinde meyveye hasret kaldık” diyenlerin önüne hemen birileri tarafından caddedeki lüks ve şatafat konuluyor.

“Geçinemiyoruz” diyenlerin önüne şehirde akmayan trafik örnek gösteriliyor.

“Yetmiyor” diyene yeni yapılan ultra lüks evler örnek gösteriliyor,

“Batağız” diyenlere kafeler Caddesindeki zengin çocuklarının yaşamları örnek gösteriliyor.

Bu örneklerle yapılan tartışmaların sonucunda ipler tam anlamıyla “Nankörlük yapmayın” cümlesi ile kopuyor.

Bilmiyorlar ki; Aksaray’da trafiğe kayıtlı araç sayısı 190 bin.

Bu araçların günde yüzde 10’u trafiğe çıksa 20 bin araç yapar.

Çarpık yapılaşma ve trafik görgüsüzlüğü ile bu yüzde 20’nin aracına ek olarak işlerinin ve merkezde işi olanların araçları bile bu trafiği yılın 365 günü içerisinden çıkılmaz bir hale getirir.

Hepimizin gözünün önüne konulan ve sıkıntılarımızı anlattığımızda da gözlerimize sokulan kafeler caddesindeki masa, sandalye kapasitesi de belli.

Yüzde 10’luk kitlenin 50 bin olduğunu düşünür ve bunların ortalama olarak her 5 günde bir dışarı çıktığını hesaplarsak 10 bin kişilik masa, sandalye kapasitesi gerekir.

Bu da dolmamasına rağmen “Tıka basa dolu” denilen kafeler Caddesinin nasıl dolduğunu ortaya koyar.

Yani ağızlarında altın kaşıkla doğanların yaşadıkları hayatlar yüzde 90’lık kesimin tüm sorun ve sıkıntılarının üzerini kapatmaya yetiyor da artıyor bile. 

İşte özellikle de yurt dışından gelen ve vatan sevdalarından hiç şüphem olamayan hısım akrabalarımızla süregelen ve sonucunda nankörlükle suçlandığımız ve kavga ile son bulan tartışmaların asıl nedeni bu.

Buraya gelenler ildeki trafiği, caddedeki lüks ve şatafatı görüp örnek verirken geri kalan insanların nasıl yaşadıklarını ve ne çektiklerini görmüyor ve görmekte istemiyor.

En ufak itirazda fakirlik yarıştırmaya başlayanlar ile arada son yıllarda yaşanan ve artık hakaret ve küfürleşmelere varan tartışmalardan uzak durmak ve sadece anın tadını çıkartmak hasret gidermek gerekmiyor mu?

Kısır döngüye dönen tartışmaların sonucunun küslüklere, kavgalara ve zaman kaybına neden olduğunu ne zaman anlayacağız.

Evet caddemiz dolu,

Araç park edecek yerimiz yok,

Lüks ve şatafat aldı başını gidiyor,

Marka takıntısı hat safhada.

Ama bu Almanya’da da, Hollanda’da da, Fransa’da da, İtalya’da da, Amerika’da da ve dünyanın tüm ülkelerinde öyle.

Orada yüzde 20’lik elit kitlenin yaşadığı hayatı burada yüzde 10 yaşıyor ve sizler de yüzde 10 = yüzde 90’a diyorsunuz.

Matematiğin tüm formüllerinin çaresiz kaldığı güzel ülkemde de zaten böyle bir hesap mantığı yapılabilirdi zaten.

Boş verin oradakilerin mi, buradakilerin mi ne kadar rezil yaşam sürdüklerini de tatilinizin tadını çıkarın. Benim güzel ülkemde vitrinlik yüzde 10 hepimiz için yiyip, için geziyor bizlerde onların yaşantısından keyif alıyor ve “Allah ağızlarının tadını hiç bozmasın” diyerek dualarımızı eksik etmiyoruz…

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!


Reklam