Bana da Anlatılan Kısa Bir Hikâye “Anlayana”
Bugün artık tuhaflıklar şehri olan ve insanların “Bu da mı oldu?” sorusunu sorarak sonuna hayret ünlemi veya soru işareti koymadığı Aksaray’da her yeni günde yeni tuhaflıklar, yeni olayları görüyor veya bazı zamanlarda da duyuyoruz. Daha geçtiğimiz yıl valilik konağında düzenlenen hamsi gecesini köş
Bugün artık tuhaflıklar şehri olan ve insanların “Bu da mı oldu?” sorusunu sorarak sonuna hayret ünlemi veya soru işareti koymadığı Aksaray’da her yeni günde yeni tuhaflıklar, yeni olayları görüyor veya bazı zamanlarda da duyuyoruz.
Daha geçtiğimiz yıl valilik konağında düzenlenen hamsi gecesini köşesine taşıyan bir hanımefendinin şikâyet ile ifadeye çağrıldığını duyduğumda bile şaşırmadım.
-“Demek ki o gece birkaç basın mensubu ile devletin Aksaray’daki en üst kademesindekilerin çok gizli tutulması gereken bir toplantısıymış ve öyle de kalmalıymış”
-Veya “O gece servis edilen balıkları bu halkın birçoğunun alamadığı gerçeğini gün yüzüne çıkartan gazeteciden rahatsız olunmuş”
Neyse hep dediğimiz gibi “Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti” bile.
Ziyafeti verenler o güzel atlara binip gittiler, ziyafet sofrasına da konuk olanlar Aksaray’da en azından o dönemde ayrıcalıklı olduklarını ve dokunulamayacaklarını tüm Aksaray’ın gözüne soktular.
Gelelim asıl hikâyemize;
Dedim ya Aksaray’da tuhaflıklar bitmediği gibi sonrasında yaşanan daha büyük olaylar hepimizi balık hafızalı etmeye başladı.
Yani gündemimiz o kadar seri bir şekilde değişiyor ki hep beraber bir araya gelip dedikodusunu bile yapamıyoruz.
Ama gündeme konu olan kişiler ve sözde yanındaki yaverleri olayların unutulmasına izin verirlerse.
Bir dönem gittiğim bir eğitim programında çok kıymetli eğitmenimiz bizlere şöyle bir hikâye anlatmıştı;
Son baharın gelmesi ve havaların soğumaya başlaması ile birlikte göç için harekete geçen kuşlar sıcak bölgelere gitmek için havalanmış ve sürü halinde belirli bir disiplin ile uçmaya başlamışlar.
Her sene tekrar eden bu göç döngüsü içerisinde daha önceden bulunmayan genç ve tecrübesiz kuşlar bu sürece uyum sağlamaya çalışırken bunların içlerinden birisi uçmanın da verdiği rehavet ve kibir ile sağı solu izleyip kendisini herkesten ve her şeyden yüksek görmeye başlarken sürüsünü kaybettiğini fark etmemiş.
Bir başına sürüsünden ayrı şekilde kanat çırparken bir süre sonra ters yönde ilerlediğini geç fark etmesinden dolayı soğuk ve yağışlı havanın içerisine girerek can havliyle kurtulmaya çalışsa da bir süre sonra kanatları kar ve yağmurun ağırlığını taşıyamamış ve boş bir araziye düşmüş.
Bir ineğin otladığı arazide bir süre sonra başlayan kar yağışı ve dondurucu soğuk nedeniyle karla kaplanan ve donmak üzere olan kuşun üzerine o otlayan inek pislemiş.
Pisliğin kamuflajı ve ısısı ile cana gelen kuş pislik içerisinde ötmeye başlamış.
Kısa bir süre sonra bir kurt gelmiş ve o kuşu pislikten çıkartıp temizlemiş ve afiyet ile yemiş.
“Hikâye burada bitti” demişti kıymetli hocamız.
Bizler sonunu beklerken bu hikâyeden neler anladığımız ve ne gibi sonuçlar çıkarttığımızı sormuş ama sonuç olarak düz mantık olan bizler “Bu ne şimdi” diyerek cevabın hocadan gelmesini beklemiştik.
Bir süre sonra hikâyenin “Bu hikâye insanlara 3 farklı ders verir” diyen hocamız cevabı şöyle sıralamıştı;
1-Her üzerinize pislik atanı kendinize düşman görmeyin, belki o pislik sizin yeni yolunuzu çizerken kurtuluşunuza neden olabilir.
2-Sizi her pislikten çekip çıkartanı kendinize kurtarıcı ve dost olarak görmeyin, amacını hiçbir zaman bilemezsiniz.
3-Eğer bir pisliğin içerisine düştüyseniz sakın ola sesinizi çıkartıp, çırpınıp daha derine batmayın…



Yorumlar
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!